Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
EDEBİYAT (43)

449–464 / 563 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Sonbahar Ülkesi Yazar: Ray Bradbury 1,00 

    “Ama ölüm nedir? Başka bir oda mı? Mavi bir oda, yeşil bir oda, şimdiye kadarki bütün odalardan daha büyük bir oda! Ama anahtarı nerede?” Bu kitaptaki öyküler ya ölümle başlıyor ya da ölümle bitiyor.

    Ray Bradbury, korkunun, içimizdeki karanlığın, yıllarca birlikte yaşadığımız ama henüz farkına varmadığımız arzuların ve bunların davet ettiği dehşetlerin, “hepimizin bağrındaki cinayet”in, saflığın ve şeytaniliğin birlikte nefes alan öykülerini anlatıyor bize. Haritasını hep yanımızda taşısak da ziyaretimizi sürekli ertelediğimiz bir ülkeyi, sonbahar ülkesini anlatıyor. Mehmet Moralı’nın Türkçeye çevirdiği Sonbahar Ülkesi, ölüm hakkında okunabilecek en hayati kitaplardan biri.

    Fantazi, korku ve bilimkurgu edebiyatına damga vuran yazarlardan biri olan Ray Bradbury, 1920’de doğdu. Uzun yaşamına Fahrenheit 451 gibi bir distopyanın yanında sayısız öykü sığdırdı. Tüm hayatını kitaplara ve yazmaya adayan Amerikalı yazar, 5 Haziran 2012’de öldüğünde, arkasında Mars Yıllıkları, Resimli Adam ve Sonbahar Ülkesi gibi başucu kitabı olmaya aday birçok unutulmaz eser bıraktı. Stephen King ve Neil Gaiman gibi ustalar ondan ilham aldı. Uygarlığa yön veren toplumsal meseleler ile modern insanın bireysel sorunlarını bir arada işleyebilmesi ve insanın ruhunu donduran öyküleri eşsiz bir sıcaklıkla kaleme alması, Bradbury’nin en önemli özelliği oldu.

  • Sondan Başa Yazar: Burak Tamdoğan 1,00 

    “Eve girme yasağı koysak koruyabilir miyiz çocukları kırılmaktan? Çünkü bir çocuk eve girince büyür, katlayıp kaldırır kendini hayallerinden. Her gece havai fişek patlatmanız martıları şaşırtıyor biliyor musunuz? Parlak ışıklı eğlencenize nasıl öleceklerini dahi bilemiyorlar. Katırlar da dahil aslında kimse bilmiyor usulünce ölmeyi. Dört yaşındaki çocuktan, yetmiş yaşındaki dedeye kimse bilmiyor. Öyle kapılarının önünde uzanıp, biraz fazla abartılı ölüyorlar.”

    Burak Tamdoğan’dan alıştığımız şiir formunu reddeden, kalemi eksiltip sözü çoğaltan bir kitap; Sondan Başa…

  • Sonsuz Gece Yazar: Guillermo Del Toro, Chuck Hogan, 1,00 

    Vampir virüsü iki yıldır ortalıkta dolaşıyor. Dünyadaki hayat yok olmanın eşiğinde. Efendi’nin yönettiği katliam devam ediyor. İnsanlığın kaderi birkaç özgürlük savaşçısının ellerinde. Şimdi birinin kendini tüm insanlık adına feda etmesi gerekiyor. Peki bu cesur kahraman kim olacak?

    Ölümcül Tür üçlemesinin final perdesi kanlı ve dondurucu bir şekilde kapanıyor.

    Ölümcül Tür’ün ilk yüz sayfası okuru daimi bir korkuya sürüklüyor, çünkü del Toro ve Hogan hem gerçek (tüm tuhaf kuytu köşeleriyle New York) hem de hayali olanı (vampirler) sahici bir orijinallikle anlatıyor. Ölümcül Tür’de tohumları atılan her şey Sonsuz Gece’de kelimenin tam anlamıyla doyurucu bir sonuca ulaşıyor… Şeytan ayrıntılarda gizlidir ve bu kitap da tüyler ürperten şeytani bir yetenekle yazılmış.
    Stephen Kıng

    Dahiyane kurnazlıklarla dolu bir üçleme. İlk sayfayı okuduktan sonra elinizden bırakamayacağınız, unutulmaz bir hikâye.
    Clıve Cussler

    Guillermo Del Toro ve Chuck Hogan ergen, seksi, rock yıldızı havalarındaki vampirlerle ya da yapay kan içenlerle ilgilenmiyorlar. Buradaki vampirler tam anlamıyla kötü.
    New York Tımes

