Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
FELSEFE (32)

1–20 / 32 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Bilimsel Zihnin Oluşumu Yazar: Gaston Bachelard 1,00 

    “Bilimsel Zihnin Oluşumu, Gaston Bachelard’ın opus magnumudur. Batıda biçimlenen modern bilimsel zihnin ya da Batı aklının tarihsel oluşumunu böylesine yetkin bir biçimde ele alan başka bir yapıt göstermek zordur. Althusser, Canguilheim, Foucault başta olmak üzre pek çok filozofu derinden etkilemiş ve etkileri halen devam eden bu eserin ülkemizde de dikkatle okunmasının, tartışılmasının vaktidir…”
    Ahmet Öz

    “Bachelard, kuantum mekaniğinin artık olgunlaşmaya başladığı bir dönemde, kısaca “gözle görünmez parçacıklar fiziği”nin felsefe için açtığı alanı düşünmektedir. Bilimin ideal bir imgesini değil, fiili üretimini, kavram ve pratiklerini konu alan Bachelard düşüncesi, bu gözle görünmez gerçekliğin aletsiz ve kavramsız, “saf” deneyim betimlemelerinden hareketle anlaşılamayacağını savunur. Bachelard’ın Bilimsel Zihnin Oluşumu’ndaki düşünce hareketi, Husserl’in Krisis’teki hareketinin tam olarak tersidir: modern bilimin ürettiği bilginin çeşitliliği karşısında yapılması gereken, bir “ilk deneyim”e dönerek bilgiyi burada mümkün kılmak, “şeylerin kendisine dönmek” değil, bilimin kendine özgü üretkenliğinin farkına varmaktır… Bachelard’a göre modern bilimin varlığını ortaya koyduğu olguların üretimini kavramak için iki temel tutumu benimsemek gerekir: 1) bilimsel kavramların incelenmesini ve eleştirilmesini merkeze alan yeni bir akılcılık; 2) bu üretimi kolektif ve tarihsel kimliğiyle kabullenecek, kısacası bir pratik olarak kavrayacak “inşacı” bir epistemoloji. Bu yaklaşım, yani bilimsel üretim bölgelerinin içinden düşünerek bilimsel kavramların tarihsel oluşumunu inceleyen tarihsel epistemoloji, özellikle Fransa’da hem fenomenolojiye hem de mantıksal pozitivizme alternatif oluşturan ve bugün hâlâ etkinliğini sürdüren bir bilim tarihi geleneğinin merkezinde yer alır…”
    Ferhat Taylan

  • Coşku – Tarihin Kantçı Kritiği Yazar: Jean François Lyotard 1,00 

    Lyotard’ın 1981 yılında yaptığı bir konuşmadan yola çıkarak kaleme aldığı Coşku, Kant felsefesinin en sıradışı okumalarından biri olarak değerlendirilebilir. Jean-Luc Nancy ve Philipphe Lacoue-Labarthe tarafından kurulan “Politik Olan Üzerine Felsefi Araştırmalar Merkezi”nde gerçekleştirilen bu konuşma, söz konusu Merkez’in incelemeyi önerdiği “politik olanın geri çekilmesi” izleğinin Kant felsefesi ışığında düşünülmesidir. Lyotard’ın okumasının odak noktasını Kant’ın kritik hareketi oluşturur ve bunun nedeni metnin en başında ilan edilir: hedef, Kant bağlamında kritik olan ile politik olan arasında analoji bulunduğunu göstermektir. Bir anlamda Kant’la Marx’ı birbirine bağlayan ve Marx’ı Hegel’den ayıran da bu “kritik bağ”dır zaten. İyi okumalar…

    Kitaptan…
    İnsanlığın tarihsel doğasındaki bir olay olarak Devrim, verilerden geriye kalan bakiyeye aittir, tekilliklerin ve varoluşların kalıntılarındadır. Bu kalıntı bir cümle bekler, teleolojik cümleyi bekler ama biçimsiz olması buna izin vermiyor gibidir. Ama izleyicilerin Gemüt’ünde bu “biçimsiz”in uyandırdığı coşkuda, her tür mümkün erekselliğin uğradığı bu başarısızlığın kendi ereği vardır.

