Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
TÜRKÇE EDEBİYAT (104)

113–128 / 147 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Şair-Sosyolog: Kemal Tahir Yazar: Muhammed Hüküm 1,00 

    “Muhammed Hüküm’ün kitabında ciddi tahliller yapılmakta ve meseleler ciddi bir şekilde tartışılmaktadır. Ayrıntılar konusunda olağanüstü titiz ve tahlilleri açısından belirgin bir düzey gösteren bu eserden öğrenecek çok şey var… Kemal Tahir’in söylediklerini bülbül gibi şakıyarak tekrarlayan ve Kemal Tahir’in metinlerine saplantılı bir şekilde karşı çıkan eğilimler yitip gittikten sonra bu metnin anlamı daha iyi anlaşılacaktır.” Kurtuluş Kayalı

    Kemal Tahir’in edebiyat ve düşünce dünyasına bir sosyoloğun gözüyle bakan Şair-Sosyolog Kemal Tahir, büyük yazarın yapıtlarında karşımıza çıkan ve bugün hâlâ gündemimizi meşgul eden hemen her sorunu ayrıntısıyla ele alıyor. Muhammed Hüküm, Kemal Tahir ekseninde geniş bir toplumsal analize girişirken, bize özgü, orijinal bir edebiyat sosyolojisine duyulan ihtiyacı vurgulamaktan da geri kalmıyor.

    Şair-Sosyolog Kemal Tahir, yalnızca Kemal Tahir okurlarının değil, düşünce tarihimizin serüvenini takip edenlerin de yararlanacağı bir kaynak eser.

  • Saklı Kırmızı Yazar: 15,00 

    “içimde yağmur çiseliyordu henüz yazılmamış saman sarısına

    yazsaydım saçları üzüm karası yazsaydım esmer asisi aşkın

    en güzel şiirimi yazılmamış bırakıp gittin”

     

    “Beni Tarihle Yargıla” adlı şiiri Ahmet Kaya, “Kaybana Geceler” şiiri Onur Akın, “Gülyangını Ömrümüz”, “Fikri Sönmez’e Ağıt”, “Kanat Çırp” şiirleri Mehmet Gümüş ve “Didar Şensoy’a Ağıt” Sevinç Eratalay tarafından bestelenip söylenen Ersin Ergün Saklı Kırmızı ile yeniden okurlarıyla buluşuyor.

     

    Ersin Ergün kimdir?

     

    1957’de Adapazarı’nda doğdu. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi bu kentte okudu. 1974’te ODTÜ’ye girdi. 1978’de ODTÜ Makine Mühendisliği bölümünden ayrılarak SİYO’ya (Sevk ve İdare Yüksek Okulu) kaydını yaptırdı. 1981’de 12 Eylül

    dönemi tutukluları arasına girdi. Tutukluluk dönemi 10 yıla yakın sürdü. İdamlar ve müebbetlerden geçerek 4.5 yıllık bir ceza aldı ve 1991 Şubat’ında tahliye oldu. İlk şiir kitabı Bir Avuç Şiir Belge Yayınları’ndan çıktı. Şiirleri İngilizce’ye çevrilerek Censorship dergisinde yayımlandı. İsveç ve Katalonya PEN Kulüpleri onursal üyeliğine alındı. İkinci kitabı Gülyangını Ömrümüz Simge Yayınevi tarafından çıkarıldı. Üçüncü kitabı Yeniden Haziran, Piya Yayınları etiketiyle yayımlandı. “Beni Tarihle Yargıla” adlı şiiri Ahmet Kaya, “Kaybana Geceler” şiiri Onur Akın, “Gülyangını Ömrümüz”, “Fikri Sönmez’e Ağıt”, “Kanat Çırp” şiirleri Mehmet Gümüş ve “Didar Şensoy’a Ağıt” Sevinç Eratalay tarafından bestelenip söylendi. Saklı Kırmızı, Ersin Ergün’ün dördüncü şiir kitabıdır.

