Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
EDEBİYAT DIŞI (46)

81–96 / 141 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Korsanlar, Punklar ve Siyaset Yazar: Nick Davidson 1,00 

    FC Sankt Pauli… Hamburg’un “red light” bölgesinde bir futbol kulübü; travesti bir başkan; punklar, çapulcular ve fahişeler tarafından doldurulan tribünler; anarşistler tarafından yönetilen, korsan bayrağı altında birleşmiş bir kulüp…

    Dünya tarihinin en kült kulüplerinden biri olan St. Pauli için söylenen bu sözler belki de en klişe söylemlerin yan yana gelmiş hali. Ancak gerçek St. Pauli değil. Korsanlar, Punklar & Siyaset’te yazar Nick Davidson, FC St. Pauli’nin neyi temsil ettiğinden bulunduğu şehir için ne anlam ifade ettiğine kadar pek çok kaynağı ve fikri bir araya getiriyor.

    2007’de Davidson babasıyla birlikte St. Pauli’nin stadı Millerntor’a, ilk maçını izlemeye gider. İzlediği takım ve taraftar grubu futbola olan inancını güçlendirir. İşte bu kitapla Davidson, gerçek St. Pauli’yi, yani yalnızca futbolda değil hayatta da faşizm, ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığına göğüs geren; tutkulu, sol görüşlü bir taraftar grubuna sahip bu oluşumu araştırmak için klişelerin ötesine geçiyor.

    Bu kitabı okuyun ve futbolun bambaşka bir yönüne âşık olun.

  • Kriz Hâli ve Devlet Yazar: Zygmunt Bauman, Carlo Bordoni, 1,00 

    Bugünlerde sıkça krizden bahsedildiğini duyuyor, 1930’lardaki Büyük Buhran’la ve hatta faşizm deneyimleriyle karşılaştırmalar yapıldığını görüyoruz. Ama halipürmelalimizi o dönemden ayıran hayati bir fark var: Bugün devletin sorunları çözme ve ileriye doğru yeni bir yol çizme kapasitesine artık itimat etmiyoruz. Giderek küreselleşen dünyamızda, devletler olayların gidişatını şekillendirme güçlerini epey yitirdiler. Sıkıntılarımızın çoğu küresel düzeyden kaynaklanıyor, ama tek tek ulus-devletlerin elindeki güç, mevcut dertlerle başa çıkmak açısından düpedüz yetersiz kalıyor. İktidar ile siyaset arasındaki bu ayrılık eşi benzeri görülmedik bir felce sebep oluyor. Krizin üstesinden gelmek için gereken siyasi kapasitenin altını oyuyor ve yurttaşların, hükümetlerin kendi vaatlerini yerine getirebileceklerine olan inancını baltalıyor. Hükümetlerin aczi, yurttaşların artan sinizmi ve şüpheciliğiyle el ele gidiyor. İşte bu yüzden mevcut kriz hem bir faillik, hem bir temsili demokrasi, hem de devletin egemenliğinin krizidir.

    Kriz Hâli ve Devlet’te, dünyaca ünlü sosyolog Zygmunt Bauman ve meslektaşı Carlo Bordoni, içinde bulunduğumuz krizin toplumsal ve siyasal boyutlarını irdeliyorlar. Her ne kadar bu dönem 2008’deki finansal kriz neticesinde daha da kötüleşmiş olsa da, Bauman ve Bordoni, Batılı toplumların karşısındaki krizin, kökü eskilere dayanan ve uzun vadeli etkilere sebep olan çok daha derin dönüşümlerden kaynaklandığını öne sürüyor.

    İki seçkin sosyoloğun birbirlerinin düşüncelerini açarak kaleme aldıkları bu kitap, sosyal bilimlerin her dalından okurun yanı sıra, kriz meselesine geniş ölçekten bakmaya hevesli tüm okurların ilgisine mazhar olmaya aday.

  • Kültür Mitleri – Tanrıları Yaratmak Ulusları İcat Etmek Yazar: William F.McCants 1,00 

    Yakındoğu’da birbiri ardına ortaya çıkan büyük güçlerin, kendi kökenlerine ve başarılarına dair tasavvurlarını nasıl oluşturduğunu inceleyen bu kitap, özellikle Müslüman toplumların önceki medeniyetlerle kurduğu ilişkiye ışık tutuyor.