    Seksi vampirlerin ortalıkta kol gezdiği bir dönemde yazarlar onlara günahkar, korkunç ve kanlı ısırıklarını geri verdi
    Los Angeles Tımes

  • Spider-Man: Düşmanca Devralma Yazar:

    REKORLAR KIRAN OYUNUN RESMİ ÖN HİKÂYESİ!
    Peter Parker karmakarışık bir ilişki ağının içerisindeydi. En ileri teknolojileri barındıran bir laboratuvarda çalışıp dünyayı
    değiştirmeye çalışan genç bir biliminsanıydı. Yine de ikinci işi olan suçla mücadelenin getirdiği sorumluluklarla baş
    etmekte zorlanıyordu…
    Wilson Fisk, namıdiğer Kingpin, New York’a dönmüş ve kendisini halk arasında fedakâr bir girişimci ve hayırsever biri
    olarak gösterme çalışmalarına başlamıştı. Örümcek-Adam bunun böyle olmadığını bilse de gerçekleşmesi halinde “bir
    daha geri dönüşü olmayan” o kötü niyetli plana dair gerçekleri açığa çıkaramazdı.
    Örümcek-Adam’ın kostümü ve özellikleriyle sokakları altüst etmeye başlayan yeni tehdit karşısında Ağ Kafa, yaşanan
    kötü olayların sorumlusu olmadığını gösterip masum olduğunu kanıtlayabilecek miydi? Zaman daralıyor ve insanların
    hayatı tehlikedeyken Örümcek-Adam, bu eli kanlı Örümcek’in cani saldırını durdurabilecek miydi? Örümcek-Adam
    düşmanlarına ve korkularına boyun mu eğecekti yoksa ayağa kalkıp eskisinden de güçlü olduğunu mu gösterecekti?

  • Su Adamı Yazar: Aleksandr Belyaev 1,00 

    Türkçeye daha önce Profesör Dowell’in Başı ve Ket Yıldızı kitapları çevrilen ünlü Rus bilimkurgucu Aleksandr Belyaev’in başyapıtı Su Adamı, İthaki Yayınları’nın Bilimkurgu Klasikleri dizisinin 21. kitabı olarak ilk kez Türkçede.

    Tarihte bilimkurgu yazarak geçimini sağlayan ilk yazar olan Belyaev, aynı zamanda “Sovyetlerin Jules Verne’i” olarak da nitelendiriliyor.

    Su Adamı’nda çocukluğunda üzerinde yapılan deneyler sonucu balık solungaçlarına sahip olan ve bu yüzden yaşamını suda geçiren, balıkçıların “deniz şeytanı” lakabını taktığı Ihtyandr’ın kara ve deniz hayatı arasında yaşadığı gelgitlerin yanı sıra insanüstü bir canlı olarak dışdünyayla olan mücadelesine de tanık oluyoruz.

    Belyaev bu eserinde fakirlere daha iyi yaşam koşulları sağlamak gibi sosyal meselelere de dokunmaktan geri durmuyor.

  • Suç ve Ceza Yazar: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 1,00 

    “Dostoyevski’nin yarattığı suçlulara, çılgınlara… bambaşka bir gözle bakarız. Bu kötü insanları sevdiğimizi, içimizde onlara yakın bir şeyler bulunduğunu anlamak, tekinsiz ve tuhaf bir etki bırakır.” –Hermann Hesse-

    “Benim bir şeyi öğrenmem, hem de ivedilikle öğrenmem gerekiyordu. Herkes gibi ben de bir bit miyim, yoksa bir insan mıyım?” Dostoyevski’nin karanlık kahramanı Raskolnikov’un sorduğu bu sorudan doğan Suç ve Ceza, insan ruhunun, hem köşe bucağında örümcekler gezinen dar bir odaya, hem de göz alabildiğine uzanan bir Sibirya ovasına dönüşebileceğini gösteriyor.

    Dostoyevski’nin dünyasına girmek için ideal bir başlangıç noktası olan, Rusça aslından çevirisiyle sunduğumuz Suç ve Ceza’nın ortaya attığı bilmece bugün de bize eşlik etmekte: Kimdir her sabah bıkkınlıkla yatağından kalkan, gün boyu ateşler ve sanrılar içinde sokakları adımlayan ve akşamları tekrar bıkkınlıkla yatağına dönen?

  • Sudan Gelen Yazar: Emrah Güler 1,00 

    Süper kahraman olduğunuzu öğrenseniz ne yapardınız?

