Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
BİLİMKURGU KLASİKLERİ (39)

17–32 / 39 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • 5 üzerinden 1.00 oy aldı
    Fahrenheit 451 Yazar: Ray Bradbury 1,00 

    “Yazılmış en iyi bilimkurgu romanı. İlk okuduğumda, yarattığı dünyayla kâbuslar görmeme sebep olmuştu.” -Margaret Atwood

    “Öyle bir eser ki, hakkında ne söylesem eksik kalır.” -Neil Gaiman

    Hugo En İyi Roman Ödülü

    Prometheus Şeref Kürsüsü Ödülü

    Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Yayımlandığı anda klasikleşen, distopya edebiyatının dört temel kitabından biri olan Fahrenheit 451 ise bir yirminci yüzyıl başyapıtı.

    Guy Montag bir itfaiyeciydi. Televizyonun hüküm sürdüğü bu dünyada kitaplar ise yok olmak üzereydi zira itfaiyeciler yangın söndürmek yerine ortalığı ateşe veriyordu. Montag’ın işi ise yasadışı olanların en tehlikelisini yakmaktı: Kitapları.

    Montag yaptığı işi tek bir gün dahi sorgulamamıştı ve tüm gününü televizyonla kaplı odalarda geçiren eşi Mildred’la beraber yaşıyordu. Ancak yeni komşusu Clarisse’le tanışmasıyla tüm hayatı değişti. Kitapların değerini kavramaya başlayan Montag artık tüm bildiklerini sorgulayacaktı.

    İnsanların uğruna canlarını feda etmeyi göze aldığı bu kitapların içinde ne vardı? Gerçeklerin farkına vardıktan sonra bu karanlık toplumda artık yaşanabilir miydi?

    Fahrenheit 451, yeryüzünde tek bir kitap kalacak olsa, o kitap olmaya aday.

    “Mutlu olmamız için gerekli her şeye sahibiz, ama mutlu değiliz. Bir şey eksik. Etrafa bakındım. Ortadan kaybolduğunu kesinlikle bildiğim tek şey, on-on iki yıldır yaktığım kitaplardı.”

  • 5 üzerinden 5.00 oy aldı
    Frankenstein Yazar: Mary Shelley 1,00 

    Frankenstein, günümüz bilimkurgusunun başlangıç noktası.” — Stephen King

    Frankenstein’ın başarısı, insanlığın sonu gelmeyen korkularından biri olan tehlikeli bilgiye karşı korkuyu yeniden ortaya koymasında saklı.” — Isaac Asimov

    “SEVGİ UYANDIRAMIYORSAM, KORKU SALACAĞIM, ÖZELLİKLE DE SANA ÇÜNKÜ SÖNDÜRÜLMEZ BİR NEFRET DUYUYORUM YARATICIMA.”

    Mary Shelley yaşadığı dönem, bulunduğu çevre ve geldiği aile sebebiyle edebiyat tarihinin nevi şahsına münhasır yazarlarından biri olsa da ona ölümsüzlüğü getiren şey “yaratıcılığı”. Shelley’nin iki asır önce kaleme aldığı Frankenstein pek çoklarınca ilk bilimkurgu eseri olmasının yanı sıra gotiğin, korkunun hatta romansın bir araya geldiği gerçek bir edebiyat klasiği. Eserden daha büyük popülariteye ulaşan, kişinin kendi yaratımı tarafından yok edildiği “Frankenstein Teması” ise hem kültürümüzün önemli bir parçası hem de Shelley’nin izlerini takip eden pek çok yazarın çıkış noktası.

    Doğanın sınırlarını zorlamaya kararlı olan genç bilim insanı Victor Frankenstein ceset parçalarını birleştirip uzun çalışmaları sonucunda yaratığına can verir. Başlangıçta nezaket ve iyilik dolu olan canavar, toplumun zulmünden dolayı gün geçtikçe acımasızlaşır ve onu terk eden yaratıcısından intikam almaya karar verir.

    Yaratıcının, yaratımına karşı bir sorumluluğu var mı? Yoksa canavar dünyada yalnız bırakıldığı için intikam aramakta haklı mı?

    Frankenstein, bilimkurgunun Aydınlanması.

    Neil Gaiman’ın sunumuyla

  • Görünmez Adam Yazar: H. G. Wells 1,00 

    Görünmez Adam, yayımlanışının 110. yılında, İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri’ne katılıyor!

