Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler

7 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Bilinmeyen Yazar: Yılmaz Şener 1,00 

    “Çoğu zaman söylenenler anlatılmak istenen şeylerin sadece gölgesidir. Dil yorulunca devreye suskunluklar girer. İşte bu yüzden, sustuklarımız söylediklerimizin gövdesidir.”

    Sıradan bir hayatın içinde sessiz adımlarla ilerleyen Yalçın’ın karşısına, her yedi yılda bir, kendine Avcı diyen gizemli bir adam çıkar. Her seferinde hayatının çok zor bir döneminde Yalçın’ın karşısına çıkan Avcı’nın son gelişindeki sebep, diğerlerinden çok farklıdır. Ve böylece Yalçın ile Avcı; geçmiş ve geleceğin, düş ile gerçeğin iç içe geçtiği bir yolculuğa çıkarlar.

    Bu yolculuğun sonunda Yalçın’ı iki şey beklemektedir; ya her şeyi olduğu gibi kabul edecektir, ya da deli gibi görünecek olmasına rağmen her şeyi inkâr edecektir.

    Zekice kurgulanan ve mizahtan ödün vermeyen bir üslupla yazılan Bilinmeyen, çok katmanlı bir hikâye sunuyor.

  • Buğu Yazar: Nihan Kaya 1,00 

    Başka bir yüzyıldanmış gibi konuşan, zarafet timsali bir İstanbul beyefendisi, Yasef. “Ömrümde becerebildiğim tek şey, bir kadını sevmekti,” diyor. Çocukluğundan beri sevdiği kadın, Nur, Filistin savaşının ortasına doğmuş, sevdiği herkesi bu savaşta kaybetmiş, köklü bir ailenin tek oğlu olan Yasef gibi sevgi, ihtimam, eğitim göremeden büyümüş, yabani huylu bir aktivist. Değer verdikleri her şey, birbirine ters.

    Roman ve Gerçek başlıklı bölümlerle ilerleyen Buğu, kurgu ilerledikçe romanın gerçeğe, gerçeğin romana, Bakırköy Akıl Hastanesi’ndeki hastaların doktora, doktorların hastalara dönüştüğü, gerçekliğe, psikiyatri bilimine, roman tekniğine dair yerleşik inançlarımızı sorgulayan, anti-psikiyatrik bir anti-roman.

    Karadan ayrılmak için denize çıkmak gerekir; ama denizde olduğumuzun tadına varabilmek için de denizden karaya bakmak esastır.

        Öldüğümüz için mi hayata bakıp duruyoruz yoksa?

    Yaşasak ölüme bakardık.

  • Disparöni ya da Yaşama Korkusu Yazar: Nihan Kaya 1,00 

    Disparöni ya da Yaşama Korkusu birbirini çok uzun zamandır tanıyan Feraye ve Cem’in iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Modern bir Eugenie Grandet olan Feraye, Don Juan olan Cem. Herkesin sahte olduğu bir dünyadan kendini sakınarak kendine sadık kalmaya çabalayan Feraye; aynı sahte dünyaya başka bir yöntemle, şov yıldızı olarak ve bu dünyayla onun tam içinden alay ederek başkaldıran Cem. Disparöni ya da Yaşama Korkusu, Feraye ve Cem’in hem ayrı ayrı dünyayla, hem de birbirleriyle kurdukları ilişkideki birleşme sancısı. Biri ne beklediğini bilmeden hep bekliyor; diğeri ne aradığını bilmeden hep arıyor. Biri düşünüyor; diğeri yapıyor.

    Dis zorluk belirten ön ek, para ile, unia birleşme anlamına geliyor.

    Nihan Kaya, Feraye ve Cem’in bu dünyayla birleşmeye çalıştıkça canlarının yanmasını anlatırken yine insan psikolojisinin dehlizlerine dalıp başarıyla çıkıyor.