  • Devlet Üzerine Yazar: Cicero 1,00 

    Cicero Latin edebiyatının ve felsefesinin belki de kendisinden sonraki çağları en çok etkilemiş yazarıdır. Roma’nın geleneksel değerlerinin ve devletinin sadık bir bekçisi olmuş, bu uğurda yaşamını yitirmiştir. Consul’luğa ve vatanın babası unvanına (pater patriae) uzanan siyasi kariyeri boyunca verdiği eserler sadece yaşadığı dönemin değil, sonraki çağların entelektüel zihinleri için de yol gösterici olmuştur: Deneyimlediklerini yazmış, yazdıklarını deneyimlemiştir. Burada çevirisini sunduğumuz De Re Publica da Roma’nın kuruluşu ile krallık devrinden cumhuriyetin son yüzyılına uzanan deneyime dayanan kolektif bir bilincin tarihsel ve teorik bir öyküsüdür. Cicero biçim bakımından Platon ve Aristoteles’in siyasi metinlerini örnek almışsa da, bu öyküyü bir Romalı gibi, görev duygusuyla kaleme almış ve her zaman olduğu gibi devletin esenliğini her şeyin önüne koymuştur. Ona göre erdem (virtus) iyi bir şeyse, uygulamaya dökülmelidir, o halde en yüce erdem de toplumun malı sayılan devlete hizmettir.

    Erken dönemde Kilise tarafından “erdemli pagan” olarak değerlendirilen ve birçok eseri değerli görüldüğü için korunup çoğaltılan Cicero her şeyiyle klasik dönemden çok farklı bir iklimi yaşayan Ortaçağ’da Kilise Babaları’yla birlikte Lactantius, Augustinus, Ambrosius ve Hieronymus gibi önemli isimleri görüşleriyle etkilemiştir. Rönesans döneminin de gözde yazarıdır şüphesiz: başta Petrarca ve Erasmus olmak üzere Eskiçağ’ı hayranlıkla öğrenip inceleyen hümanistlerin ve Machiavelli ve Thomas Hobbes’un da. Sözün kısası, bu büyük yazarın büyük yapıtı Latince aslından çevirisiyle “nihayet Türkçede!” İyi okumalar…

  • Diyalektiğin Birleştirici Güçleri Yazar: Fredric Jameson 1,00 

    “Günümüzün kültürel radikalizmi ekonomik ve ekolojik kriz bağlamına gitgide daha fazla teslim olurken, Jameson’ın ‘postmodern Marksizmi’ ise diyalektiği tekrar eski haline, yani Marx’ın ünlü sözündeki gibi “burjuvaziyle onun doktriner sözcülerinin gözünde bir skandal ve bir tiksinti nesnesi” addedildiği hale döndürebilir.”
    -Ben Noys, The Philosopher’s Magazine-

    Batı felsefesinin son iki yüzyılını derinden etkileyen diyalektik, Marx’tan bu yana eleştirel düşüncenin de en önemli, en çok tartışılan odak noktası oldu. Jameson bu felsefi geleneğin tarihinde ortaya çıkan sorunlarla ilgili bu teorik incelemesinde, metalaşma ve küreselleşme üzerine yazdığı denemeler ve Rousseau, Fichte, Heidegger, Sartre, Derrida, Lacan gibi gerek diyalektik yanlısı gerekse karşıtı olan düşünürler aracılığıyla tartışmayı bir bağlama oturtuyor. Elli yıl boyunca diyalektik düşünce üzerine çalışmalar yapmış ünlü kültür eleştirmeni ve felsefeci Fredric Jameson’ın, Batı felsefesinde yanlış anlaşılmış, çarpıtılmış ve hayati önemdeki bir düşünce çizgisini ele alan bu kapsamlı çalışmasından, iç gerilimlerin zorlamasıyla, entelektüel uğraş alanında yeni bir çağ doğabilir.