    “H. G. Wells,  çocukken okumayı en sevdiğim yazardı.”

    -Vladimir Nabokov-

    “Wells’in kurguları okuduğum ilk kitaplardı; belki de okuduğum son kitaplar da onlar olacak.”

    -Jorge Luis Borges-

    “Şüphesiz Görünmezlik, İstediklerimi Elde Etmemi Sağlıyordu Ama Onların Tadını Çıkarmamı da İmkânsız Kılıyordu.”

    H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Yazdığı bilim fantazileri nesiller boyu yazarları etkilemiş, onlara yol göstermiş; ilk basıldıkları dönemden itibaren etkilerini yitirmeden okurların gönlünde taht kurmaya devam etmiştir. Görünmez Adam da Wells’in eserleri içinde en akılda kalıcı olanlardan biri.

    Tuhaf görünüşlü yabancı, bir tipi sırasında Iping Köyü’ne gelir. Garip hareketleri, giyinişi, suratının tamamının bandajlar içinde olması ve gözlüklerini bir an olsun gözünden çıkarmaması köy sakinleri tarafından kimi zaman şüpheyle, kimi zaman düşmanca karşılanır. Kısa süre içerisinde hakkındaki dedikodular giderek yoldan çıkan bir dizi olaya neden olacaktır.

  • Işık Tanrısı Yazar: Roger Zelazny

    “Zelazny’nin dehasının muhteşem bir örneği. Karakterler ilgi çekici ve başdöndürücü… Işık Tanrısı… bir şaheser.”
    -Salisbury (N.C) Post-

    “Roger Zelazny, bilimkurgunun en iyi hikâye anlatıcılarından. Uçsuz bucaksız ve içgüdüsel diliyle adeta bir şair!”
    -Greg Bear-

    “Yazılmış en iyi beş bilimkurgu romanından biri.”
    -George R. R. Martin-

    “Eğlenceli ve zekice yazılmış. Okuduktan sonra yazar olmayı isteyeceğiniz bir roman.”
    -Neil Gaiman-

    “Asla bir tanrı olduğunu iddia etmedi. gerçi bir tanrı olmadığını da iddia etmedi.”

    Roger Zelazny, farklı pek çok mitolojiyi bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Hint mitolojisiyle harmanlanan Işık Tanrısı ise sadece bilimkurguyu değil, tüm spekülatif kurguyu değiştiren, benzersiz bir roman. Gaiman’ın en iyi romanı olarak kabul edilen Amerikan Tanrıları’na fikir babalığı yapmakla kalmamış, tanrılar ve insanlar arasındaki isim oyunlarına da ilham kaynağı olmuştur. Martin’in epik serisi Buz ve Ateşin Şarkısı’ndaki Işık Tanrısı da ismini bu romandan alır, tıpkı Sam Tarly’nin ismini bu romanın başkahramanı Sam’den aldığı gibi.

    Dünya yok olalı çok uzun bir süre olmuştur. Kolonileşmiş bir gezegendeki tüm teknolojik gücü ele geçiren insanlar ise kendilerini ölümsüz kılmış ve Hint tanrılarının rolünü üstlenerek o gezegenin kontrolünü ele geçirmiştir.

    Ancak bu kötü niyetli topluluğa karşı çıkacak biri vardır: Siddhartha ya da Mahasamatman; nam-ı diğer Işık Tanrısı.Işık Tanrısı, tanrılaşmış insanlara tanrısal bir müdahale.
    George R. R. Martin’in sonsözüyle.

  • Kaplan! Kaplan! Yazar: Alfred Bester 1,00 

    “Bester’in iki muazzam kitabı zamanının ötesine geçmeyi başardı. Yaklaşık altmış senedir herkesin en iyi on bilimkurgu kitabı listesindeki yerlerini korudular.”

    -Robert Silverberg-

    “En sevdiğim kitap ne mi? Kaplan! Kaplan!

    -William Gibson-

    “Bilimkurgu edebiyatı gerçek deha ürünü çok az eser çıkardı ve bu da onlardan biri.”

    -Joe Haldeman-

    “Pekçoklarınca şimdiye dek yazılmış en iyi bilimkurgu romanı.”

    -Samuel R. Delany-

    Kaplan! Kaplan!, Alfred Bester’in yazdığı en iyi eser.”