    O kadar uzun zamandır bekliyorum ki artık beklemenin kendisine dönüşmüş gibiyim. Beklemek bütün vaktimi alıyor; bütün ömrümü, hayatımı kaplıyor. Artık bekçi gibi, Godot’yu bekler gibi, Mehdi’yi bekler gibi, beklemenin kendisini bekler gibi bekliyorum. Hayatım kesik elektriğin gelmesini bekleyen tam teçhizatlı bir elektrikli makine gibi. Beklediğim gerçekleşince görünür olacak mahiyeti.

    O kadar uzun zamandır arıyorum ki artık ne aradığımı bile hatırlamıyorum.Net olarak zihnime kazınmış tek şey, arıyor olduğum. Her yerde, her şeyde, durmadan arıyorum. O kadar kaptırmışım ki kendimi aramaya, aradığımı bulduğumda onu aynı zamanda yitirmiş mi olacağım diye korkuyorum bir yandan.”

  • Dublinesk Yazar: Enrique Vila Matas 1,00 

    Nitelikli yazarların, yayıncıların ve iyi okurların karşılaştıkları zorluklar ile iyi edebiyatın gücünü yitirdiği bir toplumda hayatta kalma mücadeleleri Dublinesk’te buluşuyor.

    “Vila-Matas’ın yazılarının üzerimdeki etkisi muazzamdır. Espri anlayışına, her tür edebiyat hakkında sahip olduğu bilgiye, yazarlara duyduğu şefkate ve edebiyatla ilgili konuları alıp korkusuzca yazılarının bir parçası yapmasına hayran kaldım.”
    -Paul Auster-

    “Modern İspanyol edebiyatında eşi benzeri olmayan bir yazar. Vila-Matas’ın mükemmelliği tartışılamaz bir gerçek.”
    -Roberto Bolano-

    “İspanya’nın en seçkin romancılarından biri.”
    -Rachel Nolan, The New York Times-

    Dublinesk, emekli olmuş ünlü bir edebiyat yayıncısının rüyasıyla başlar: Daha önce hiç ziyaret etmediği bir şehir olan Dublin’dedir ve hava, tutku hatta umutsuzlukla ağırlaşmıştır…

    Uyandığında bu rüya onun için bir takıntı haline gelir ve yayıncılığını yaptığı üç yazarla birlikte James Joyce’un Ulysses’inde Paddy Dignam’ın gömüldüğü mezarlığa gidip orada “Gutenberg Çağı” için bir cenaze töreni düzenler. Fakat bu sırada Samuel Beckett’a tıpatıp benzeyen gizemli bir adamın onu takip ettiğini fark eder…

    Eşsiz edebiyat yolculuğu işte böyle başlar.

    Enrique Vila-Matas, kimi eleştirmenlere göre en iyi yapıtı olan bu dokunaklı romanda, Joyce ile Beckett’ın dünyalarının birleştiği sınırlarda dolaşıyor. Bu benzersiz kitap Vila-Matas’ın naif üslubuyla benzersiz bir okuma vadediyor.

  • Kırgın Çocuklar Mevsimi Yazar: Aysel Sağır

    Gerçek olaylardan esinlenerek yazılan Kırgın Çocuklar Mevsimi yakın Türkiye tarihinin en sert dönemlerinden birine ayna tutuyor. Doksanlardan kan donduran bir kesit sunan Aysel Sağır “Hayata Dönüş Operasyonu” diye isimlendirilen ve hâlâ boğaza bir yumru gibi oturan karanlık günleri gazeteci bir kadının tanıklığıyla ilk romanında cesurca anlatıyor.

    Acıların başka acılara karıştığı, gökyüzünün bildiğimiz gökyüzü gibi parlamadığı zamanlarda konfeksiyon işçisi bir gencin hapishaneyle ve sistematik şiddetle tanışmasını, oğlundan başka kimsesi olmayan yalnız bir annenin hayata tutunma çabasını tüm çıplaklığıyla ve sertliğiyle gözler önüne seriyor Kırgın Çocuklar Mevsimi.