    Titiz bir incelemenin ürünü olan Diyalektiğin Birleştirici Güçleri, “mekânsal” diyalektik denilen yeni kavrama doğru ilerleyen bir hareketin haritasını çıkarıyor ve tarihsel materyalizmi irdeleme kapsamına aldığı bir Paul Riccoeur incelemesi üzerinden de küreselleşme konusunda olağanüstü bir tefekkürle sona eriyor. Jameson diyalektik düşünceyi, 21. yüzyıl için yeniden canlandıran yeni bir düşünce sentezi sunuyor.

  • Düşlemenin Poetikası Yazar: Gaston Bachelard 1,00 

    Şiir, hem düş kuranı hem de düş kuranın dünyasını inşa eder.
    Gece düşü bir ruhun düzenini bozabilirken, geceleyin denenen çılgınlıkları gündüze taşıyabilirken, güzel bir düşleme ruhun kendi durmasından gerçekten zevk almasına, kolay bir birlikten zevk almasına yardım eder. Psikologlar, kapıldıkları o gerçekçilik sarhoşluğu içinde, düş kurmadaki kaçış özelliğinde fazla ısrar ediyorlar. Düşlemenin, düş kuranın çevresinde yumuşak bağlar dokuduğunu, “bağlayıcı” olduğunu, kısacası düşlemenin düş kuranı tam anlamıyla “poetikleştirdiği”ni her zaman kabul etmiyorlar.

    Öyleyse düş kuran tarafında, düş kuranı oluşturan tarafta, psikolojik bir poetika bulunduğunu, tüm psişik güçlerin uyuma kavuştuğu bir Psişe poetikası diye nitelenebilecek bir poetikleştirme gücü bulunduğunu kabul etmek gerekir.

    Uyum ve eşgüdümün gücünü sıfattan isme doğru kaydırmalı ve poetik bir düşleme poetikası kurmalıyız o halde; böylece, aynı sözcüğü yineleyerek, ismin varlık tınısı kazandığını da vurgulamış oluruz. Poetik düşlemenin poetikası! Büyük bir istektir bu, çok büyük bir istektir, çünkü sonuçta her şiir, okuruna bir şair bilinci kazandıracaktır.

    Elbette poetik anlatımdan bir yaratıcının bilincine geçmemizi sağlayacak bu altüst olmayı, tam olarak asla başaramayacağız. En azından düş kuran bir varlığın vicdanını rahatlatacak böyle bir altüst olmayı başlatabilirsek, düş kurma Poetikamız amacına ulaşmış olur.

  • Felsefi ve Siyasi Yazılar Yazar: Louis Althusser 1,00 

    Yazılar’ın bu altıncı ve son cildi, Althusser düşüncesinin klasik temalarından oluşan metinleri bir araya getiriyor. Felsefe, bilim, din ve ideoloji nasıl tanımlanmalıdır ve aralarındaki ilişkilerin doğası nedir? Tarih nedir? Öznesiz bir süreç olarak tarih nedir? Marx’ın gençlik yapıtlarıyla Kapital arasında gerçekleştirdiği “epistemolojik kopuş” ne anlama gelir? Ve felsefe nedir? Söz bir kez daha Althusser’in:
    Marksizmi emek felsefesi olarak gören bütün idealist yorumlar, bütün emek ideolojileri incelendiğinde, bunların 1844 Elyazmaları’nın konularını yinelediği ya da bir “praksis” Fenomenolojisi kurmaya çalıştıkları a posteriori olarak kolayca fark edilir. Ama burada söz konusu olanın, başka bir alana, bilimin alanına yerleşmiş tarihsel materyalizm değil, felsefi ideoloji olduğu söylenerek itiraz edilecektir.

