Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
TÜRKÇE EDEBİYAT (104)

49–64 / 147 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Fosforlu Cevriye Yazar: Suat Derviş 1,00 

    Atilla Dorsay’ın önsözüyle…

    Bir gece kadınına, bir karanlık kızına bundan daha güzel ve onu daha iyi vasıflandıran bir sıfat bulmaya imkân mı vardı! Güzelliği kadar, ismi de kaldırımlarda meşhurdu.

    Güzelliği dillere destan, yeri geldiğinde mangalda kül bırakmayan, gökyüzündeki yıldızlardan düştüğüne inanacak kadar saf bir fahişe Fosforlu. İstanbul’un her sokağını, karakollarını bilen Cevriye’nin karşısına hiç tanımadığı bir adam çıkar. Hayatında kimse Cevriye’ye, hastalığında kendisine bakan, itina eden, ilk kez bir kadın olduğunu hissettiren bu adam gibi davranmamıştır. Bu yabancıyı tanımasıyla birlikte Cevriye daha önce hiç hissetmediği, hiç bilmediği duyguları tadacak ve sevmeyi, tutsaklığı öğrenecektir.

    Suat Derviş, ilk kez 1968’de yayımlanan Fosforlu Cevriye adlı kitabında, toplumun dışına itilmiş, “öteki” olarak konumlandırılan bir fahişenin hayatını anlatıyor. Toplumun farklı sınıflarından karakterlere yer verdiği, sade bir dille yazdığı ve insan sevgisini temel aldığı bu romanıyla, toplumda var olan iki yüzlülüğe de ironik yaklaşımıyla dikkat çekiyor.

  • Gangsterler Kraliçesi Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    – Eller havaya! dedim. Eller yukarı, kalbimin orangutanı…
    Küçük siyah gözlerinden bir kin ışıltısı geçti. Boynumu bu sırada yakalasa işimin harap olacağını anladım. Yerdeki tabancayı ayağımla bir kenara attım.
    – Şimdi beni iyice tanıdın değil mi? diye sordum, Şikago’nun Çifte Tabancalı Kadını’nı nihayet bilesin çıkardın mı? Beni milyon işine karıştırırsın, başımı türlü belalara sokarsın… Sonunu düşünmezsin!
    Düşün ve edebiyat dünyamızın dev ismi Kemal Tahir’in, F. M. Duran takma adıyla yazdığı özgün polisiye maceraları yıllar sonra yeniden yayımlanıyor.

  • Geçmiş Olsun Yazar: Birol Tezcan 1,00 

    Hastaneler umudun ve kederin,  yaşamın ve ölümün birbiriyle tanıştığı, birbirine karıştığı mekânlar. Bazen bir müjdeyi duyurmak, bazen de yıkıcı bir kaybın haberini vermek için telaşla adımlanan hastane koridorları… Bu koridorlarda kendi derdinden birbirini görmeyen ya da kendi derdini unutup başkasının acısına içlenenler, hastalar, doktorlar, hemşireler, hastabakıcılar…

    Sayılı Gün kitabıyla bizlere kader mahkûmlarının hikâyelerini anlatan Birol Tezcan, usta kalemini bu defa hastanelerde mahkûm kalanlar için oynatıyor.

    Daha önce Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi adlı kitapta bir araya gelen yirmi öykünün üzerine yedi öykü daha eklendi ve yirmi yedi öyküden oluşan Geçmiş Olsun kitabı ortaya çıktı.

    İnsan neye isterse ona inanır. Kendini mutlu edecek şeylere daha çabuk inanır.

    Sefer tasımızı, termosumuzu, yastığımızı, battaniyemizi bir de umudumuzu bekleyen hasta yakınlarına bırakıyoruz.

    Hastane koridorları umutsuz çekilmiyor.

  • Gerisi Pek Mühim Değil Yazar: Onur Güzeldiyar 1,00 

    Gerisi Pek Mühim Değil, İzmir’in arka sokaklarında geçen bir büyüme hikâyesi. Mahalleyi, kardeşlikten güçlü arkadaşlığı, baba ocağını, ana kucağını, ilk acımızı, gönül sancımızı, anlatamadıklarımızı, sakındıklarımızı, kayıplarımızı ve pişmanlıklarımızı anlatan bir ilk roman.