    William F. McCants, Princeton Üniversitesi’nde doktorasını tamamlayan yazar, halen Johns Hopkins Üniversitesi’ne bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir.

  • Kurumlar Nasıl Düşünür? Yazar: Mary Douglas 1,00 

    Kurumlar Nasıl Düşünür?, Mary Douglas’ın 1985 yılında verdiği bir dizi konferansın kitaplaşmış hali. Douglas, toplumsal hayatın en sancılı konularından biri olan kurum-birey ilişkisini dinamik bir şekilde, sürekli yeni sorular sorarak ele alıyor.

    -Kurumlar hangi şartlar altında ortaya çıkar, gelişir ve bir otorite haline gelir?
    -Bireysel kararlarımızı ne ölçüde kendimiz alıyoruz ve “düşünme faaliyeti”ni ne ölçüde kurumlara devrediyoruz?
    -Kurumlar, toplumsal hayattaki etkili rollerini nasıl gizlerler?

    “Bireyler temel adalet konusunda aynı fikirde olmadığında yaşanılan en çözümsüz çatışmalar, bağdaşmayan prensipler üzerine kurulmuş kurumlar arasında gerçekleşir. Çatışma ne kadar ciddiyse düşünme işinin çoğunu kurumların yaptığını anlamak da o kadar kolaylaşır. Uyarı fayda etmeyecektir. Ayrımcılığa karşı yasalar çıkarmak fayda etmeyecektir… Kadına uygulanan şiddete ve çocuk istismarına karşı vaaz vermek, alkol veya uyuşturucu istismarına, ırkçılık veya cinsiyetçiliğe karşı vaaz vermekten daha etkili değildir. Sadece kurumları değiştirmek işe yarayabilir. Bireylere değil kurumlara hitap etmeliyiz, ve sadece kriz anlarında değil, sürekli olarak.”

  • Latince Kuran Çevirileri 1140-1560 Yazar: Thomas E. Burman 1,00 

    Çeviriler hangi şartlar altında yapıldı? İslam’ın Kutsal Kitabı’nı Latince çevirisiyle kimler okudu ve nasıl tepki verdi? Burman’ın çalışması, Batı dünyası ve İslamiyet arasındaki ilişkilerin pek az bilinen bir yönünü bütün ayrıntılarıyla ele alıyor.

    Kültür Tarihi Alanında 2007 Jacques Barzun Ödülü

    “Hem Orta Çağ hem de İslam’la ilgilenenler tarafından okunmayı hak eden son derece başarılı bir disiplinlerarası çalışma.”
    American Historical Review

  • Liverpol FC-10 Maçta Efsanenin Anatomisi Yazar: Jonathan Wilson, Scott Murray, 1,00 

    Liverpool’u Liverpool Yapan On Tarihi Maç

    Muhalif bir şehrin, dünyaya en büyük armağanlarından olan Liverpool FC’nin 125 yıllık tarihinde pek çok başarının yanında büyük hezimetler de var. Futbol konusunda dünyanın önde gelen yazarlarından olan Jonathan Wilson da Scott Murray’le birlikte Liverpool FC: 10 Maçta Efsanenin Anatomisi’nde “İstanbul Mucizesi” olarak bilinen 2005 Şampiyonlar Ligi finali de dâhil olmak üzere efsanenin on maçının hem hikâyesini hem de tarihini incelikle anlatırken Bill Shankly, Bob Paisley, Kenny Dalglish ve Rafa Benítez gibi efsane oyuncu ve menajerlerin de sayfa kendilerine yer buluyor.

    10 Maçta Efsanenin Anatomisi ne zaferlerin ne de mağlubiyetlerin tek bir âna ait olduğunu; tarih yaratmak için milyonlarca şeyin gerektiğini gösteren en coşkulu eserlerden.