    Emek kavramı, şu kavramlarda “parçalanır”: emek süreci, emek sürecinin toplumsal koşullarının yapısı, (emek değil) emek gücü, (emeğin değil) emek gücünün değeri, somut emek, soyut emek, emek gücünün uygulamaya koyulması, emek miktarı, vb. Tüm bu “parçalanmalar” yalnızca basit, kökensel emek mefhumunun tarihsel materyalizm için teşkil ettiği büyük epistemolojik engelin, tarih biliminin önünden kaldırıldığı belirli biçimlerdir. Marx Kapital’de, emeğin “toplumsal” niteliğinden, gitgide daha çok toplumsallaşan emekten bahsettiğinde, bu ifadelerdeki, emek kelimesi, teorik olarak ilksel ve dolayısıyla kendiliğinden bilimsel olan bir ana kavrama yani Emek kavramına göndermez, kısa bir listesini verdiğim birleşik yeni kavramlara gönderir.

  • Hakkıyla Yazar: Jean François Lyotard, Jean Loup Thebaud, 1,00 

    “Denize bırakılan şişeler gibi kitaplar yazdım ve sen de onları okuyorsun; sorular soran, hatta bununla da kalmayıp okuma yorumları öneren bir okursun, yani konuşmaya başlayan bir okursun. Bir okur, yazılı mesajların alıcısıdır. Konuşmaya başlayan bir okur ise, tersine yeni mesajlar gönderen bir konuma geçer. Her ne kadar bu mesaj bir soru olsa da, sırası geldiğinde bir cevap beklese de… Bu şekilde, şu anki oyunumuzda roller bir anlamda tersine dönmüştür, çünkü senin sorularını dinlemeye ve sırası gelince, onlardan hareketle konuşmaya çalışan benim. Yazmış olduklarım, senin kafanda ne ölçüde soru uyandırıyorsa sorularını buna göre soruyorsun ve sonra bu sorular benim kafamda kimi sorular uyandırıyor: rollerin değiş-tokuş edilmesi, yer değiştirmesi, bunlar tam da bu kitabın üretilmesini sağlayan şeyler. Daha öncekiler üzerine bir kitap değil bu ve olamaz da, çünkü burada ben, kitaplar yazmış olan kişi değil, o kitapları okumuş olan kişiyi (seni) dinleyen kişiyim. İşte benim tarafımdan yazılmış olmayacak, ‘bana’ ait bir kitap.”

    Hakkıyla’da Lyotard, dil felsefesinden, Kant’tan ve Lévinas’tan ödünç aldığı kavramlarla, Libidinal Ekonomi’nin yarattığı “skandaldan” sonra kendi politik duruşunu hazırlar ve ilan eder. Burada söz konusu olan, ne politik sorunun naif bir poetik düşünce adına terk edilmesi, ne de Lyotard’ın totaliter eğilimler taşıdığından şüphe ettiği spekülatif Hegel düşüncesinin yarattığı hayal kırıklığının ardından, basitçe Kant’a geri dönülmesidir. Söz konusu olan daha ziyade, Lyotard’ın politik düşüncesinin adalet sorusu etrafında yeniden şekillenmesidir.

  • Hay bin Yakzan’ı Okumak Yazar: Avner Ben-Zaken 1,00 

    İbn Tufeyl’in Hay bin Yakzan’ı, İbranice, Latince ve İngilizce çevirileriyle, Pico Della Mirandola, Locke, Rousseau gibi isimler dahil olmak üzere, klasik İslam felsefesinden Rönesans hümanizmine ve Avrupa Aydınlanması’na kadar uzanan geniş bir tarihsel alanda, otodidaktizm tartışmalarının esin kaynağı olmuştur. Avner Ben-Zaken’in çalışması, metnin bu dolambaçlı seyahatini, farklı kültürel ortamlarda yol açtığı tartışmaları ve bu ortamlara nasıl uyarlandığını gösteriyor. “On İkinci Yüzyıl’dan bir Arapça metnin, Batı tarihinin dört dönemindeki macerasını izleyen büyüleyici bir çalışma.” -Bernard Bailyn, Harvard Üniversitesi-

