Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
EDEBİYAT DIŞI (39)

17–32 / 134 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Che’yi Kim Öldürdü? Yazar: Michael Ratner, Michael Steven Smith, 1,00 

    Che’yi Kim Öldürdü? CIA Cinayetten Nasıl Sıyrıldı?

    Yirminci yüzyılın önde gelen devrimcilerinden Che Guevara’nın ölümü, yıllardır iddiaların, tartışmaların ve sözde belgelerin konusu oldu. Bu ölümsüz devrimciyi kim, nasıl ve neden katletmişti? Önemli olan tetiği çeken miydi yoksa çektiren mi? Gizli belgelere ulaşmak mümkün müydü?

    Michael Ratner ve Michael Steven Smith’in hazırladığı bu kitap, Che Guevara cinayetine dair gerçekleri ve koşulları gözler önüne seren, birçok belgeyi de orijinalleriyle beraber tarihin tanıklığına sunan önemli bir araştırma.

    “Amerikan imparatorluğu onu soğukkanlılıkla, önceden tasarlayarak ve korkakça katletmiş olabilir; fakat onu öldürmeyi başaramadı.”
    -Ricardo Alarcón de Quesada, Küba Ulusal Meclisi Başkanı-

  • Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi Yazar: 24,00 

    Bu bir futbol çizgi romanı ama o bildiklerinizden değil!

     

    Futbol ve çizgi roman. Cumartesi günlerinin vazgeçilmezlerinden olan bu ikilinin yolları son zamanlarda birbirlerinden ayrılmıştı. Neyse ki İngiliz çizer David Squires bunu değiştirmek için burada.

     

    Çizgilerle Dünya Futbol Tarihi’nde Squires, futbol tarihinin en görkemli anlarının ve en şöhretli ikonlarının pek çoğunu bir araya getiriyor. Bunu yaparken de ne mizahından taviz veriyor ne eleştirel tavrından ne de tarihin gerçekliğinden. Futbolun hem şaşaalı hem de kirli yüzü bu kitapta omuz omuza mücadele ediyor.

     

    Bir spor olarak zirvede duran futbolun tarihini ve unutulmaz anlarını yazmak için bir İngiliz karikatüristten daha doğru bir isim olabilir mi?

  • Coşku – Tarihin Kantçı Kritiği Yazar: Jean François Lyotard 1,00 

    Lyotard’ın 1981 yılında yaptığı bir konuşmadan yola çıkarak kaleme aldığı Coşku, Kant felsefesinin en sıradışı okumalarından biri olarak değerlendirilebilir. Jean-Luc Nancy ve Philipphe Lacoue-Labarthe tarafından kurulan “Politik Olan Üzerine Felsefi Araştırmalar Merkezi”nde gerçekleştirilen bu konuşma, söz konusu Merkez’in incelemeyi önerdiği “politik olanın geri çekilmesi” izleğinin Kant felsefesi ışığında düşünülmesidir. Lyotard’ın okumasının odak noktasını Kant’ın kritik hareketi oluşturur ve bunun nedeni metnin en başında ilan edilir: hedef, Kant bağlamında kritik olan ile politik olan arasında analoji bulunduğunu göstermektir. Bir anlamda Kant’la Marx’ı birbirine bağlayan ve Marx’ı Hegel’den ayıran da bu “kritik bağ”dır zaten. İyi okumalar…

    Kitaptan…
    İnsanlığın tarihsel doğasındaki bir olay olarak Devrim, verilerden geriye kalan bakiyeye aittir, tekilliklerin ve varoluşların kalıntılarındadır. Bu kalıntı bir cümle bekler, teleolojik cümleyi bekler ama biçimsiz olması buna izin vermiyor gibidir. Ama izleyicilerin Gemüt’ünde bu “biçimsiz”in uyandırdığı coşkuda, her tür mümkün erekselliğin uğradığı bu başarısızlığın kendi ereği vardır.