  • Marx İçin Yazar: Louis Althusser 1,00 

    “İlk hayaletlerden birinin Hegel’in gölgesi olduğunu görmek…” Şurası artık kesin, ancak ekonomi (kapitalizm) temelinde varolabilen nasyonalizm ile sosyalizm arasındaki netameli ilişkinin doğasını anlayabilmenin sine qua non koşulu bu öneride gizli. Hatta etik-ekonomik bir -ideal değil- idea, “düzenleyici fikir” olarak komünizmin doğasını anlayabilmek de… Anaakım Marksistlerin aksine, Althusser’in deyişiyle, “Genç Marx asla Hegelci değildi”, bilakis, radikal bir Hegel eleştirisinden doğmuştu! Kantçı anlamda bir eleştiriden…

    Marx’ın Hegel’den kopuş sürecini, yani “öğe” değiştirebilmesini mümkün kılan çalışmayı tanımlamak için Althusser’in kullandığı kavram bilindiği üzere “epistemolojik kopuş”tur. Marx İçin ise işte bu “epistemolojik kopuş” sürecini enine boyuna analiz ettiği opus magnum’udur Althusser’in. İyi okumalar!
    -Ahmet Öz-

    “Marx İçin”: Bir çağrı, hatta bir slogan niteliğinde ki bu ad, bugün hâlâ otuz yıl önceki kadar yüksek sesle ve güçlü bir şekilde -belki de yeniden- çınlıyor. Ama bambaşka nedenlerle ve tamamen farklı bir bağlamda çınlıyor. Alt husser’in kitabı bugün artık yeni okurlara seslenmektedir; dahası, bu kitabı yeniden okuyacak eski okurların kendileri ve metin algılayışları da elbette derinden değişmiştir.
    -Étienne Balibar-

  • Marx ve Sonrası – Marksist Düşünceye Katkılar Yazar: Kurtul Gülenç, Önder Kulak, 1,00 

    “Elinizdeki kitapta derlenen makalelerin odak noktası, Marx’tan başlayıp, Marksist düşüncenin temellerini oluşturan klasiklere dair kapsamlı okumaların birer sonucu olarak, ayrıntılı serimlemeler ve yeni katkılar sunabilmektir. Böylesi bir odak noktası belirlemenin temel nedeni, klasiklerin yeniden okunarak, hem metinlerin sunduğu çerçevede temellerin kuvvetlendirilebileceği, hem de hermeneutik sınırlar içinde yeni adımlar atılabileceği fikridir. Bu fikri içeren çabaların özellikle Marksist teorinin günümüzde yaşamış olduğu bunalımı anlamaya ve hem bu bunalımı tetikleyen hem de bu bunalımın yaratmış olduğu problemleri mercek altına almaya büyük katkı sunacaklarını düşünüyoruz.” Karl Marx’ta Yabancılaşma, Meta Fetişizmi ve Şeyleşme Kavramları Din Halkın Afyonu mudur? Karl Marx’ta Din, İdeoloji ve Eleştiri Post-Marksist Siyaset Anlayışı ve Eleştiriler

  • Maskenin Düştüğü Yer Yazar: Yankı Enki 1,00 

    “İnsanoğlunun en eski ve en kuvvetli hissi korkudur ve korkuların en eskisi, en kuvvetlisi bilinmeze dair korkudur,” der korku edebiyatının büyük üstadı H. P. Lovecraft. Bir diğer korku edebiyatı ustası Algernon Blackwood ise korkuyla olan ilişkisini “Bir hayalet görülmüşse, onun ne olduğu, beni onu neyin gördüğünden daha az ilgilendirir,” diyerek açıklar.

    İşte bu sözler ışığında Yankı Enki, yerli eleştirmenlerin elinin pek uzanmadığı bir alan olan ve hem insan hem de hayvan olanın, ölümsüz olup da ölmek isteyenin, her zaman evsiz ve yabancı olanın, gömülüp de geri dönenin, gölgelerde gizlenenin ve bilinmeyenin edebiyatı olan korku edebiyatının tekinsiz derinliklerine dalıp vampirlerden kurtadamlara, gotikten moderniteye kadar türü enine boyuna tartışıyor.

    Bir eleştirel denemeler derlemesi olan Maskenin Düştüğü Yer, uygarlık ve barbarlık, insan ve hayvan, kültür ve doğa gibi modern ve müphem tanım kümeleri ile korku edebiyatının zaman, mekân ve kahramanları arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini zengin örneklerle anlatıyor.

    Korku edebiyatı bir kaçış edebiyatı değil, kaçtıklarımıza dönüş edebiyatıdır.