  • Salpa (Selimiye Üçlemesi 2. Kitap) Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin ikinci kitabı Salpa, Hücrem’in son satırında tanıştığımız Mehmet Salpa’nın Konya’dan İstanbul’a uzanan bir süreçte, sert yaşam koşulları içerisinde bilinçlenmesinin öyküsü.

    “Kimdir bu vapur, otobüs, tren, uçak seferlerini, onların yolcularını ayarlayanlar? Kimdir radyolarda falan saat reklamlar, yurttan sesler, filan saat Henry Mancini orkestrası diyen? Kimdir yüz beş liralık ayakkabıyı iki yüz doksana, dört yüz kırk liralık ceketi altı yüz on liraya fırlatan?İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika’ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?”

  • Sanık (Selimiye Üçlemesi 3. Kitap) Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    Selimiye Üçlemesi’nin tamamlandığı Sanık’ta, üniversite son sınıf öğrencisi Yaşar Yılmaz’ın “içeri alınmasına” ve “itirafa” zorlanmasına tanık oluyoruz. Gerçekte anonim bir figür olarak değerlendirilebilecek olan Yaşar Yılmaz, önüne konan boş kâğıtları nasıl dolduracağını düşünürken kendi geçmişini de sorgulayarak gecikmiş bir öz eleştiriye başlar.

    “Akşama kadar yazacaksın. Beğenirlerse su, yemek ve cıgara verilecek. Komutanım söyledi. Kaç zamandır buradayım, konuşmayan adam görmedim… Akılsızlık etme. Yaz da kurtul.”

    “Ne yazayım? Bir suçum yok ki benim.”

    “Ne istiyorlarsa onu yaz. Yazdırırlar çünkü. Dayanamazsın. Yazdırırlar.”

  • Şantiye Gürültüsü Yazar: Devrim E. Alkış 1,00 

    Şantiye Gürültüsü, gündelik hayatın acemisi, uyumsuz ve hiçbir yerde dikiş tutturamayan yalnız bir adamın hüzünlü ve trajikomik anlatısı. Devrim E. Alkış, üçüncü sınıf lokantaların, ele yüze bulaşan zamparalıkların, birbirine karışan sarhoş şarkılarının, unutulamayan aşkların hikâyesini anlatıyor.

    Büyük laflar etmeyen ve buna rağmen her lafı başına dert açan, hayata geç başlamış, tutunamamış, şanssız biri en çok ne kadar kaybedebilir?

    İnsanı tüketen hırslar, kıskançlıklar, iftiralar ve düşmanlıklardan korunmak için klasik müzik notalarına ya da kitapların harflerine saklanabilir mi?

    Kaybeden olmayı kabul ettiğinde bütün bunlardan kurtulabilir mi?

    Alkış, bu ikinci kitabında şantiyeye dönen günlük hayatın içinde bu soruları sorarken insan sesini arıyor.

    Gürültü sokaklarda, gürültü kulaklarda, gürültü beynimizde patlıyor.

    Kaybetmek bir karakter meselesidir, büyük kaybedelim.

  • Sayılı Gün Yazar: Birol Tezcan 1,00 

    Biyopsinin Dondurma Üzerindeki Etkisi’nde hastane koridorlarından taşan acıları ve umutları bizlere ulaştıran Birol Tezcan, Sayılı Gün’de yüreklerimize dokunan öyküleriyle, özlemenin, beklemenin, gün saymanın evrensel ruh halini bizlere, bizim dilimizden anlatıyor. Bazen yaşam kullanma kılavuzu gibi, bazen bir ağabeyle dertleşmek gibi, bazen de özlediğimiz Yeşilçam filmleri gibi… Ot Dergisi’ndeki yazı ve öyküleriyle pek çok okurun takdirini kazanan Birol Tezcan’ın yeni öyküleri hepimize hem hüzünlü hem de keyifli bir okuma serüveni vaat ediyor…

  • Sefer Yazar: Murat Başekim 1,00 

    Murat Başekim, Sefer’de bir intikam öyküsüne davet ediyor bizi. Tuhaf bir yetimhaneye kapatılan gençlerin zalim dünyaya karşı zorlu bir mücadeleye nasıl giriştiklerini, hayal güçlerini cesaretleriyle nasıl birleştirdiklerini anlatıyor.