  • Dar Kapıdaki Mesih Walter Benjamin ve Politik Felsefesi Yazar: M. Ertan Kardeş 1,00 

    Belirgin bir yönelimin kaybolması anlamında dünyanın çığırından çıktığı bir zamandan geçiyoruz yine. Tarihselliğin bir tür buhrana gark olduğu böyle anlarda, Marx’ın Louis Bonaparte’ın On Sekiz Brumairei kitabında belirttiği gibi, insanlar “endişe içinde geçmişten ruhları yardıma çağırır, onların adlarına, sloganlarına, kyafetlerine sarılır, dünya tarihinin yeni sahnesinde bu eskilerde hürmet edilen kılıklara bürünür ve bu ödünç dille oynamaya çalışırlar.” İşte elinizdeki kitap da, yeni bir canavarlık tehdidiyle karşı karşıya olduğumuz bugün, II. Dünya Savaşı öncesi dönemin büyük düşünürlerinden Walter Benjamin’i, endişe içinde değilse de iyimser olmayan bir umutla yeniden düşüncenin bağrına çağırıyor.

    Üzerine pek çok araştırma yapılmış, kavramları birçok incelemede kullanılmış Benjamin, bu sefer genç ve deneyimli akademisyenler tarafından politik felsefe odağında irdeleniyor. Teolojiden hukuka, şiddetten ezoterizme uzanan geniş bir konular yelpazesinde Benjamin’in felsefesinin güncelliğine muhtelif bakışlar yöneltiliyor.

    Şirazesiz kalmış şu dünyada düşünsel bir imdat freni olarak Benjamin’e bakmanın, onu derinlikli bir şekilde yorumlayanları okumanın tam zamanı.

  • Demokrasinin Bunalımları Yazar: Ralf Dahrendorf 1,00 

    Demokrasinin günümüzde ağır bir kriz içinde bulunduğu konusunda size katılıyorum. Bununla birlikte modernlik yolunun her köşesinde bir kriz teşhisinde bulunanlardan da değilim. Her yeni başlangıç noktasında bir sondan demokrasinin veya tarihin sonu gibi bahsedenlerin naifliğini de pek paylaşmıyorum. Bu nedenle, sözcüklerimi dikkatle seçiyorum… Daha önce olduğu gibi şimdi de klasik demokrasinin ilkelerine inanmama ve onun yılmaz bir savunucusu olmama rağmen, demokrasinin anayasal temellerini asla nihayete ermemiş kökten değişimler ışığında yeni baştan düşünmek zorunda olduğumuza da keza inanıyorum. Bugün “post-demokrasi” olarak adlandırabileceğimiz bir aşamaya artık ulaşmış olduğumuzu söyleyebilirim, ancak bu durum bizi, yeni bir demokrasi projesi üzerinde çalışmak yükümlülüğünden kurtarmaz.

  • Demokrasinin Karanlık Yüzü Yazar: Michael Mann 1,00 

    İki rakip etno ulusal hareket aynı topraklarda “kendi” devletini istediği zaman tehlike doğar.

    Bu eserde ortaya konan yeni etnik temizlik teorisi en korkunç vakaları sömürgelerdeki soykırımlar, Ermenistan, Nazi Holokostu, Kamboçya, Yugoslavya ve Ruanda ve nispeten hafif şiddet vakalarını ilk dönem modern Avrupa, çağdaş Hindistan ve Endonezya temel alıyor. Cinai etnik temizlik moderndir “demokrasinin karanlık yüzüdür”. Demos (demokrasi) ile ethnos’un (etnik grup) birbirine karıştırıldığı yerlerde meydana gelir. İki rakip etno ulusal hareket aynı topraklarda “kendi” devletini istediği zaman tehlike doğar. Zayıf taraf boyun eğmeyip dışarıdan yapılan yardım sayesinde savaşmaya başladığında ya da güçlü taraf ani ve ezici bir kuvvet kullanabileceğine inandığında çatışma şiddetlenir. Ama devlet de hizipleşmiş ve savaş türünden dış baskılar yüzünden radikalleşmiş olmalıdır. Önceden planlama nadirdir, zira suçlular nispeten yumuşak planları suya düşünce şiddeti artırmak “zorunda” kaldıklarını hissederler. Şiddetin artışı basitçe “kötü elit tabakanın” ya da “ilkel halkların” işi değildir. Liderler, militanlar ve etno milliyetçiliğin “çekirdek oy tabanları” arasındaki karmaşık etkileşimlerden doğar. Bu karmaşık süreci anlamak, gelecekteki etnik yanılsamalardan sakınacak politikalar üretmemize yardımcı olabilir.