    Yalnızlığı, sıkışmışlığı bütün bunlara rağmen umudu da görünür kılan Onur Güzeldiyar, kendini gerçekleştirme ve var olma sancıları içinde debelenen, “iyi insan” olmaya çabalayan “semt delikanlıları”nın hikâyesini çarpıcı biçimde bize aktarıyor.

    “Hayatın esrarengiz müdahaleleri ne hoştur değil mi?

    Devriye gezen ekip otolarının sayısı yükselen lüks binalar arttıkça artmıştır. Özel okulların kapıları spor arabalarla dolmaya, afili kafeler parfüm kokmaya başladığında, kaslı vücutlarının kılsız tenlerini sergileyen, pahalı saatler takıp, tertemiz kadınlarla etrafa bir küfür gibi bakmaya ve uzak durmaya çalışıp kaçmaya başladıklarında bu gençler, semt delikanlılarına öfke bir meyvedir artık.

    Sıkılan, çalışan, yorulan, vuran, vurulan, sıkıldıkça faça atan, sinirlerine hakim olamayan, nezaretlere alınıp sorgulanan, birahanelerde ağzı kusmuk kokulu kadınları öpmeye çalışan, sevilmeyen, dışlanan, tehlikeli sanılan, adam olamayan, matiz olan, bali koklayan, kova yapan, bong hazırlayan, patlayan, çatlayan, ağlayan, aldatan, aldatılan, rezil olan, daha çok rezil olan, yanılan, yanılan, hep yanılan, duvarları kağıt, spreyleri kalem sanan, kalpleri daima kırılan kim varsa, yemiştir artık o meyveden.

    Çinnng!”

  • Gizli Özne Yazar: 24,00 

    “Hasta çocuklar yoktur, hasta aileler ve hasta toplumlar vardır!”

     

    Matemli bir evde bir çift kahve fincanı kırılır ve biri genç, biri yaşlı iki kadının zihninde iki farklı geçmiş canlanır. Şaibeli bir şekilde hayatını kaybeden Reha’nın nişanlısı Revnâ, yetiştirme yurdunda büyümüştür ve üç yaşında yaşadığı korkunç deneyimi geçmişinden kaçarak unutmaya çabalıyor, yüzleşemediklerinin bedelini nöbet geçirerek ödüyordur. Oğlu Reha’yı ansızın kaybeden ve “Gizli Özne”nin anlattığı Bihter’se bir ailenin içinde büyümenin ağırlığını doktorların çözemediği bir yöntemle hafifletecektir.

     

    Biri ait olmak, diğeri kendisi olmak isteyen, yolları hiç beklenmedik bir şekilde kesişen bu iki kadın için aşk, aile, evlilik, hayat çok farklı anlamlara gelir.

     

    Nihan Kaya’nın ses getirmiş romanı Gizli Özne gözden geçirilerek tekrar yayımlanırken, yazar aşkı, aileyi, evliliği ve hayatı kendine has üslubuyla iki farklı bakış açısıyla ele alıp sorgulamaktan da kaçınmıyor.

     

    “Bihter gelinliğinin etekleri çamurlu sokakları süpürürken bunları düşünüyordu. Üzerindeki gelinlikten gelin olduğu anlaşılan bir genç kız, tek başına beklediği İETT durağından otobüse bindi. Beyaz bir gelinliğin kabarık bir eteği, bir İETT otobüsünün dar basamaklarına sığmadı. Bir gelinlik kuyruğu süründüğü bir otobüs zemininde tozlandı. Bir otobüste bütün yolcuların gözü, içeriye yalnız binen bir geline takıldı.”

  • Gök Derinin Altında Yazar: Nazlı Karabıyıkoğlu 1,00 

    Gök Derinin Altında zaman ve mekânla bağları gevşemiş insanların modern çağda efsanelere sığınmasının anlatısı. Bildik sokaklardan Sibirya’ya, arka bahçelerden Yakutistan’daki çadırlara ulaşan; aynı yerden kanayıp kırılan ama kendilerini saran ve iyileştirenlerin öyküleri.

    Harflerden çok rüzgârı, kelimelerden çok hisleri duyuran Nazlı Karabıyıkoğlu, bedenin ve cinsiyetin ötesine geçen bir dil kurarken bambaşka gözlerle evrene yeniden bakabileceğimizi gösteriyor.