  • Hegel Varyasyonları: Tinin Fenomenolojisi Üzerine Yazar: Fredric Jameson 1,00 

    “…Üstelik ahlakçılar ya da bilimciler bile başaramazken dili ciddiye almanın anlamı nedir? Bence onların dille ilgili sorununun iki yönü vardır: Bir taraftan niyetin dilde duyu-algısından daha fazla kaydedilemeyeceğini hiçbiri anlamamış görünüyor. “Kastettikleri”, “söylemek istedikleri” ya da “söylemeye niyet ettikleri” şey daima ölümcül bir tarzda söylediklerinin tersi çıkar. Dilin ya katı olguyu ya da görünüşün ötesini ifade etmesini isterler, ama dil ancak bu iki karşıtlık arasındaki diyalektik ilişkiyi aktarabilir.”

    Jameson’ın “negatifin emeği”ni Diyalektiğin Birleştirici Güçleri’nde en özenli şekilde sunduğunu düşünen okurları Hegel Varyasyonları hem şaşırtacak hem de onlara eleştirel bir destek sağlayacak. Hacmen küçük olsa da, Varyasyonlar’ın asla hafif sayılamayacak argümanları Jameson’ın Hegel’in zorlu soyutlamalarıyla girdiği teorik mücadelenin bir başka keyifli bölümünü okura sunuyor.
    -Peter Hitchcock, CUNY-

  • Hobbit ve Felsefe Yazar: Eric Bronson, Gregory Basham, 1,00 

    Maceracı bir ruh ile kişisel gelişim arasında nasıl bir bağ vardır?
    Bilbo’nun karakterindeki dönüşümün kökenlerini nerede aramalıyız?
    Orta-Dünya’da şan, şöhret, kibir, tevazu, açgözlülük gibi kavramlara felsefi açıdan nasıl yaklaşabiliriz?
    Hobbitler oyun oynamayı neden sever?
    Tolkien gerçekte bir adil savaş teorisyeni miydi?
    Hobbit bize sanatın felsefesi hakkında neler sunabilir?
    Tolkien’in kahramanları aslında birer filozof mudur?

    Bir yanda Bilbo, Gandalf, Thorin ve Gollum; diğer yanda Aristoteles, Platon, Nietzsche ve Kant.
    Hobbit ve Felsefe, Bilbo Baggins ile yeni tanışacak okurlar, yıllarını Tolkien’in eserlerine veren Orta-Dünya takipçileri ve felsefe meraklıları için benzersiz bir kitap.

  • Husserl Fenomelojisinde Görü Teorisi Yazar: Emmanuel Levinas 1,00 

    Sartre, Blanchot, Derrida, Lyotard gibi önemli isimleri derinden etkileyen, fenomenolojiye giriş için önemli bir kaynak olarak gösterilen Görü Teorisi, Husserl fenomenolojisinin temel kavramlarıyla tanışmak ve Heidegger’in bu fenomenolojiye getirdiği yenilikleri anlamak için iyi bir rehber olduğu kadar Levinas’ın kendi felsefesinin kurucu unsurları hakkında ipuçları vermesi açısından da önemlidir.

    “Bizi farklı varlık bölgelerindeki hakikati keşfetmeye yönelten vasıtaları belirlemek için, hakikatin özüne dair evrensel geçerliliği olan ve tamamen biçimsel bir idea yaratmak yeterli değildir. Varlık alanlarına erişebilmek için, yaklaşılan varlığın ‘anlamı’nı önceden haber verecek bir bakışa sahip olmak gerekir.”