    “Michael Mann büyük fikirler ortaya atar, bu kapsamlı kitap da zekice, güçlü ve kışkırtıcı fikirlerle dolu. Daha başlığıyla bile anlayışımızı yeniden şekillendirerek, insanlık tarihindeki en kötü şeyleri en iyilerin ışığında, eskiyi modernin ışığında görmemizi sağlıyor. Mann sıkı ampirik içgörüler ile ustaca bir kavramsal çerçeveyi birleştiriyor. Her sayfada alkışlanacak, tartışılacak ve üzerine düşünülecek bir şeyler var. Bu eseri daha yıllarca tartışacak, çok daha keskin sonuçlara varabileceğiz.”
    Ben Kiernan, Müdür, Soykırım Çalışmaları Programı, Yale Üniversitesi

    “En seçkin siyasi analizcilerimizden biri bu kez dikkatini siyasi hayatın en karanlık köşelerine, kanlı etnik çatışmalara çeviriyor. Mann’ın bu vakalara dair açıklamaları güncel, kışkırtıcı ve nihayetinde inandırıcı. Öte yandan, etnik temizlikte demokrasinin damgası olduğuna kim inanmak ister ki? Ezberleri bozucu bir eser.”
    Doug McAdam, Sosyoloji Bölümü, Stanford Üniversitesi

    “Michael Mann’ın yeni kitabı son derece kapsamlı ve cüretkar. Etnik temizliğin selamet dinlerinin ve modern demokrasinin yükselişine eşlik ettiği tezi, pek çok yaygın kabulü altüst ediyor. Halbuki böyle uç olayların kadim nefretlerin nüksetmesinden ya da otoriter elit kesimlerin kötü niyetli yönlendirmelerinden kaynaklandığı düşünülüyordu. İyi araştırılmış ve ikna edici bir çalışma. Son dönemde bu konuda yazılmış en sağlam eser.
    Beth A. Simmons, Harvard University

  • Devlet Uğruna Yazar: Noam Chomsky 1,00 

    “Noam Chomsky’nin dünyaya yaptığı belli başlı katkılardan birini seçmem istenseydi, o güzel, pırıltılı “özgürlük” sözcüğünün ardında var olan çirkin, manipülatif, acımasız evrenin maskesini düşürdüğü gerçeğini seçerdim. O bunu akılcı ve ampirik biçimde yaptı. Onun çözümlemesi amansız ve şaşmazdır. Dosyasını oluştururken sıraladığı bulgular yığını muazzamdır. Aslında dehşet vericidir. Chomsky’nin yönteminin başlangıç önermesi ideolojik değil, yoğun biçimde siyasidir. Araştırmasına bir anarşistin iktidara olan içgüdüsel güvensizliğiyle başlar. Bizleri ABD kurulu düzeninin bataklığında bir tura çıkarır; hükümeti, büyük şirketler âlemini ve kamuoyunu yönetme girişimini birleştiren koridorların baş döndürücü labirentinde bizlere öncülük eder…”

    -Arundhati Roy-

     

    Devlet Uğruna, Chomsky’nin ABD’nin Uzakdoğu politikalarına yönelik belgelendirilmiş ve sert eleştirilerini içeriyor. Bunun yanında, “Kriz Zamanında Üniversitenin İşlevi”, “Anarşizm Üzerine Notlar” gibi başka çarpıcı yazılarını da bu ciltte bulabilirsiniz.