    “Siz bizi çizdiniz tarihten gününüze doğru, sfenkslerimizi yaptınız. Tabutumuz yoktu. Vahşiliğimizi bölüştürdük, yeryüzünün tüm kadınlarından paralel. Yüzlerine gölge düşmesin diye hepsine içimizden, derimizden bir amazos koyduk. Hayvanları kattık organlarımıza, karnımızdan yararken çocuğu hep hayvanlara benzettik. Ben sürüldüm, ormanımızda tektim. Hem eri, hem dişiyi sen taşı dediler.”

  • Göl İnsanları Yazar: Kemal Tahir

    Gözden Geçirilmiş Tekrar Baskı

    Türk edebiyatında köy hayatına ve köylülüğe “içeriden” bakışın ilk örneklerinden sayılabilecek Göl İnsanları için Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e yazdığı 13 Mart 1941 tarihli mektubunda, “Senden o kadar defa dinlediğim, âdeta birçok satırlarını başlarken sonunu getirecek kadar hatırladığım ilk hikâyeyi yine büyük bir lezzetle, iştiha ile ve gururla okuyorum,” demektedir; 7 Mayıs 1941 tarihli mektubunda ise düşüncesini açık ve değişmez bir biçimde ortaya koyar: “Hiç endişeye düşme Göl İnsanları Türk edebiyatının en güzel dört hikâyesi olarak kalacaktır.”

  • Gölgesiz Matiz Yazar:

    2018 Kayıp Rıhtım okur anketlerinde yılın en iyi yerli fantastik romanı seçilen Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil’in yazarı Bülent
    Ayyıldız bu defa bir öykü kitabıyla karşınızda.
    Perdedeki gölgeler aynı insan gibi ses çıkarıyordu. Hayalînin ustalığına verdiler. Aniden kocaman bir canavar belirdi perdede.
    İnsanlar bunu da gerçek mi değil mi ayırt edemediler; derken perde yırtıldı. Yanı başında Lami müstehzi sırıtmasıyla halka
    bakıyordu. Yırtılan bezin arkasından tepegözler, şahmaranlar, câzûlar, cinnîler, yılanlar, çıyanlar çıkmaya başladı. Halk ne
    olduğunu anlayamadı. Bu da neyin nesiydi. Tepegözler ağızlarından ateş saçmaya başlayınca bir vaveyla koptu. İnsanlar sağa sola
    kaçışmaya başladı. Acı bir seda kapladı meydanı. Ahali ne olduğunu anlamasa da can havliyle sağa sola kaçışıyordu. Kafalar
    kopmaya, işkembeler, bağırsaklar ortalığa saçılmaya başladı. Ortalık kan revan oldu. Lami kahkahalar atıyordu.
    Gölgesiz Matiz, ilk kitabı Durun Yanlış Anladınız ile dikkat çeken Bülent Ayyıldız’ın ikinci hikâye toplamı. İlk romanı Hiçbir Şey
    Göründüğü Gibi Değil ile farklı üslupları harmanlayarak şahsiyetli bir kurgu oluşturulabileceğini gösteren yazar, bu kitabında
    kendisini takip eden okuyuculara; farklı dönemlerin, coğrafyaların, dillerin, karakterlerin seçkin bir koleksiyonunu sunuyor.
    Günümüz kurgusu hakkında fikir edinmek ve onun zenginliğine tanık olmak isteyen okuyucuları kitabın arka kapağını kenara
    bırakıp vakit kaybetmeden kitabı okumaya çağırıyorum.

    -İsmail Pelit

  • Gönül Gibi Yazar: Suat Derviş 1,00 

    İthaki Yayınları, Suat Derviş’in tüm yapıtlarını yayımlamaya devam ediyor. Ocak 2016’nın kitabı Gönül Gibi. Toplumcu gerçekçi romanlarıyla daha yakından tanıdığımız Suat Derviş, bu kez gençlik dönemine ait melankolik bir aşk hikâyesiyle karşımızda. Yurtdışına kadar uzanan bu hikâyenin kahramanları, kendi önyargılarının, çaresizliklerinin, kendilerine dair bilgilerinin ve bilgisizliklerinin kurbanı olarak karanlık bir dünyada sürükleniyorlar.

    Kendi döneminde çok daha geniş bir okuyucu çevresine seslenme isteğiyle kaleme alınan Gönül Gibi, daha sonraları Fosforlu Cevriye’yi yazacak olan Suat Derviş’in romancılığının hangi yollardan geçtiğini göstermesi açısından da önem taşıyor.