    Bir ucu klasik serüven edebiyatına, bir ucu görkemli Viking destanlarına açılan bu öykü, hepimizin içindeki o maceracı ruhu, fırtına ve karanlığa doğru unutulmaz bir sefere yolluyor.

    “Herkes üzülür. Hayat, çocukluğun yitik cennetinden düştüğün andan itibaren art arda gelen bir üzüntüler saldırısıdır. Dünya da düşmanca sefere çıkar sana karşı. Ve zorba dünyanın sürekli saldırısı, seferi karşısında aslında herkes kaçar, herkes unutmaya çalışır, çünkü korkarlar. Kaçarlar: zenginlik, güç, tüketim istikametlerine… Herkesin çıktığı bir sefer vardır.”

  • Sen Yazar: Mehmed Uzun 1,00 

    İnsanın dünya üzerinde “yalnız” kaldığı anlar vardır… Böylesi anlarda, içini dökebileceği tek varlık bazen sadece yolu oraya düşmüş bir böcektir. Yalnızlığın ve dışlanmışlığın acısı, sıradan bir böcek de olsa bir dinleyici bulduğunda hafifler mi? “Sen”, acılı, trajik bir yaşamdan, Doğunun renkleriyle bezenmiş pastoral bir manzara… Aynı insanın dününü ve bugününü iki farklı üslupla anlatan Uzun, bu ilk romanında insanın zor şartlar altında verdiği yaşam mücadelesini, dayanma gücünün sınırlarını ve Doğu insanının hayata bakış açısını bu manzaranın çerçevesi içine yerleştiriyor.

  • Seyyit Han Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    “Seyyit Han yönetmen olarak bütün sorumluluğunu yüklendiğim ilk çalışmam, unutulmaz anılarımı içeren ilk 
gözağrımdır. Sanat hayatımın bir döneminin sonu, yeni bir dönemin ilk adımıdır. Bu yüzden özel bir önem taşır.”

    –Yılmaz Güney

    “Seyyit Han, ünlü bir oyuncumuzun ilk filmlerinden biri oluşuyla da dikkati çekmektedir. Daha ilk adımda, kişisel bir anlatımın olanaklarını deneyen, başkişisini ve konusunu bir “mitos” katına ulaştırmasını bilen, “sade” bir film yapabilmek gibi en usta yönetmenlerimizin bile beceremedikleri bir işin üstesinden gelen Yılmaz Güney, Yeşilçam’ın bir türlü durdurulamayan yozlaştırma dişlilerine takılıp ufalanıncaya kadar bize birkaç ilginç yapıt verecek sanıyorum.”

    –Onat Kutlar

  • Şiirli Dağ Yazar: İlhami Sidar 1,00 

    Okurların Melekler de Ölür, Sadakat gibi romanlarıyla tanıdığı İlhami Sidar, bu defa bizi İttihat ve Terakki dönemine ve yine karmaşık, zengin bir coğrafyaya götürüyor.