    -James Lovegrove-

    “Yüksek maceranın, zengin yaşamanın ve zor ölmenin olduğu bir Altın Çağ’dalardı… ama kimse öyle düşünmüyordu. Servet ve hırsızlığın, talan ve yağmacılığın, kültür ve ahlaksızlığın geleceği… ama kimse bunu kabul etmiyordu. Aşırıların çağındaydılar, ucubelerin büyüleyici yüzyılı… ama kimse bunu sevmiyordu.”

    Uzayda ölüme terk edilen ve 170 gün boyunca havasız ortamda hayatta kalmayı başaran Gully Foyle, kendine geldikten sonra gemi enkazından kurtulur ve intikamını almak için yola koyulur. Tüm Dünya’yı değiştirecek bir sırrı da yanında taşımaktadır.

    Alfred Bester Kaplan! Kaplan!’da bilimkurguya getirdiği tüm yenilikleri bir seviye ileri götürüyor ve belki de yazılmış en iyi bilimkurgu romanını ortaya çıkarıyor. Kaplan! Kaplan!, bilimkurgu edebiyatındaki Monte Kristo Kontu.

    Graham Sleight’ın sunumuyla

    Neil Gaiman’ın sonsözüyle

  • Kıyamete Bir Milyar Yıl Yazar: Boris Strugatski, Arkadi Strugatski, 1,00 

    “Strugatski Kardeşler’den biri Gogol’ün diğeri ise Çehov’un soyundan geliyor ama hiç kimse hangisinin hangisi olduğundan emin değil. Bu kitap kesinlikle harika.”
    -Ursula K. Le Guin-

    “Türü bilimkurgu olsun ya da olmasın, bu kitap okuduğum en iyi, en etkileyici kitaplardan biri.”
    -Theodore Sturgeon-

    “Fantastik olayları fantastik olmayan varsayımlarla nasıl açıklarsın?”

    Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Henüz taslak halindeyken sansürün hışmına uğrayan Kıyamete Bir Milyar Yıl ise yazarların en sıradışı ve aykırı romanlarından biri.

    Bir astrofizikçi olan Dimitri Malyanov, kendisine Nobel Ödülü’nü kazandıracağına inandığı projesi üzerine yoğunlaşmak için ailesini Odesa’ya, eşinin annesinin evine gönderir.

    Ancak bir sorun vardır; yalnız kalmasına rağmen sürekli rahatsız edilir. Önce içi votka ve havyar dolu bir kutu, ardından da mini etekli güzel bir kadın kapısında beliriverir. Bu ziyaretler, bilim insanı olan arkadaşlarının da geçerken uğramasıyla sonu gelmez bir hal alır. Hepsi de çok büyük bir keşfin eşiğinde olduklarını ama aniden dikkatlerinin dağıldığını iddia etmektedir.

    Acaba karanlık bir güç, bilimsel gelişmeleri engellemek mi istemektedir? Yoksa tüm bunların daha doğal bir açıklaması mı vardır? Kıyamete Bir Milyar Yıl, edebiyatın “Sorun sende değil, kâinatta!” deme biçimi.

  • Kumsalda Yazar:

    “Nükleer savaşın ardından radyasyon zehirlenmesiyle ölen bir dünyanın unutamayacağınız bir anlatımı.” –The New York Times
    “DÜNYANIN SONU DEĞİL Kİ BU. YALNIZCA BİZİM SONUMUZ. DÜNYA ESKİDEN NASILSA YİNE ÖYLE DEVAM EDECEK.”
    Döneminin en çok okunan yazarlarından Nevil Shute’un iki dünya savaşını da gören bir uçak mühendisi olduğunu bilince, edebiyatındaki, mesleğini
    seven, çalışkan, iyi niyetli ama dünyanın korkunçluğuyla karşı karşıya kalan çaresiz karakterlerini daha iyi anlayabiliyoruz. Ancak Nevil Shute
    sadece karamsar değildi, mühendisliğin, bilimin insan hayatını nasıl daha iyiye götürebileceğini de düşünen bir yazardı. Yayımlandığı zamanın
    korkularını açıkça görebileceğimiz Kumsalda, günümüzde de kendini unutturmayan “büyük savaş” endişesini ve bu savaşın kazananı olmayacağını
    anlatıyor.
    Dünyadaki son nesil. Üçüncü Dünya Savaşı’nın masum kurbanları. Gittikçe yaklaşan radyoaktif bulut. Medeniyetin son günleri.
    Avustralya’ya sığınan Amerikan denizaltısı Scorpion’ın kaptanı Dwight Towers, eşiyle çocuklarının hâlâ yaşadığına inanmak istiyordu. Yeni
    istihbarat subayı Peter Holmes ise kaçınılmaz sonu ailesiyle nasıl karşılayacağını düşünüyordu. Hayatını çalışarak, birçok arzusunu gerçekleştirmeye
    cesaret edemeden geçiren biliminsanı John Osborne ise kalan zamanını elinden geldiğince güzel geçirmeye kararlıydı.