    “Husserl’le derinlemesine ilk karşılaşmam Levinas’ın Görü Teorisi’ni okuyarak olmuştur, bunu hiç unutamam. Bu kitap Fransa’daki fenomenoloji çalışmalarının temelini atmıştır.”
    -Paul Ricoeur-

  • İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları Yazar: Louis Althusser 1,00 

    İdeoloji ve Devletin İdeolojik Aygıtları, Althusser’in 1970 Haziranı’nda La Penseée’de yayınlanır yayınlanmaz bütün dünyada büyük yankılar uyandıran ve yankıları hâlâ devam eden aynı adlı ünlü makalesini, bu makalenin 1969 tarihli ilk versiyonunu ve La Penseée’de yayınlanan makalede dile getirilen fikirlere yönelik eleştirilere Althusser’in Aralık 1976 tarihinde -ve bu tarih itibariyle- verdiği cevapları içeren bir derlemedir.

    Karl Polanyi, “yoksulluk” toplumda süren “doğa”dır, demişti. Çoktandır sadece kendilerini ve kendileri gibi düşünenleri ideolojinin dışında, başkalarını da daima ideolojinin içinde gören siyasi, felsefi, dini, ahlaki, kültürel ve etnik kamplarla kuşatılmış haldeyiz. Üstelik her meselede sadece kendilerini haklı başkalarını haksız, kendilerini iyi başkalarını kötü, kendilerini doğru başkalarını yanlış görmekteler. Güzellik ise sadece onlara has, başkaları çirkin de üstelik… Ve en kötüsü, aynı/özdeş olanı dost ve başka/farklı olanı daima (inkar ve asimilasyon işe yaramadığında) imha edilmesi gereken düşmanlar olarak görüyorlar, tıpkı “doğa” durumunda olduğu gibi! Althusser, işte bunun, yani ideolojinin neden, nasıl ve niçinini anlatıyor, belli ki kimsenin okuduğu yok bu kitabı!

  • İlk Yunan Filozoflarında Tanrı Düşüncesi Yazar: Werner Jaeger 1,00 

    Werner Jaeger, Parmenides, Herakleitos, Empedokles gibi karanlık ve zor düşünürlerin metinlerini ayrıntılı bir şekilde yorumlarken, Tanrı düşüncesinin Yunan felsefesinde en başından itibaren oynadığı belirleyici rolün altını çiziyor.

    “Burada, Yunan felsefi düşüncesinde teolojinin başlangıcının izini sürmek istiyorum…Tanrı ve tanrısallık meselesinin, erken dönem doğa filozoflarının düşüncesinde, genellikle kabul etmeye hazır olduğumuzdan çok daha geniş bir yer işgal ettiğini göreceğiz… Pozitivizm çağı ve onu temsil eden felsefe tarihçileri, bu ilk dönem düşünürlerinin sırasıyla ampirik ve bilimsel karakterlerini vurguladılar. Sokrates öncesi filozofların modernliğini kanıtlama hevesiyle, bu kitapta doğal teolojinin kökeni perspektifi içinde ilgilendiğimiz yönlerini çoğu zaman önemsizleştirdiler. Halbuki bu, bizzat Antik Çağ düşünürlerinin bu filozofları görme biçimidir.”

  • İmgelem Yazar: Jean Paul Sartre 1,00 

    İlk olarak 1936’da yayımlanan ve bugün itibariyle Sartre felsefesinin tamamlayıcı parçalarından biri olan İmgelem filozofun özellikle Descartes ve Bergson’a yönelik önemli eleştirilerini ve Husserl fenomenolojisi üzerine değerlendirmelerini içeriyor.