    “Süper kahraman olduğunu öğrenmeye kimsenin hazır olduğunu sanmıyorum. Ben ise çizgi roman okumayı, süper kahraman filmlerine gitmeyi hayatından özenle uzak tutan birisi olarak daha da hazırlıksız yakalandım. Hâlâ ara sıra kendime bir süper kahraman olduğumu, dahası süper kahramanlar arasında da özel bir yere sahip olduğumu hatırlatmam gerekiyor. Nasıl oldu da benim gibi akılcılıkla var olan, şüphecilikle beslenen bir bilim kadını, kurgusuna bile tahammül edemediği bir dünyada buldu kendini? Yardımcı doçent, sevilen ve sayılan akademisyen Nehir Nadir, nasıl sevilen ve sayılan süper kahraman Fiyonkmer’e dönüştü?” Yazar Emrah Güler’in popüler kültür tutkusu, üç yaşında Snoopy ve televizyonla tanışmasıyla ortaya çıktı. Şeker Kız Candy, Dallas ve Zagor’la büyüdü. Eğitimini vampirler üzerine bir tez yazarak tamamladı. İlk kitabını kimsenin anlamadığı Lost üzerine yazdı. Kendisi de Lost’u pek anlamadı. Gene de yazmaya devam etti. Çizgi roman okuyor, film izliyor, dizi izliyor. Bir yandan da yazıyor. Hâlâ süper gücünün ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

  • Suikast Bürosu Yazar: Jack London 1,00 

    “Sorumluluğu bize ait olan bütün ölümler için diyebilirim ki, ölenler arasında bunu hak etmeyen tek bir kişi bile yoktu. Ölümü insanlığa fayda sağlamayan tek bir kişi ölmedi.”

  • Suikastçı Yazar: Tom Wood 1,00 

    James Bond’u unutun. Jason Bourne’u unutun. Jack Bauer’i unutun. Victor ile tanışma vakti: O bir suikastçı.

    Avcı av olduğunda…

    Victor serbest çalışan profesyonel bir katildir; piyasada ondan iyisi yok. Victor acımasız, sistemli ve ölümcül bir suikastçıdır. Tek başına yaşar; tek başına çalışır. Ne geçmişi bilinir ne de adı. Onun iş tanımı çok basittir: Bir işi kabul eder, hedefini ortadan kaldırır ve parasını alır.

    Paris’teki basit, rutin bir suikast işinin ardından otelinde pusuya düşürüldüğünde dünyası tepetaklak olacaktır. Polislerin, kiralık katillerin ve istihbarat ajanslarının peşine düştüğü, dört kıtaya yayılmış bir komplonun ağına takılan Victor kaçmak zorundadır.

    Ancak Victor kolay bir hedef değildir; en az peşinde olanlar kadar acımasız ve zalimdir. Kendisini kimin neden ortadan kaldırmak istediğini bulacaktır; arkasında cesetlerden bir iz bırakarak.

    Beyazperdeye yakışır adrenalin yüklü temposuyla Suikastçı, Taken’ın (96 Saat) yönetmeni Pierre Morel tarafından sinemaya uyarlanıyor.

  • Süreyya Yazar: 16,00 

    “Bir varoluşun kaydını tutuyorum. Hepsi bu. Kendi varoluşumun kaydını. Ne söyleyebilirim? Hazırlıksız yakalandığım çaresiz bir hastalığı üstümden atmaya çalışır gibi bir ömür geçirdim,” diyerek başlıyor söze Süreyya.

    “Ve öyküsü sessiz kalmış, kendi kendine yitip gitmiş diğer tüm kadınlar”ın coğrafyasını, alelade ya da olağanüstü tüm oluş hallerini işliyor. Kadınlığın ön bahçesinde kabul edilebilir oyunlar oynarken arka sokaklarında aynı kadınlığın en kuytuda kalmış düşüncelerini gün yüzüne çıkarıyor. Sıra dışı, meydan okuyan, direnen, pes etmeyen, bağıran ya da sessizliğe boğan bir kadının kendi gökyüzünü aydınlatmak için yıldızlarını göğe taşıması da denilebilir Süreyya’nın yaptığına. Ruhu cinsiyetsiz, bedeni kadın olan, bütün ayrımcılıkları reddeden birinin kendi olabilmek ve olduğu hali koruyabilmek adına en yakınlarına karşı verdiği mücadelenin öyküsü.