  • Devlet Üzerine Yazar: Cicero 1,00 

    Cicero Latin edebiyatının ve felsefesinin belki de kendisinden sonraki çağları en çok etkilemiş yazarıdır. Roma’nın geleneksel değerlerinin ve devletinin sadık bir bekçisi olmuş, bu uğurda yaşamını yitirmiştir. Consul’luğa ve vatanın babası unvanına (pater patriae) uzanan siyasi kariyeri boyunca verdiği eserler sadece yaşadığı dönemin değil, sonraki çağların entelektüel zihinleri için de yol gösterici olmuştur: Deneyimlediklerini yazmış, yazdıklarını deneyimlemiştir. Burada çevirisini sunduğumuz De Re Publica da Roma’nın kuruluşu ile krallık devrinden cumhuriyetin son yüzyılına uzanan deneyime dayanan kolektif bir bilincin tarihsel ve teorik bir öyküsüdür. Cicero biçim bakımından Platon ve Aristoteles’in siyasi metinlerini örnek almışsa da, bu öyküyü bir Romalı gibi, görev duygusuyla kaleme almış ve her zaman olduğu gibi devletin esenliğini her şeyin önüne koymuştur. Ona göre erdem (virtus) iyi bir şeyse, uygulamaya dökülmelidir, o halde en yüce erdem de toplumun malı sayılan devlete hizmettir.

    Erken dönemde Kilise tarafından “erdemli pagan” olarak değerlendirilen ve birçok eseri değerli görüldüğü için korunup çoğaltılan Cicero her şeyiyle klasik dönemden çok farklı bir iklimi yaşayan Ortaçağ’da Kilise Babaları’yla birlikte Lactantius, Augustinus, Ambrosius ve Hieronymus gibi önemli isimleri görüşleriyle etkilemiştir. Rönesans döneminin de gözde yazarıdır şüphesiz: başta Petrarca ve Erasmus olmak üzere Eskiçağ’ı hayranlıkla öğrenip inceleyen hümanistlerin ve Machiavelli ve Thomas Hobbes’un da. Sözün kısası, bu büyük yazarın büyük yapıtı Latince aslından çevirisiyle “nihayet Türkçede!” İyi okumalar…

  • Dilin Belirsizliği: Sosyal Bir Fenomen Olarak Yazar: Gökhan Yavuz Demir 1,00 

    “Dilin Belirsizliği’ni dört kez okudum. Her okuyuşumda, bir hukukçu olarak, neden bu kitabı bu kadar geç okuduğumu sordum kendime. Şimdiki sorum ise, bu kitabı okumadan nasıl hakkıyla hukukçu olunabileceği. Demir’in ele aldığı konu Türkçede hiç işlenmemiş değil elbette ama kitabın en büyük avantajı, yazarın konusunu kendi sorunu haline getirmiş olması ve aktarmaktan ziyade Türkçe işleyen bir zihinde yoğurarak yine oldukça iyi bir Türkçe ile sunmuş olması. Batı kaynaklı entelektüel faaliyetlerimizdeki bu en büyük kusuru aşabilen pek az eser var.”

    – Doç. Dr. Ertuğrul Uzun, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi

    “Gökhan Yavuz Demir, Dilin Belirsizliği’nde, insan muhayyilesini tahdit eden kurallarla işleyen bugünün dünyasında, tahayyülün alanını genişletecek sınırsız bir imkân olarak dilin kabiliyetini sorgular. Dile yüklenen imge, sembol, metafor ve alegori gibi dil oyunlarıyla tahrik ve teşvik edilen insani tahayyül, aynı zamanda mistik tecrübenin de kaynağıdır. Öyle görünüyor ki, seküler cennet projesiyle deneyim arzusu bastırılmış insan, bu İlahi malzemenin, Dilin Belirsizliği’nde sunulan kabiliyetlerini keşfettikçe özgürleşecektir. Unutmayalım ki dünya dildir; fakat bu dünya, varolan değil, mümkün olan dünyadır. Dilin Belirsizliği, bize ‘mümkün dünyalar’ı sezdirir.”