    “Ancak, bir imgeyi imge olarak dolayımsızca kavramak ile genelde imgelerin doğası üstüne düşünceler kurmak başka başka şeylerdir. İmge olarak varoluşa ilişkin hakiki bir kuram oluşturmanın tek yolu, bu konuda düşünümlü bir deneyden doğrudan kaynaklanmayan herhangi bir şey ileri sürmekten kesinlikle kaçınmaktır. Gerçekten de, imge olarak varoluş güçlükle ele geçirilebilecek bir varlık kipidir. Zihnimizi yormamızı gerektirir; ama en önemlisi, tüm varoluş kiplerini fizik varoluşu örnek alarak kurma yolundaki neredeyse alt edilmez alışkanlığımızdan kurtulmamız gerekir. Varlık kiplerinin birbirine böyle karıştırılması, başka her yerde olduğundan daha akılçeler burada, çünkü imge olarak kâğıt yaprağı ile gerçeklik olarak kâğıt yaprağı, birbirinden farklı iki varoluş düzleminde tek ve aynı yapraktır zaten.”

  • İnanç Uykusu Yazar: Eyüp Erdoğan 1,00 

    Mersin Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Eyüp Erdoğan’dan, inancın doğasına, niçin inandığımıza, inanç ve özgürlük ilişkisine dair ufuk açıcı, zevkle okunan bir çalışma: İnanç Uykusu

    İnsan inanmakta özerk ise özgürdür. İnanmanın kendisi engellenmiş ya da insan bir başkasınca, bilerek ya da bilmeyerek, herhangi bir inanmaya zorlanmışsa, insanda inanç özgürlüğü eksik demektir. (Örneğin, uyutum yoluyla uyuşturulmuş insanda, inanmanın kendisi engellenmiş ya da kötürümleştirilmiştir.)

    Uyutum yoluyla uyuşturulmuşsanız, akvaryum içindeki balık gibisiniz! Balık akvaryum içinde olmayı ne kadar özgür iradesiyle seçtiyse, siz de uyumayı o kadar özgür iradenizle seçtiniz. Balık akvaryum içinde olduğunun ne kadar farkındaysa, siz de uyuduğunuzun o kadar farkındasınız…

  • Kadim Felsefe Yazar: Aldous Huxley 1,00 

    Cesur Yeni Dünya’nın yazarı Aldous Huxley, Kadim Felsefe’de okurlarını Doğu ve Batı’nın eskimeyen felsefi ve dini geleneklerinde eşsiz bir yolculuğa çıkarıyor. Kitap, Eckhart ve Buddha’dan Gazali ve Mevlana’ya kadar, içsel aydınlanmanın en önemli üstatlarından yapılan alıntılarla çok önemli bir antoloji görevi de görüyor.

  • Kafka’dan Yana, Kafka’ya Karşı Yazar: Günther Anders 1,00 

    20. yüzyılın en orijinal, en açık sözlü filozoflarından biri olduğu halde yakın bir tarihe kadar gölgede bırakılan, “Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!” ilkesini benimseyen Günther Anders nihayet Türkçede. Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı, polemikçi yaklaşımıyla, Kafka okurlarını ve eleştiri türünü sevenleri hayal kırıklığına uğratmayacak…

    “Kafka… masada oturmuş, önünde boş bir tabak, inatla, tabakta olmayan yemeği kaşıklayan birini andırır. Dolu zannedenlere, tabağın gerçekten de boş olduğunu göstermek istercesine.”

  • Marx İçin Yazar: Louis Althusser 1,00 

    “İlk hayaletlerden birinin Hegel’in gölgesi olduğunu görmek…” Şurası artık kesin, ancak ekonomi (kapitalizm) temelinde varolabilen nasyonalizm ile sosyalizm arasındaki netameli ilişkinin doğasını anlayabilmenin sine qua non koşulu bu öneride gizli. Hatta etik-ekonomik bir -ideal değil- idea, “düzenleyici fikir” olarak komünizmin doğasını anlayabilmek de… Anaakım Marksistlerin aksine, Althusser’in deyişiyle, “Genç Marx asla Hegelci değildi”, bilakis, radikal bir Hegel eleştirisinden doğmuştu! Kantçı anlamda bir eleştiriden…