  • Gücenmedim Dersem Yalan Olur Yazar:

    “Pazar günleri konser programını yönetmesi ve yaşça benden çok çok büyük olması dışında hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Şimdi olsa internete girer, sabah kahvaltıda kaç zeytin yediğinden; geçen sene tatilde giydiği lacivert mayosunu kaç liraya aldığına kadar her şeyi, iki dakikada öğrenebilirdim ama o zaman internet falan yok. Arama motoru olarak ansiklopedi kullandığımız yıllar. Biri hakkında bilgi sahibi olmamız gerektiğinde mahallede tahkikat yaptırmak dışında başka olanağımız da yok. İşte, Hikmet’i bu mümkünsüzlükler içerisinde; fakat kalbimin tüm imkânları ile seviyordum.”

     

    Altın günlerindeki kısırın gücüne, karne hediyesi bisiklete atlayıp evden kaçılabileceğine, radyonun içindeki küçük insanlara ve dünyanın, çekirdek yiyerek gidilebilen; mahallenin o en uzak köşesi kadar büyülü bir yer olduğuna inananlara; hâlâ inanlara…

     

    Ihlamur Günlükleri‘yle tanıştığımız Başak Buğday, gülmekten gözlerimizi yaşartırken içimizdeki o eski yaraya dokunuyor.

  • Gulyabani Yazar: Hüseyin Rahmi Gürpınar 1,00 

    “Ta karşıdan, bahçenin derinliklerinden, servi ve kavaklar ile bir boyda bir minare belirdi. Bu, taşlaşmış, cansız bir sütun değildi. Yürüyordu… Şimdi artık mehtabın yardımıyla görünüşünü bütün ayrıntılarıyla seçebiliyordum… En korkulu rüyalarda bile görülemeyecek bu dev azmanını perdenin kenarından seyretmeye başladım.”

    Olağanüstü varlık ve olaylara dair yerel inançlarla mizahı ustaca bir araya getiren Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Türk edebiyatının klasikleri arasında yerini almış romanı Gulyabani’yi, eserin orijinal üslubunun elden geldiğince korunduğu sadeleştirilmiş haliyle sunuyoruz.

    “Onun hikâyeleri içinde en ünlüsü, en meraklısı ‘gulyabani’ olayıydı…”

  • Halk Plajı Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    Halk Plajı, Kemal Tahir’in Samim Aşkın müstear ismiyle kaleme aldığı bir “yerli roman”. Yazarının alamet-i farikası olmuş diyaloglarla bir oturuşta okunabilecek küçük bir kitap. Bugün Halk Plajı’nı yeniden okurlarla buluşturmak, hem Kemal Tahir’in romancılığını, hem de dönemin yayıncılık dünyasını hatırlamak üzere zevkli bir girişim niteliğinde. Orijinal kapağıyla birlikte sunduğumuz kitabın, bir zamanlar ilk yayımcının garanti ettiği zevkli saatleri bugün de yaşatabilmesi beklentisiyle…

  • Hayat Böyle Bir Şey Yazar: Nafer Ermiş 1,00 

    “Sonuç olarak son sözü hayat söyler. Benim hayatımda bu hep böyle oldu. Biraz da bu yüzden, tweetlerin yanında size önce eski bir hikâyeyi anlatmak istedim, çok eski bir hikâyeyi. Bütün ayrıntılarıyla gerçek bir hikâye. Yaşadığım diyemeyeceğim, ancak maruz kalmış olabileceğim bir hikâye… Çünkü bunların hiçbiri benim girişimimle olmadı, ben yapmadım. Çünkü hayatı biz yapmayız, ona maruz kalırız. Hayat böyle bir şey…”

    Aşk bir hafıza oyunudur; önce unutan kazanır.
    Yavaş yavaş ölüyoruz, dedi Kaplumbağa.
    Haklısın, dedi Kelebek, ne uzun bir gün…
    Hayatta da bazen rol değişimi olur: Bu sefer o seni özler, senin umurunda olmaz.
    Belirsizliğin bu kadar kötü olmasının nedeni içinde umut olmasıdır.
    Sen doğduğunda herkes mutluydu bir tek sen ağlıyordun, çünkü o sırada hayat senin başına geliyordu.
    Bazen susabilmenin tek yolu, sevdiğiniz insanın size bir şey anlatmasıdır.