    – Prof. Dr. İbrahim Şahin, Osmangazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü

  • Diyalektiğin Birleştirici Güçleri Yazar: Fredric Jameson 1,00 

    “Günümüzün kültürel radikalizmi ekonomik ve ekolojik kriz bağlamına gitgide daha fazla teslim olurken, Jameson’ın ‘postmodern Marksizmi’ ise diyalektiği tekrar eski haline, yani Marx’ın ünlü sözündeki gibi “burjuvaziyle onun doktriner sözcülerinin gözünde bir skandal ve bir tiksinti nesnesi” addedildiği hale döndürebilir.”
    -Ben Noys, The Philosopher’s Magazine-

    Batı felsefesinin son iki yüzyılını derinden etkileyen diyalektik, Marx’tan bu yana eleştirel düşüncenin de en önemli, en çok tartışılan odak noktası oldu. Jameson bu felsefi geleneğin tarihinde ortaya çıkan sorunlarla ilgili bu teorik incelemesinde, metalaşma ve küreselleşme üzerine yazdığı denemeler ve Rousseau, Fichte, Heidegger, Sartre, Derrida, Lacan gibi gerek diyalektik yanlısı gerekse karşıtı olan düşünürler aracılığıyla tartışmayı bir bağlama oturtuyor. Elli yıl boyunca diyalektik düşünce üzerine çalışmalar yapmış ünlü kültür eleştirmeni ve felsefeci Fredric Jameson’ın, Batı felsefesinde yanlış anlaşılmış, çarpıtılmış ve hayati önemdeki bir düşünce çizgisini ele alan bu kapsamlı çalışmasından, iç gerilimlerin zorlamasıyla, entelektüel uğraş alanında yeni bir çağ doğabilir.

    Titiz bir incelemenin ürünü olan Diyalektiğin Birleştirici Güçleri, “mekânsal” diyalektik denilen yeni kavrama doğru ilerleyen bir hareketin haritasını çıkarıyor ve tarihsel materyalizmi irdeleme kapsamına aldığı bir Paul Riccoeur incelemesi üzerinden de küreselleşme konusunda olağanüstü bir tefekkürle sona eriyor. Jameson diyalektik düşünceyi, 21. yüzyıl için yeniden canlandıran yeni bir düşünce sentezi sunuyor.

  • Doğal Semboller: Kozmoloji Keşifleri Yazar:

    Mary Douglas, Doğal Semboller’de oldukça heyecanlı bir dil ve yaklaşımla ritüelin modern dünyada hâlâ çok önemli bir yer tuttuğunu iddia ediyor. Özellikle yirminci yüzyılın ikinci yarısında toplumsal yapılarda ve bireysel tavırlarda formellikten uzaklaşıldığı ve ritüelin hor görüldüğü gözleminden yola çıkan Douglas, gerçekte bir düzen, bir hiyerarşi, bir sınırlama dürtüsünün ve teamülünün insan varoluşuna her zaman eşlik ettiğini savunuyor. 

    “Doğal Semboller bugün de Mary Douglas’ın düşüncesini anlamayı sağlayan en önemli yapıt. Bu gerçek, onu antropologların yirminci yüzyılda yazdığı en önemli  teori kitapları arasına yerleştiriyor.”

    —Richard Fardon Doğu ve Afrika Araştırmaları Okulu

     

     

    “Doğal Semboller… Durkheim geleneğinin büyük yapıtlarından biri.”

    —Times Literary Supplement

     

  • Dördüncü Yıldız Alman Futbolunun Kendini Yeniden Keşfi ve Dünyayı Fethi Yazar: Raphael Honigstein 1,00 

    13 Temmuz 2014, Dünya Kupası Finali, uzatmaların son on dakikası, André Schürrle’nin soldan kestiği ortayı karşılamak için ceza sahasındaki Mario Götze hafifçe sıçrıyor ve topu göğsüyle yumuşatıyor. Sol ayağıyla yere basıyor, sağ ayağıyla ufak bir adım atıyor, havada süzülürcesine sol ayağıyla topa hamle yapıyor ve top yere değmeden Arjantin kalecisinin yanından geçip uzak köşedeki filelerle buluşuyor…

    İşte Almanya’ya yaklaşık yirmi beş yıl sonra yeniden Dünya Kupası getiren bu gol, tek bir ânın değil, yıllarca üzerinde çalışılan bir sistemin sonucu. Belki de haddinden fazla sabır gerektiren bir mühendislik sürecinin nihai ürünü.