  • Mekanın Poetikası Yazar: Gaston Bachelard 1,00 

    Mekânın Poetikası Bachelard’ın iki büyük yapıtından, opus magnumundan biridir. Zamanın/zihnin izinden koşan Bilimsel Zihnin Oluşumu’nun aksine bu yapıtında Bachelard, mekânın zaman/zihin tarafından, dil aracılığıyla nasıl doldurulduğunu, dondurulduğunu, katılaştırıldığını analiz eder: ev, tavanarası, çekmece, dolaplar, sandıklar, yuva, kabuk, köşeler, minyatür ve uçsuz bucaksızlık…

    Dil anlamlandırır, poetik hayalgücüyse tüm bu anlamlandırma süreçlerine direnir, varlığın açılmasını sağlar Bachelard’a göre. Felsefe, fenomenoloji, psikanaliz, fizik, biyoloji, nöroloji… hepsi dolaysız olanın, başka deyişle poetik hayalgücünün karşısında ikincildir artık. Bachelard epistemolojisinde yeni bir momenti temsil eden Mekânın Poetikası, değişimin ve sürekliliğin kıskacında yersiz kalan düşüncenin dil-gerçeklik, zaman-mekân, sonlu-sonsuz, içsellik-dışsallık, büyük-küçük diyalektikleri aracılığıyla kendisine poetik bir yer inşa etme girişiminin adıdır. Bachelard’ın dediği gibi, şairlere kulak vermek gerekir…

  • 5 üzerinden 3.00 oy aldı
    Metafizik-Kavram ve Sorunlar Yazar: Theodor W. Adorno 1,00 

    Theodor W. Adorno’nun metafizik üzerine verdiği derslerin notları ilk kez okurlarla buluşuyor.

    Adorno, derslerin ilk bölümünü Aristoteles’e ayırırken, ikinci bölümde sözü 20. yüzyıla getirerek II. Dünya Savaşı’nda yaşananların ardından metafizikle uğraşmanın mümkün olup olmadığı meselesini tartışıyor.

    “Bu yüzden, metafiziğin ne demek olduğuna dair başlangıç düzeyinde bilgi vermek yalnızca zor olmakla kalmıyor, ayrıca dediğim gibi, metafiziğin konusunu bir nebze olsun açıklıkla tanımlamak bile pek güçtür. İçinizden onun eserleriyle tanışıklığı olanların bileceği gibi, metafiziğe dair şikâyetlerinde sözünü esirgemeyen Nietzsche ile okul çocuğu olarak ilk karşılaştığım zamanki kendi eski deneyimim aklıma geliyor; konu metafizik olunca yolumu bulmakta nasıl zorlandığımı hatırlıyorum. Benden epeyce yaşlı birilerinden öğüt istediğim zaman bana metafiziği anlamak için çok erken olduğu ama bir gün anlayabileceğim söylendi. Böylece metafiziğin konusuna ilişkin sorunun cevabı ertelendi.”

  • Metafor ve Şiir Dilinin Yapısal Özellikleri Yazar: Oğuz Cebeci 1,00 

    Platon ve Aristo’dan günümüze kadar en çok tartışılan konulardan biri olan metafor, yalnızca edebiyatta ve sanatta değil, genel olarak insan düşüncesinde ve gündelik dilde de başrol oynayan bir kavram. Metafor ve Şiir Dilinin Yapısal Özellikleri, bilişim bilim ve psikanalitik kuramın da katkılarıyla, insan zihninin niçin ve ne şekilde metafora başvurduğunu anlamaya yönelik bir çaba.

    Oğuz Cebeci, Psikanalitik Edebiyat Kuramı ve Komik Edebi Türler’den sonra, hayati bir konuyu daha Türkçe edebiyattan zengin örneklerle tartışıyor.

  • Metaforlar Yazar: Mark Johnson, George Lakoff, 1,00 

    Şimdiden bir klasik olan Metaforlar/Hayat, Anlam ve Dil metafor anlayışımız ile onun dil ve zihindeki rolünü değiştirdi. Yazarlara göre metafor temel bir zihin mekanizmasıdır; bize sayısız başka şeyi kavramamızı sağlayacak fiziksel ve sosyal tecrübemiz konusunda bildiğimiz şeyleri kullanma imkânı veren bir mekanizma. En temel tecrübe anlayışlarımızı yapıya kavuşturdukları için metaforlar, hayatımızın “olmazsa olmazlarıdır.” Metaforlar algı ve eylemlerimizi biz farkında olmadığımız halde şekillendirir.