    Sonra bir umut: Seattle yakınlarından gelen bir sinyal. Belki de hayatta kalan birileri daha vardı. Son bir göreve çıkan bu adamlar ne olursa olsun pes
    etmeden kıyametle yüzleşeceklerdi.
    Kumsalda, hayal bile edemeyeceğimiz bir kâbusu yaşayan sıradan insanların hikâyesi.

  • Mars Yıllıkları Yazar:

    “Bradbury’nin öyküleri ve romanları, edebiyatımızın en nadide parçalarından. Ona sahip olduğumuz için şanslıyız.” –Kim Stanley Robinson

    “Bradbury’nin öyküleri öylesine içinize işliyor ki bir daha unutamıyorsunuz.” –Margaret Atwood

     

    Ulusal Kitap Ödülü

    Pulitzer Onur Ödülü

    Ulusal Sanat Madalyası

     

    “BİZ DÜNYALILAR, BÜYÜK VE GÜZEL ŞEYLERİ YIKMAK KONUSUNDA HÜNERLİYİZDİR.”

    Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. 1950’de yayımlanan Mars Yıllıkları ise insana dair yazılmış en naif ve en karanlık eserlerden biri.

    İnsanlık atom savaşlarının gölgesindeki, sorunlarla boğuşan Dünya’yı terk etmek için Mars’ta koloni kurmaya karar verir. İlk roketler umut dolu kızıl gezegene iniş yaptıklarında yolcular hiç beklemedikleri sorunlarla karşı karşıya kalır. Mars’ta yalnız değillerdir.

    Marslılar şekil değiştiren, zihin okuyan, belirli bir gelişmişlik seviyesine erişmiş canlılardır ve gezegene gelen bu istenmeyen ziyaretçiler için orada yeni bir hayat kurmak hiç kolay olmayacaktır. Bradbury’nin yer yer ürkütücü yer yer dramatik anlatımı da burada sahne alır. Irkçılık ve hümanizm gibi fikirler Mars’ta kendine yer bulur. Yazar, âdeta tarihle ve insanlıkla yüzleşir.

    Bilimkurgu edebiyatının en önemli eserlerinden Mars Yıllıkları, okura insanlığın nihai düşmandan nereye giderse gitsin kurtulamayacağını sert ve vurucu bir biçimde anlatıyor: Kendisinden.

     

    Jorge Luis Borges’in önsözüyle

  • Maymunlar Gezegeni Yazar: Pierre Boulle 1,00 

    “Maymunlar Gezegeni, Gulliver’ın Gezileri’nin gelecekteki versiyonu.”
    -Louisville Times-

    “Romanın şaşırtıcı finali bile tek başına dehşet verici.”
    -Newark News-

    “Aklını kullanabilen insanlar mı? Hayır, bu mümkün değil; bu noktada yazar ne yazık ki maksadını aşıyor!”

    Pierre Boulle, Avrupa’dan çıkıp yazdığı bilimkurgu romanıyla vahşi batılı meslektaşlarıyla baş edebilen ilk, belki de son frankofon. Maymunlar Cehennemi ve diğer sinema uyarlamalarına da ilham kaynağı olan Maymunlar Gezegeni ise, insanlığın en derin korkularından birinin eşsiz anlatısı.

    Çok da uzak olmayan bir gelecekte üç uzay gezgini; verimli ormanları, yaşanabilir iklimi ve temiz havasıyla Dünya’ya fazlasıyla benzeyen bir gezegene iniş yapar. Bu gezegen her yönüyle kusursuz gözükse de aslında hiçbir şey göründüğü gibi değildir.