    Acının dili ya kulak patlatır ya sessizliğe gömer; Aysel Sağır kimi zaman kulak patlatan, kimi zaman sessizliğe gömen acıların çoğrafyasında bir ağıt yükseltiyor.

  • Madde 22 – 50. Yıl Edisyonu Yazar: Joseph Heller 1,00 

    Madde 22, okuduğum mantıklı tek savaş romanı.”

    -Harper Lee-

    “Madde 22, faşizme karşı verilen savaşta, Amerikalıların yarattığı en büyük destan.”

    -Kurt Vonnegut-

    “Son elli yılda yazılmış iki büyük Amerikan romanı var. Biri Madde 22.”

    -Stephen King-

    “Madde 22’nin muazzam başarısı, seçkin bir edebi eserin bazen gerçekten de çok geniş bir okuyucu kitlesine ulaşabileceğini gösterdi.”

    -Anthony Burgess-

    “Orijinal. Kimse buna benzer bir kitap okumamıştır.”

    -Norman Mailer-

    Yayınlandığı günden beri Amerikan edebiyatının köşe taşlarından biri olarak görülen Madde 22, tarihin de en çok ilgi gören, en sıradışı kitaplarından biri. Edebiyatta kara mizahın doruk noktası.

    Bu, II. Dünya Savaşı sırasında İtalya’da Amerikan ordusu adına görev yapan, bombardıman uçağı pilotu eşsiz Yossarian’ın hikâyesi. Hiç karşılaşmadığı binlerce kişi tarafından öldürülmek istendiği için kızgın olan Yossarian’ın asıl problemi ise askerlik görevini bitirmek için gereken uçuş sayısını her geçen gün artıran kendi ordusuyladır. Ancak Yossarian, tehlikeli görevlerden feragat etmek için herhangi bir girişimde bulunursa, fazlasıyla komik bir bürokratik kural olan Madde 22’ye takılacaktır: Eğer biri tehlikeli savaş uçuşlarını yapmaya gönüllüyse aklını kaybettiği düşünülür ama görevlere katılmak istemediğini belirten resmi bir başvuruda bulunursa delirmediği ortaya çıkar ve böylece görevine devam etmek zorunda kalır.

    Kitabın ellinci yıl edisyonu, Christopher Buckley’nin önsözünün yanı sıra; Norman Mailer, Alfred Kazin, Anthony Burgess ve diğer yazarların da eleştirel makale ve incelemelerini barındırıyor. Nadir bulunan belgeler ve Joseph Heller’ın kişisel arşivindeki fotoğraflar da metne eşlik ediyor.

  • Şantiye Gürültüsü Yazar: Devrim E. Alkış 1,00 

    Şantiye Gürültüsü, gündelik hayatın acemisi, uyumsuz ve hiçbir yerde dikiş tutturamayan yalnız bir adamın hüzünlü ve trajikomik anlatısı. Devrim E. Alkış, üçüncü sınıf lokantaların, ele yüze bulaşan zamparalıkların, birbirine karışan sarhoş şarkılarının, unutulamayan aşkların hikâyesini anlatıyor.

    Büyük laflar etmeyen ve buna rağmen her lafı başına dert açan, hayata geç başlamış, tutunamamış, şanssız biri en çok ne kadar kaybedebilir?

    İnsanı tüketen hırslar, kıskançlıklar, iftiralar ve düşmanlıklardan korunmak için klasik müzik notalarına ya da kitapların harflerine saklanabilir mi?

    Kaybeden olmayı kabul ettiğinde bütün bunlardan kurtulabilir mi?

    Alkış, bu ikinci kitabında şantiyeye dönen günlük hayatın içinde bu soruları sorarken insan sesini arıyor.

    Gürültü sokaklarda, gürültü kulaklarda, gürültü beynimizde patlıyor.

    Kaybetmek bir karakter meselesidir, büyük kaybedelim.