    Marx’ın Hegel’den kopuş sürecini, yani “öğe” değiştirebilmesini mümkün kılan çalışmayı tanımlamak için Althusser’in kullandığı kavram bilindiği üzere “epistemolojik kopuş”tur. Marx İçin ise işte bu “epistemolojik kopuş” sürecini enine boyuna analiz ettiği opus magnum’udur Althusser’in. İyi okumalar!
    -Ahmet Öz-

    “Marx İçin”: Bir çağrı, hatta bir slogan niteliğinde ki bu ad, bugün hâlâ otuz yıl önceki kadar yüksek sesle ve güçlü bir şekilde -belki de yeniden- çınlıyor. Ama bambaşka nedenlerle ve tamamen farklı bir bağlamda çınlıyor. Alt husser’in kitabı bugün artık yeni okurlara seslenmektedir; dahası, bu kitabı yeniden okuyacak eski okurların kendileri ve metin algılayışları da elbette derinden değişmiştir.
    -Étienne Balibar-

  • Marx ve Sonrası – Marksist Düşünceye Katkılar Yazar: Kurtul Gülenç, Önder Kulak, 1,00 

    “Elinizdeki kitapta derlenen makalelerin odak noktası, Marx’tan başlayıp, Marksist düşüncenin temellerini oluşturan klasiklere dair kapsamlı okumaların birer sonucu olarak, ayrıntılı serimlemeler ve yeni katkılar sunabilmektir. Böylesi bir odak noktası belirlemenin temel nedeni, klasiklerin yeniden okunarak, hem metinlerin sunduğu çerçevede temellerin kuvvetlendirilebileceği, hem de hermeneutik sınırlar içinde yeni adımlar atılabileceği fikridir. Bu fikri içeren çabaların özellikle Marksist teorinin günümüzde yaşamış olduğu bunalımı anlamaya ve hem bu bunalımı tetikleyen hem de bu bunalımın yaratmış olduğu problemleri mercek altına almaya büyük katkı sunacaklarını düşünüyoruz.” Karl Marx’ta Yabancılaşma, Meta Fetişizmi ve Şeyleşme Kavramları Din Halkın Afyonu mudur? Karl Marx’ta Din, İdeoloji ve Eleştiri Post-Marksist Siyaset Anlayışı ve Eleştiriler

  • Mekanın Poetikası Yazar: Gaston Bachelard 1,00 

    Mekânın Poetikası Bachelard’ın iki büyük yapıtından, opus magnumundan biridir. Zamanın/zihnin izinden koşan Bilimsel Zihnin Oluşumu’nun aksine bu yapıtında Bachelard, mekânın zaman/zihin tarafından, dil aracılığıyla nasıl doldurulduğunu, dondurulduğunu, katılaştırıldığını analiz eder: ev, tavanarası, çekmece, dolaplar, sandıklar, yuva, kabuk, köşeler, minyatür ve uçsuz bucaksızlık…

    Dil anlamlandırır, poetik hayalgücüyse tüm bu anlamlandırma süreçlerine direnir, varlığın açılmasını sağlar Bachelard’a göre. Felsefe, fenomenoloji, psikanaliz, fizik, biyoloji, nöroloji… hepsi dolaysız olanın, başka deyişle poetik hayalgücünün karşısında ikincildir artık. Bachelard epistemolojisinde yeni bir momenti temsil eden Mekânın Poetikası, değişimin ve sürekliliğin kıskacında yersiz kalan düşüncenin dil-gerçeklik, zaman-mekân, sonlu-sonsuz, içsellik-dışsallık, büyük-küçük diyalektikleri aracılığıyla kendisine poetik bir yer inşa etme girişiminin adıdır. Bachelard’ın dediği gibi, şairlere kulak vermek gerekir…

İthaki Yayınları