    Gerçek, çok geçmeden açığa çıkar: Bu gezegende insanlar vahşiyken, uygar maymunlar onların efendileridir. Henüz maceranın başında yol arkadaşlarından kopup tek başına mücadele etmek zorunda kalan Ulysse Mérou, bu cennet görünümlü cehennemden kurtulmanın yollarını tek başına bulmak zorundadır.

    Ulysse, insanlığın kurtarıcısı olmayı başarabilecek mi? Yoksa bu lanetli geleceğin son tanığı mı olacak?
    Maymunlar Gezegeni, insanlar gezegeninden daha insani bir satir.

  • Pazartesi Cumartesiden Başlar Yazar: Arkadi Strugatski, Boris Strugatski, 1,00 

    “Strugatski Kardeşler, varsayılan önermelerden mantıklı çıkarımlar yaparak fantastik geleneğin realistleri olduklarını gösteriyorlar.”
    -Stanis?aw Lem-

    “Strugatski Kardeşler beni en az Orwell, Huxley ve Dick kadar etkiledi.”
    -Jonathan Lethem-

    “İnsan, İstediğini Elde Edebiliyor Ve Elde Edebildiğini İstiyorsa, O Zaman Mutludur.”

    Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Pazartesi Cumartesiden Başlar ise büyünün ve bilimin muazzam karışımıyla, Strugatski Kardeşler’in külliyatı içerisinde bile benzeri bulunmayan bir eser.

    Her şey bilgisayar mühendisi Saşa Privalov’un iki otostopçuyu arabasına almasıyla başlar. Bu iki otostopçu imkânsızın sıradanlaştığı, sonsuzluğun sadece bir pazartesi gününden ibaret olduğu, mitolojik karakterlerin koridorlarında cirit attığı YOKHİÇ Enstitüsü’nde çalışmaktadır. Privalov da büyü araştırmalarının ciddi bir iş olduğu bu tuhaf dünyanın ister istemez içine çekilir.

    Strugatskiler’in bilim üzerine kurguladıkları büyü akademisi, J. K. Rowling’in Hogwarts’ına, Patrick Rothfuss’un Üniversitesi’ne yıllara öncesinden gelen bir esin. Strugatskiler’in isterlerse Kafka olabileceklerini ama büyük bir mutlulukla kendi yollarını çizdiğini gösteren bu kitap, yazılmış en benzersiz satirlerden de biri.

    Bilim, büyü ve sosyalizmin bir araya geldiği bir dünyada, kaos ne kadar uzakta olabilir ki? Pazartesi Cumartesiden Başlar, büyünün çarpım tablosu.

  • Resimli Adam Yazar: Ray Bradbury 1,00 

    “Bradbury’nin öyküleri öylesine içinize işliyor ki bir daha unutamıyorsunuz.”

    –Margaret Atwood

    Ulusal Kitap Ödülü

    Pulitzer Onur Ödülü

    Ulusal Sanat Madalyası

    “BU RESİMLER GELECEĞİ GÖSTERİR.”

    Ray Bradbury sadece bilimkurgunun değil fantastik edebiyatın ve korkunun da yirminci yüzyıldaki ustalarından biri. Bilimkurgunun “iyi edebiyat” da olabileceğini kanıtlayan belki de ilk yazar. Tüm yeteneklerini sergilediği ve çerçeve öykü formatında yazdığı Resimli Adam ise modern bireyin psikolojisine ve teknolojik ilerlemenin karanlık yanına ışık tutan eşsiz bir öykü derlemesi.

    Tüm vücudu, hareket eden dövmelerle kaplı Resimli Adam bu durumundan dolayı neredeyse kırk yıldır kalıcı bir iş bulamamıştır hatta karnavallarda bile çalışamıyordur artık. Çünkü lanetli bedeninin üzerindeki dövmeler geleceği göstermektedir. Yanında belli bir süre geçiren kişinin kaderi Resimli Adam’ın bedeninde görünüverir.

    Dövmeleri üzerinden hikâyeler bir bir ortaya dökülür. Bir çocuğun hayalleri kadar naif, bir bilim insanının gerçekleri kadar kuvvetli toplam on yedi öykü Resimli Adam’ın vücudunda hayat bulur.