     

    Nil Sakman, birçok metne gönderme yaptığı, feminist yazını bir basamak daha yukarı taşıdığı Süreyya’da ısrarla üzerinde durduğu tek bir benliğin “çoğul seslerini” duymamızı sağlıyor. Belki de baş kaldıran, kendine has ve özgün bu sese kulak vermek her şeyi değiştirecektir.

     

    “İçinde bir yabancıyı taşıdığını düşünüyorsun. Binbir yüzü olan, seni oradan oraya sürükleyen bir yabancı. Saldırıya uğradığında bir canavara dönüşüyor. Rahatladığında miskin, uyuşuk, bencil birine. Dara düştüğünde somurtup oturuyor. Sen sandığın bu şeyi, koşulların belirliyor. Yolunu şaşırmış bir türün çocuğusun.”

  • Süreyya’nın Saatleri Yazar:

    “Ailem, evim, kentim, yurdum, Allah’ım yok benim. Ben Süreyya’yım. Gökten de değil, başka bir yerden de. Bir
    başıma Süreyya’yım. Sü-rey-ya. Kendimi kendim var ettim. Ailemi, evimi, kentimi, yurdumu ve Allah’ımı ben
    yarattım. Günahsa günah, ayıpsa ayıp… Şimdi de bir güzel yıkacağım, bozacağım, vardan yok edeceğim
    hepsini.”

    Geçmişle hesaplaşmanın ancak geleceği kurmakla mümkün olduğu dünyada, şimdiki zaman ne işe yarar?  İlk
    kitabı Aile Fotoğrafı ile adını duyuran Kerem Görkem, yeni romanında sıradan bir karakterin üzerinden
    gündelik hayatı anlatıyor. Kapıcı Süreyya, sıradan olduğu kadar sıradışı da: Çöp alıp aidat toplarken
    gözlemcilik yapıyor, kent ve kentlilik üzerine düşünüyor.

    Süreyya’nın Saatleri, İstanbul’u ararken kendiyle karşılaşan yalnız bir adamın hikâyesi…

  • Sürgün (Drizzt Efsanesi 2. Kitap) Yazar: R. A. Salvatore 1,00 

    Menzoberranzan’ın örümcek ağı desenleriyle süslü, drowlara ait kanlı mağaralarından ayrılan Drizzt, kendisini Karanlıkaltı’nın vahşiliklerle dolu dehlizlerinde bulur. Yoluna devam etmek için hayatta kalmaya çalışırken karanlıktan çıkan eski bir dost ona yardım “eli” uzatacaktır.

    “Boş tünellerin yaratığı oldukça, hayatta kalmak benim için hem daha kolay hem daha zor oldu. Kendi belirlediğim bölgeme giren hemen her şeyi alt edebilir, yenemeyeceğim az sayıdaki canavardan kaçıp saklanabilirdim ancak ne yenebileceğim ne de kaçabileceğim bir düşmanı keşfetmem uzun sürdü. Nereye gitsem beni takip etti; ne kadar uzağa kaçsam, o kadar yakınıma geldi. Düşmanım yalnızlıktı, dingin denizlerin sonsuz, aralıksız sessizliği.”Macera, Karanlıkaltı’nın derinliklerinde devam ediyor.

  • Sürgün Gezegeni Yazar: Ursula K. Le Guin 1,00 

    “Otorite kişinin kendisinden mi kaynaklanır, yoksa etrafındakilerden mi?”

    Ursula K. Le Guin, bilimkurgu ve fantazi edebiyatına damga vurmuş en büyük yazarlardan; türün kraliçesi. Kitapları ve fikirleriyle hem okurlara hem de yazarlara ilham veren Le Guin, erken dönem eserlerinden Sürgün Gezegeni’nde bizi ötekilik, önyargı, varoluş ve yuva özlemi gibi olgular üzerine derin bir yolculuğa çıkarıyor.

    Galaksinin karanlık tarafındaki Sürgün Gezegeni’nde iki büyük halkın mücadelesi hep süregelmiştir: Alterralılar ve Tevarlılar. Gezegenin yabancıları ve “ötekileri” olan Alterralılar -diğer adıyla yabansoylular eski güçlerini kaybetmiş, nüfusu gittikçe azalan bir halktır.

    Tevarlılar diğer adıyla izcanlılar “ötekiler”den hoşlanmayan, muhafazakâr, geri kalmış, ilerlemeye kapalı bir topluluktur.