    “Çok tartışılan metafor konusunda bugüne kadar karşılaştığım en orijinal ve değerli kitap.”
    -James D. McCawley-

    “Örneklerinin zenginliği ve analizlerinin açıklığıyla, Lakoff ve Johnson dikkatimizi metafor versus kategori sorununa çekmeye zorluyor. Metaforlar, günümüzde birbirlerinden büyük ölçüde izole olmuş disiplinler arasında gerçekleştirilmiş başarılı bir işbirliği örneğidir.”
    -Robert Greene, Modern Language Notes-

    “Eğlenceli ve entelektüel açıdan tahrik edici… Lakoff ve Johnson’ın her sayfada gösterdiği gibi, metafor hakkındaki en önemli gerçek onun tecrübe edildiği gerçeğidir – ve bu kitap okunmayı tecrübe edilmekten daha çok talep etmiyor. Tecrübe esnasında doğan fikirler, okuyucuların kavram yapıları kadar yazarlarının kavram yapılarını da temsil ediyor. Her insanî iletişimde yaygın bu özellik, Lakoff ve Johnson’ın artistik vizyonuyla bu kitapta belirginleşiyor, zor anlaşılan bir insanî konu hakkındaki bu etkileyici insan ürünü kitapta gözler önüne seriliyor.”
    -John M. Lowler, Language-

  • Mit ve Anlam Yazar: Claude Levi-Strauss 1,00 

    Lévi-Strauss, önce çağının egemen sosyal bilimler felsefesine; ardından antropolojideki üç ana akım olan evrimcilik, difüzyonizm ve fonksiyonalizme; varoluşçuluk ve hümanizme; Avrupamerkezci “tarih” ve “insan” kavrayışlarına; ve nihayet kendi toplumunun uygarlığına, yani tartışılamayacak denli kesin olduğuna inanılan modern Batının önkabullerine meydan okumuş ve hepsinin yetersizlik ve göreceliklerini tek tek göstermiştir.

  • Mısırlı Musa – Batı Tektanrılıcığında Mısır’ın İzi Yazar: Jan Assmann 1,00 

    “Çok parlak bir çalışma… Tartışmaların çok zarif bir şekilde ele alındığı, etkileyici bir şekilde belgelendirilmiş Mısırlı Musa, tektanrıcılığın ilk dönemleriyle ilgili çığır açıcı yeni bulgular ve Mısır’ın modern Batı kültüründeki yerine dair yeni bir yorum sunuyor.”
    -Anthony Grafton, New Republic-

    “Olağanüstü bir bilgi birikiminin, keskin bir içgörünün ve tarihsel kavrayışın ürünü…”
    -Robert L. Wilken, The Los Angeles Times-

    “Gelenek onu Musa’ya atfettiği için, dindeki doğru ile yanlış arasındaki ayrımı ‘Musa Ayrımı’ olarak adlandıralım. Musa’nın gerçekten yaşayıp yaşamadığını bilemiyoruz, geleneksel bilgiler dışında onun dünyadaki mevcudiyetine dair herhangi bir iz bulunmamaktadır. Ancak ayrımı ilk yapanın o olmadığı kesindir. Milattan önce on dördüncü yüzyılda, kendini Akhenaton olarak adlandıran bir Mısır kralının yaşadığı, tektanrılı bir din kurduğu, bu anlamda bir öncül olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte Akhenaton’un kurduğu din herhangi bir gelenek yaratamamış ve ölümünden hemen sonra unutulmuştur. Musa tarihi bir şahıs olmaktan ziyade hatırlanan bir şahıs iken, Akhenaton unutulmuş bir tarihi şahıstır. Kültürel ayrım ve inşa sürecinde hafıza önem taşıdığı için, Akhenaton’un ayrımından çok Musa ayrımından bahsetmemiz haksızlık sayılmaz. Söz konusu ayrımın sonucunda ortaya çıkan alan, Batı tektanrıcılığının alanıdır. Avrupalılar yaklaşık olarak iki bin yıldır, bir inşa ürünü olan bu zihinsel ya da kültürel alanda yaşamaktadırlar.” Tektanrıcılığın tarihi ve alımlanışı üzerine en çarpıcı çalışmalardan biri…