    Ölümden inançlara, nükleer savaştan ırkçılığa, dünyanın sonundan uzaydaki yalnızlığımıza kadar insanlığa dair birçok konuya değinen Bradbury, hayallerimizle hakikati karşı karşıya getirip eleştiren, düşündüren ve dehşete düşüren bir bilimkurgu klasiği ortaya çıkarıyor.

    Resimli Adam, bilimkurgunun kaleydoskopu.

  • Su Adamı Yazar: Aleksandr Belyaev 1,00 

    Türkçeye daha önce Profesör Dowell’in Başı ve Ket Yıldızı kitapları çevrilen ünlü Rus bilimkurgucu Aleksandr Belyaev’in başyapıtı Su Adamı, İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri dizisinin 21. kitabı olarak ilk kez Türkçede.

    Tarihte bilimkurgu yazarak geçimini sağlayan ilk yazar olan Belyaev, aynı zamanda “Sovyetlerin Jules Verne’i” olarak da nitelendiriliyor.

    Su Adamı’nda çocukluğunda üzerinde yapılan deneyler sonucu balık solungaçlarına sahip olan ve bu yüzden yaşamını suda geçiren, balıkçıların “deniz şeytanı” lakabını taktığı Ihtyandr’ın kara ve deniz hayatı arasında yaşadığı gelgitlerin yanı sıra insanüstü bir canlı olarak dışdünyayla olan mücadelesine de tanık oluyoruz.

    Belyaev bu eserinde fakirlere daha iyi yaşam koşulları sağlamak gibi sosyal meselelere de dokunmaktan geri durmuyor.

  • Sürgün Gezegeni Yazar: Ursula K. Le Guin 1,00 

    “Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?”

    Ursula K. Le Guin, bilimkurgu ve fantazi edebiyatına damga vurmuş en büyük yazarlardan; türün kraliçesi. Kitapları ve fikirleriyle hem okurlara hem de yazarlara ilham veren Le Guin, erken dönem eserlerinden Sürgün Gezegeni’nde bizi ötekilik, önyargı, varoluş ve yuva özlemi gibi olgular üzerine derin bir yolculuğa çıkarıyor.

    Galaksinin karanlık tarafındaki Sürgün Gezegeni’nde iki büyük halkın mücadelesi hep süregelmiştir: Alterralılar ve Tevarlılar. Gezegenin yabancıları ve “ötekileri” olan Alterralılar -diğer adıyla yabansoylular eski güçlerini kaybetmiş, nüfusu gittikçe azalan bir halktır.

    Tevarlılar diğer adıyla izcanlılar “ötekiler”den hoşlanmayan, muhafazakâr, geri kalmış, ilerlemeye kapalı bir topluluktur.

    Güney Göçü başlayıp Gaallar güneye doğru ilerleyince büyük savaş kapıya dayanır. Alterralılar ve Tevarlılar bir araya gelip ortak düşmana karşı savaşacak ya da yaklaşan uzun kışla birlikte felakete sürükleneceklerdir. Rolery ve Agat’ın sıradışı hikâyesi de işte bu süreçte başlar.

    Mülksüzler ve Karanlığın Sol Eli’nin de dahil olduğu Hainish Cycle’ın bir parçası olan Sürgün Gezegeni, toplumsal ve düşünsel yargılara etkileyici bir dokunuş.
    -Ursula K. Le Guin’in önsözüyle-

  • Tanrı Olmak Zor İş Yazar: 1,00 

    “Baştan sona muazzam bir kitap. Derin, yaratıcı, tatmin edici bir hikâye.”

    –Ursula K. Le Guin

    “Okuduğum en korkutucu bilimkurgu romanlarından biri.”

    –Thedore Sturgeon

    “KENDİMİ TANRI OLARAK HAYAL EDEBİLSEYDİM, ZATEN TANRI OLURDUM.”

    Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Tanrı Olmak Zor İş ise insanlığın karanlık geçmişinin kalbine yapılmış en cesur yolculuklardan biri.

    İnsanlık, Dünya’nın tıpatıp aynısı olan, üzerindeki insanların karanlık çağdan öteye gidemediği bir gezegene gözlemciler göndermiştir. Bu gezegenin gidişatına müdahale etmelerine hiçbir şekilde izin verilmeyen bu gözlemcilerin asıl amacı insanlığın karanlık çağını her ayrıntısıyla kayıt altına almaktır.