    Her biri ayrı bir derinliğe sahip yan öykülerle ve mitolojik göndermelerle dolu olan Şiirli Dağ, tarihin acımasızlığı önünde bir ferdin, Dara’nın kaderini, sanatsal bir düzyazıya dönüştürüyor:

    “Dara zamanla bütün bu olan bitenin kendi kaderinin bir parçası olduğuna kanaat getirmiş, yaradılışındaki her türlü sıradışılığın da aynı kaderin bir parçası olduğu, o güne kadar karşılaştığı bütün acayipliklerin; kırkını doldurmadan süt annesinin memelerini sündürmeye başlamasının, ağzının kenarına ilişen akreplerin kuyruklarını titretmelerinin, bir hamayıl gibi boynuna doladığı yılanların dillerinin boğazlarına kaçmasının, ayaklarının dibine ateş halesi biçiminde düşen şimşeklerin zıpkın gibi geri tepmesinin, göç halindeki kuş sürülerinin bir anda asimetrik dizilişlerini bozup bir çizgi halinde önünde tören geçidine durmasının, kurumuş ağaçta gül bitmesinin, mezar taşının canlanıp yürümesinin, gözleriyle tanık olduğu vuzuh bulmamış daha nice acayipliklerin hepsinin, mahkûmu olduğu kaderin bir parçası olduğu inancı iyiden iyiye köklenmeye başlamış…”

  • Sondan Başa Yazar: Burak Tamdoğan 1,00 

    “Eve girme yasağı koysak koruyabilir miyiz çocukları kırılmaktan? Çünkü bir çocuk eve girince büyür, katlayıp kaldırır kendini hayallerinden. Her gece havai fişek patlatmanız martıları şaşırtıyor biliyor musunuz? Parlak ışıklı eğlencenize nasıl öleceklerini dahi bilemiyorlar. Katırlar da dahil aslında kimse bilmiyor usulünce ölmeyi. Dört yaşındaki çocuktan, yetmiş yaşındaki dedeye kimse bilmiyor. Öyle kapılarının önünde uzanıp, biraz fazla abartılı ölüyorlar.”

    Burak Tamdoğan’dan alıştığımız şiir formunu reddeden, kalemi eksiltip sözü çoğaltan bir kitap; Sondan Başa…

  • Sudan Gelen Yazar: Emrah Güler 1,00 

    Süper kahraman olduğunuzu öğrenseniz ne yapardınız?

    “Süper kahraman olduğunu öğrenmeye kimsenin hazır olduğunu sanmıyorum. Ben ise çizgi roman okumayı, süper kahraman filmlerine gitmeyi hayatından özenle uzak tutan birisi olarak daha da hazırlıksız yakalandım. Hâlâ ara sıra kendime bir süper kahraman olduğumu, dahası süper kahramanlar arasında da özel bir yere sahip olduğumu hatırlatmam gerekiyor. Nasıl oldu da benim gibi akılcılıkla var olan, şüphecilikle beslenen bir bilim kadını, kurgusuna bile tahammül edemediği bir dünyada buldu kendini? Yardımcı doçent, sevilen ve sayılan akademisyen Nehir Nadir, nasıl sevilen ve sayılan süper kahraman Fiyonkmer’e dönüştü?” Yazar Emrah Güler’in popüler kültür tutkusu, üç yaşında Snoopy ve televizyonla tanışmasıyla ortaya çıktı. Şeker Kız Candy, Dallas ve Zagor’la büyüdü. Eğitimini vampirler üzerine bir tez yazarak tamamladı. İlk kitabını kimsenin anlamadığı Lost üzerine yazdı. Kendisi de Lost’u pek anlamadı. Gene de yazmaya devam etti. Çizgi roman okuyor, film izliyor, dizi izliyor. Bir yandan da yazıyor. Hâlâ süper gücünün ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

  • Süreyya Yazar: 16,00 

    “Bir varoluşun kaydını tutuyorum. Hepsi bu. Kendi varoluşumun kaydını. Ne söyleyebilirim? Hazırlıksız yakalandığım çaresiz bir hastalığı üstümden atmaya çalışır gibi bir ömür geçirdim,” diyerek başlıyor söze Süreyya.