    Dördüncü Yıldız’da, gazeteci ve yorumcu Raphael Honigstein, Alman futbolunun 90’ların sonunda başlayan çöküşünden Götze’nin golüne kadar geçen süreçte nasıl bir geri dönüş yaptığını ve böyle bir başarının arkasında ne kadar muazzam bir emek olduğunu gözler önüne seriyor. Bir ülke olarak Almanya’nın üretkenliğine karşın futbolunun kısır kalmasından, göçmen ailelerin çocuklarının milli takımın önemli bir parçası haline gelmesine; Bayernli ve Dortmundlu oyuncuların çekişmelerinden, merkez santraforsuz oynanarak gelen başarılara kadar yirmi yıllık süreçteki neredeyse tüm inişler ve çıkışlar bu kitapta kendine yer buluyor. Honigstein gözlemlerinin yanı sıra yaptığı röportajlarla da bu başarının ardında ne yattığını ortaya çıkarıp bizi Gary Lineker’in sözünü hatırlamaya davet ediyor: “Futbol basit bir oyundur; 22 adam 90 dakika boyunca bir topun peşinde koşar ve nihayetinde her zaman Almanlar kazanır.”

  • Dostoyevski’nin Batı Eleştirisi: Yeryüzü Cennetinin Peşinde Yazar: Bruce Ward 1,00 

    Dünya edebiyatının tartışmasız en büyük isimlerinden Dostoyevski’nin bahsettiği evrensel problemlerin önemli bir kısmını anlıyoruz, çünkü bunlar hepimize hitap ediyor. Ancak bunların tarihsel, politik, kültürel ve teolojik arka planları olduğunu da unutmamamız gerek.

    Raskolnikov’u, Nastasya Filipovna’yı, Prens Mişkin’i yaratan büyük yazar, şu satırları da kaleme alabilmişti:

    “Avrupa’da şimdi sürdürülen diplomatik görüşmeler ve anlaşmalar ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın,

    önümüzdeki yüzyılda da olsa, İstanbul eninde sonunda bizim olacaktır!”

    Adeta siyasi bir gündem belirleyen bu ifadelerin sahibi Dostoyevski ile evrensel karakterlerini döne döne okuduğumuz Dostoyevski’yi bağdaştırmak mümkün mü?

    Bruce K. Ward’un kitabı, Dostoyevski’nin romanları için tuttuğu notları ve defterlerini de dikkate alarak,

    siyasi, felsefi ve teolojik görüşleriyle sanatı arasında

    kurduğu bağlantılar sebebiyle Türkçedeki Dostoyevski literatürüne

    önemli bir katkı niteliğinde…

  • Dünyanın Kıyısında Dans Yazar: Ursula K. Le Guin 1,00 

    “Basılan kitapların fikirlerini hiçbir zaman değiştirmemek gibi bir sıkıntıları var,” diyor Le Guin, Dünyanın Kıyısında Dans’ın önsözünde ve “feminizm, edebiyat, seyahat ve sosyal sorumluluk” başlıkları altında topladığı elli metninde modern edebiyattan menopoza, ütopya düşüncesinden rodeoya, aile planlamasından sansüre, J.R.R. Tolkien’den Italo Calvino’ya kadar çeşitli fikirlerini güçlü, kıvrak ve oyunbaz üslubuyla bir araya getiriyor. Kelimelerin kadim büyücüsü Le Guin 1976-1988 arasında yazdıklarıyla, onlarca sene sonra dahi günümüzü doğrudan etkilemeye devam ediyor…

    “…ister sanat, ister bilim, ister teknoloji, ister şirket yönetimi, ister yatağın altını süpürmek olsun, neye yeteneğiniz varsa onu yapmanızı; size sırf bir kadın yaptığı için bunun ikinci sınıf bir iş olduğunu söylediklerinde cehenneme kadar yollarının olduğu yanıtını vermenizi ve eşit işe eşit ücret kazanmanızı umuyorum. Hükmetme ve hükmedilme ihtiyacı duymadan yaşamanızı umuyorum. Hiçbir zaman kurban olmamanızı umuyorum ama başkaları üzerinde erk sahibi olmamanızı da umuyorum. Başarısız olduğunuzda, yenildiğinizde, acı çektiğinizde, karanlıkta kaldığınızda karanlığın sizin yurdunuz, hiçbir savaşın olmadığı ve hiçbir savaşın kazanılmadığı ama geleceğin olduğu, yaşadığınız yer olduğunu hatırlamanızı umuyorum…”