    Güney Göçü başlayıp Gaallar güneye doğru ilerleyince büyük savaş kapıya dayanır. Alterralılar ve Tevarlılar bir araya gelip ortak düşmana karşı savaşacak ya da yaklaşan uzun kışla birlikte felakete sürükleneceklerdir. Rolery ve Agat’ın sıradışı hikâyesi de işte bu süreçte başlar.

    Mülksüzler ve Karanlığın Sol Eli’nin de dahil olduğu Hainish Cycle’ın bir parçası olan Sürgün Gezegeni, toplumsal ve düşünsel yargılara etkileyici bir dokunuş.
    -Ursula K. Le Guin’in önsözüyle-

  • Sürü Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    1979’da Locarno Film Festivali, Altın Leopar Jüri Özel Ödülü ve 1980’de Altın Portakal En İyi Film

    ödülü başta olmak üzere birçok ödülün sahibi olan Sürü filminin senaryosu tekrar okurlarla ve filmseverlerle buluşuyor.

    “İster hoşnut olunsun ister olunmasın,Sürü bir gerçektir. Ve bu gerçek ve bu başarı, iyi bir hikâyenin, iyi bir senaryonun ve iyi bir çekimin sonucu ortayaçıkmıştır. Binlerce filmin çarpıştığı bir pazarda, kendi gücü ile ayakta duramayan hiçbir filmin yaşama şansı yoktur.Sürü, kendi kavgasını hiçbir kulis çalışmasına ihtiyaç duymadan sürdüren bir filmdir. Bütün dünyanın sinemaadamları, esas olarak Sürü’yü anlamışlardır…”

    -Yılmaz Güney-

  • Sürücü Yazar: James Sallis 1,00 

    “Ben sürücüyüm. Bütün yaptığım bu.” 

    “Siz olayı planlarken veya ayrıntıları belirlerken ben dahil olmam. Bana yola çıkacağımız yeri, nereye gideceğimizi, sonrasında ne yapacağımızı, saatini söylersin.Olaya katılmam, kimseyi tanımam, silah taşımam. Sadece araba kullanırım.”

    Entertainment Weekly Yılın En İyi On Kitabından Biri
    Washington Post Yılın En İyi Kitabı

    James Sallis 1 Aralık 1944’te Arkansas’ta doğdu. Sallis, Lew Griffin karakterini içeren romanları ve 2011 yılında aynı isimle filme çekilen Sürücü ile ün saldı. Anthony, Nebula, Edgar, Shamus ve Gold Dagger ödüllerine aday gösterilen yazar, aynı zamanda bir şair ve müzisyendir.

  • Takip Edenler Yazar: Ingar Johnsrud 1,00 

    “Ingar Johnsrud’un Takip Edenler’i, Steig Larsson’un Milenyum Üçlemesi’nin gerçek varisi.” –Il Fatto Quotidiano

    “Yoğun aksiyon. Kanlı mücadeleler. Salgın hastalıklar ve müstehcen bir alaycılık. Johnsrud tüm bunları zekâ ve sağduyu ile ustaca birleştiriyor.” –Norrköpings Tidningar

    “Geleneksel tarza karşı çıkarak, Johnsrud, iyi ve kötü arasındaki tartışmayı, 1930-40’lardaki ırkçılık ve günümüz ırkçılığı arasında bağlantılar kurmayı başararak ve yepyeni açılar sunarak işliyor.” –Skånska Dagbladet

    “Fredrik şimdiye kadar hep gölgelerin peşinden koşmuştu. Akıl sır ermez bir amaçla hareket eden, kuş uçmaz kervan geçmez bir çiftlikteki ufak çaplı dini bir teşkilatın bazı üyelerini katleden bir katil. Gizli bir mahzen ve dünyanın sonu için yapılan hazırlıklar…”

    İskandinav polisiyesinin yükselen yıldızlarından olan ve Steig Larsson’un varisi olarak gösterilen Ingar Johnsrud’un çoksatan kitabı Takip Edenler ilk kez Türkçede.

    Müfettiş Fredrik Beier, Oslo’daki bir kilisede yaşanan toplu katliamı ve bu kiliseyle bağlantılı olan bir kayıp vakasını araştırmakla görevlendirilir. Peki bu olayların, kıyameti bekleyen bir tarikat, Avrupa’yı tehdit eden terörist gruplar ve geçmişi İkinci Dünya Savaşı’na dayanan korkunç “ari ırk” deneyleriyle nasıl bir ilgisi vardır?

    Acımasız katilin yakalanması için amansız takip başlar ve sırlar bir bir ortaya çıkarken, Fredrik bu köklü gizemi çözmek üzere tehlikeli sularda yüzmek zorunda kalacaktır.