  • Hayata Rağmen Edebiyat Yazar:

    Ali Lidar, Hayata Rağmen Edebiyat’la Kişisel Edebiyat Atlası’nın sınırlarını genişletiyor. Edebiyatın mihenk taşlarının yanında, unutulan yahut yeterince değer görmeyen edipleri de bilinmeyen yönleriyle anlatıyor.

    Ali Lidar’ın özgün bakış açısıyla, yaşamlarını ve eserlerini ustalıkla kaleme aldığı yirmi yazar, edebiyatın hayatla kesiştiği coğrafyada okurlarını bekliyor. Bizi hayata karşı ne savunabilir, edebiyattan başka?

    “Hayata Rağmen Edebiyat’ın yazarlarını seçerken yine tamamen sübjektif kriterler kullandım. Hiçbir kanonik kaygı gütmeden, sevdiğim, etkilendiğim, insanların okumasında yarar olabileceğini düşündüğüm yazarlara bir de benim penceremden bakılsın istedim. Bu yazarların hemen hemen hepsi üzerine binlerce sayfa yazılmıştır muhakkak. Amacım bu değerli birikime birkaç sayfa daha eklemek değil sadece, o yazarları neden sevdiğimi, onların eserlerinde ıskalanmış olabileceğini düşündüğüm neler gördüğümü anlatmak, paylaşmak istedim. Bu kitapta istisnasız bütün yazarlar sevdiğim ölüler arasından seçildi. Galiba ölüleri ve onların hatıralarını yaşayanlardan ve yaşarken paylaşılanlardan daha çok seviyor ve önemsiyorum…”

  • Henüz ve Hala ve Daha Yazar: Uğur Yetkin 1,00 

    “İki dilsizin iletişim çabası bu… Tutunmak için taşta bir girinti, bir çıkıntıya ihtiyaç var. Biz düzüz birbirimize. Birbirinden yansıyan iki ayna görüntüsü… Karşılıklı, sadece bakıyoruz, birbirimize geçemiyoruz.”

    Henüz ve Hâlâ ve Daha’daki öykülerinin yer aldığı dosyası, 2014 Yaşar Nabi Nayır Gençlik Ödülleri’nde “dikkate değer” bulunan Uğur Yetkin, metin içinde metin, dil içinde dil oyunları sunduğu kitabında, var olmaya, yok olmaya, birleşmeye ve yüzleşmeye dair öykülere imza atıyor. Soyut ve somut dünyalar arasındaki mesafenin bazen uzayıp bazen kısaldığı bu öyküler, elle tutulur, gözle görülür, dile getirilebilir varoluşumuza düşsel bir reçete sunuyor.Aynalara, dalgakıranlara ve insanlara yakından bakmak isteyenler için…

  • Hiç Yazar: Suat Derviş 1,00 

    “Evet, her şey hiç! Her şey bir sabun köpüğü! Saadet de öyle! Tutmak, yakalamak istediğiniz zaman parmaklarınız birbirine sürünüyor. Ve ortada hiçbir şey yok. Ya aşk! Aşk nedir? O kadar kahir, o kadar elle tutulabilecek kadar muazzam bir ıstırabı olan bu aşk nedir? Hiç, o da bir hiç, öyle değil mi?”

    Seza, küçük oğlu Mehmet ve dadısıyla yaşarken evli bir adam olan Atıf’la ilişkisi olur. Atıf, ölen kocasının ortaklarında kalan parayı alması için Seza’nın yurtdışına gitmesine yardım eder. Seza yurtdışındayken Atıf’ın başından savmak için kendisini yurtdışına gönderdiğinin farkına varır. Yurtdışında bir taraftan kocasından kalan parayı almaya çalışırken, bir taraftan da oğlu Mehmet’in hastalanmasıyla hastane ve sanatoryumlarda vakit geçirmeye başlar. Her şeye rağmen Mehmet’i kurtaramaz.

    Suat Derviş, 1935 yılında Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen ve 1939 yılında kitap olarak yayımlanan eseri Hiç’te bir kadının dünyasını anlatıyor. Yazar, bu eserinde farklı açılardan annelik ve aşk temasını ve Doğu ile Batı arasındaki farklılıkları da olağanın dışında bir bakış açısıyla ele alıyor.