  • Düşlemenin Poetikası Yazar: Gaston Bachelard 1,00 

    Şiir, hem düş kuranı hem de düş kuranın dünyasını inşa eder.
    Gece düşü bir ruhun düzenini bozabilirken, geceleyin denenen çılgınlıkları gündüze taşıyabilirken, güzel bir düşleme ruhun kendi durmasından gerçekten zevk almasına, kolay bir birlikten zevk almasına yardım eder. Psikologlar, kapıldıkları o gerçekçilik sarhoşluğu içinde, düş kurmadaki kaçış özelliğinde fazla ısrar ediyorlar. Düşlemenin, düş kuranın çevresinde yumuşak bağlar dokuduğunu, “bağlayıcı” olduğunu, kısacası düşlemenin düş kuranı tam anlamıyla “poetikleştirdiği”ni her zaman kabul etmiyorlar.

    Öyleyse düş kuran tarafında, düş kuranı oluşturan tarafta, psikolojik bir poetika bulunduğunu, tüm psişik güçlerin uyuma kavuştuğu bir Psişe poetikası diye nitelenebilecek bir poetikleştirme gücü bulunduğunu kabul etmek gerekir.

    Uyum ve eşgüdümün gücünü sıfattan isme doğru kaydırmalı ve poetik bir düşleme poetikası kurmalıyız o halde; böylece, aynı sözcüğü yineleyerek, ismin varlık tınısı kazandığını da vurgulamış oluruz. Poetik düşlemenin poetikası! Büyük bir istektir bu, çok büyük bir istektir, çünkü sonuçta her şiir, okuruna bir şair bilinci kazandıracaktır.

    Elbette poetik anlatımdan bir yaratıcının bilincine geçmemizi sağlayacak bu altüst olmayı, tam olarak asla başaramayacağız. En azından düş kuran bir varlığın vicdanını rahatlatacak böyle bir altüst olmayı başlatabilirsek, düş kurma Poetikamız amacına ulaşmış olur.

  • Eczacılık Bu Değil: İlaç Hastaya İlaç Mı? Yazar: Kolektif 1,00 

    Türkiye’nin kanayan yaralarından biri olan eczacılık sektöründen önemli isimlerin eleştiri ve değerlendirme yazılarını toplayan, editörlüğünü Yakup Ercan’ın yaptığı Eczacılık Bu Değil’in, daha önce yayımlanan ve büyük ilgi gören Tıp Bu Değil dizisi gibi beğenileceğini ve her kesimden okurlar arasında tartışmalara yol açacağını düşünüyoruz:

    “İlaç, ölümcül bir rekabetin ürünü olmadan önce, eczacılık okullarında bir destur öğretilirdi ve ona göre ‘ilacın kullanım değeri değişim değerinden önce gelir’di. Bu temenniyi tersine çevirmiş olan koşullara karşı gelmek, bu çalışmanın amacı idi. Bozulan bu paradigma yeniden kurulmaz ise, eczacı ilacın hastaya ulaştırılmasının vasıfsız ve küresel bir tezgâhtarı olacaktır. Çünkü bu yeni paradigma, kamunun ve hastanın sorumluluğunu taşımaktan uzak, küresel satış gereksinimlerinin çıkarını temsil etmektedir. Mevcut konjonktür ölümsüz ve neredeyse tanrısalmış gibi bir görüntü verse de, sağlık sisteminin özelleştirilmesi ve ticarileştirilmesi ile yeryüzünde milyonlarca insan sağlık hizmetlerine ve ilaca ulaşmakta zorlanmaktadır. Ve bu durum daha şimdiden sürdürülemez bir hal almıştır…”

İthaki Yayınları

İthaki Yayınları