    Büyük bir değişimin kıyısında olan Arkanar Krallığı’nda halk baskı altında yaşamakta, yenilikler beşiğinde boğulmakta, okuma yazma bilenler linç edilmektedir. Bu gezegene gönderilmiş gözlemcilerden biri olan Anton da Don Rumata ismiyle bir asilzade hayatı yaşarken, bir yandan da dönemin aydınlarını kurtarmaya çalışır.

    Hari Kunzru’nun Önsözüyle

    Boris Strugatski’nin Sonsözüyle

  • Tanrıların Tohumu Yazar:

    “Eğer Wells olmasaydı, çağdaş bilimkurgu da olmazdı.” –Kingsley Amis
    “Geleceğin, insanların hayal ettiği gibi parlak olmayacağını öngören Wells’i okumak, yaptığım en iyi keşiflerden biriydi.” –George Orwell
    H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun
    Adası ve Dünyalar Savaşı gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Tanrıların Tohumu’nda ters giden
    bilimsel gelişmelerin, kırılgan bir ırk olan insanlığı nasıl yıkıma sürükleyeceğini anlatıyor.
    Sevimsiz oldukları söylenebilecek iki biliminsanı Profesör Redwood ve Bay Bensington gözden uzakta çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bu sırada
    keşfettikleri Herakleophorbia, namı diğer Devtohumu ile insan evrimindeki en büyük gelişmenin altına imza attılar. Bu tohum sayesinde daha zeki,
    daha güçlü süper insanlar geliştirilebilecekti.
    Ancak göz ardı ettikleri bir şey vardı: Bilim, insanlığa boyun eğmeyecekti. Bu icat sayesinde insanlar ve hayvanlar kontrolün ötesinde büyüyecek, bu
    besini tüketen devler ile normal toplum arasına sınırlar çekilecek ve bu farklılığın getirdiği kaos, insanlığı yavaş yavaş ele geçirecekti.
    Wells’in 1904 yılında, yani genetiği değiştirilmiş besinlerin tüketilmeye başlamasından uzun yıllar önce yazdığı Tanrıların Tohumu, bilimkurgunun
    günümüz biliminin dahi kafa yorduğu konulara değinen gizli hazinelerinden biri.

  • Uzayda Piknik Yazar: Arkadi Strugatski, Boris Strugatski, 1,00 

    “Heyecan verici, canlı ve hoş… Girift olaylar, yaratıcı detaylar içeren, etik ve entelektüel açıdan sofistike bir eser.” –Ursula K. Le Guin

    “Mükemmel… Strugatskiler’in sadakati ve hırsı, dostluğu ve aşkı, umutsuzluk ve tükenmişliği marifetli ve yetenekli şekilde ele alması ortaya şahane bir hikâye çıkarıyor. Yıllarca unutulmayacak bir kitap.” –Thedore Sturgeon

    Arkadi ve Boris Strugatski, entelektüel açıdan kışkırtıcı, inanılmaz eğlenceli, cesur ve eleştirel kitaplarıyla “Sovyetler döneminin en büyük bilimkurgu yazarları” sıfatını hak eden yegâne ikili. Uzayda Piknik ise yazarların en ünlü ve ilham verici romanı.

    Uzaylılar dünyanın beş bölgesini ziyaret etmiş ve giderken geriye “atıklarını” bırakmışlardır.  Bu atıklar, tüm dünyada bir gizem yaratır ve endüstri ve bilim çevrelerinin de odak noktası haline gelir. Atıkların bulunduğu yerler “bölge” olarak adlandırılarak karantina altına alınır ve bu bölgeler çevrelerindeki şehirleri ekonomik ve sosyal açıdan etkilemeye başlar.

    Redrick Schuhart, bölgeden uzaylı atıklarını kaçırıp satan bir “stalker” yani bir iz sürücüdür. Çoğu insan gibi, hayatı yasak “bölge” tarafından şekillendirilen Red ve bilim insanı arkadaşı Kiril’in bir “zamazingo” elde etmek amacıyla buraya yaptıkları yolculuk ise beklenmedik olaylara sebep olur… Tarkovski’nin Stalker ismiyle beyaz perdeye uyarladığı felsefi hikâye de işte burada başlar.

    Uzaylıların dünyaya yaptığı bu ziyaret bir piknikten mi ibarettir? Yoksa arkasında insan aklının alamayacağı bir gizem mi yatmaktadır?

İthaki Yayınları

İthaki Yayınları