    “Ve öyküsü sessiz kalmış, kendi kendine yitip gitmiş diğer tüm kadınlar”ın coğrafyasını, alelade ya da olağanüstü tüm oluş hallerini işliyor. Kadınlığın ön bahçesinde kabul edilebilir oyunlar oynarken arka sokaklarında aynı kadınlığın en kuytuda kalmış düşüncelerini gün yüzüne çıkarıyor. Sıra dışı, meydan okuyan, direnen, pes etmeyen, bağıran ya da sessizliğe boğan bir kadının kendi gökyüzünü aydınlatmak için yıldızlarını göğe taşıması da denilebilir Süreyya’nın yaptığına. Ruhu cinsiyetsiz, bedeni kadın olan, bütün ayrımcılıkları reddeden birinin kendi olabilmek ve olduğu hali koruyabilmek adına en yakınlarına karşı verdiği mücadelenin öyküsü.

     

    Nil Sakman, birçok metne gönderme yaptığı, feminist yazını bir basamak daha yukarı taşıdığı Süreyya’da ısrarla üzerinde durduğu tek bir benliğin “çoğul seslerini” duymamızı sağlıyor. Belki de baş kaldıran, kendine has ve özgün bu sese kulak vermek her şeyi değiştirecektir.

     

    “İçinde bir yabancıyı taşıdığını düşünüyorsun. Binbir yüzü olan, seni oradan oraya sürükleyen bir yabancı. Saldırıya uğradığında bir canavara dönüşüyor. Rahatladığında miskin, uyuşuk, bencil birine. Dara düştüğünde somurtup oturuyor. Sen sandığın bu şeyi, koşulların belirliyor. Yolunu şaşırmış bir türün çocuğusun.”

  • Süreyya’nın Saatleri Yazar:

    “Ailem, evim, kentim, yurdum, Allah’ım yok benim. Ben Süreyya’yım. Gökten de değil, başka bir yerden de. Bir
    başıma Süreyya’yım. Sü-rey-ya. Kendimi kendim var ettim. Ailemi, evimi, kentimi, yurdumu ve Allah’ımı ben
    yarattım. Günahsa günah, ayıpsa ayıp… Şimdi de bir güzel yıkacağım, bozacağım, vardan yok edeceğim
    hepsini.”

    Geçmişle hesaplaşmanın ancak geleceği kurmakla mümkün olduğu dünyada, şimdiki zaman ne işe yarar?  İlk
    kitabı Aile Fotoğrafı ile adını duyuran Kerem Görkem, yeni romanında sıradan bir karakterin üzerinden
    gündelik hayatı anlatıyor. Kapıcı Süreyya, sıradan olduğu kadar sıradışı da: Çöp alıp aidat toplarken
    gözlemcilik yapıyor, kent ve kentlilik üzerine düşünüyor.

    Süreyya’nın Saatleri, İstanbul’u ararken kendiyle karşılaşan yalnız bir adamın hikâyesi…

  • Sürü Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    1979’da Locarno Film Festivali, Altın Leopar Jüri Özel Ödülü ve 1980’de Altın Portakal En İyi Film

    ödülü başta olmak üzere birçok ödülün sahibi olan Sürü filminin senaryosu tekrar okurlarla ve filmseverlerle buluşuyor.

    “İster hoşnut olunsun ister olunmasın,Sürü bir gerçektir. Ve bu gerçek ve bu başarı, iyi bir hikâyenin, iyi bir senaryonun ve iyi bir çekimin sonucu ortayaçıkmıştır. Binlerce filmin çarpıştığı bir pazarda, kendi gücü ile ayakta duramayan hiçbir filmin yaşama şansı yoktur.Sürü, kendi kavgasını hiçbir kulis çalışmasına ihtiyaç duymadan sürdüren bir filmdir. Bütün dünyanın sinemaadamları, esas olarak Sürü’yü anlamışlardır…”

    -Yılmaz Güney-

  • Tesirsiz Parçalar Yazar: Ali Lidar 1,00 

    “Beni affetme… Anlama da… Hayatımın özeti, düzeltilemeyecek kadar vahim bir anlatım bozukluğu… Beni daha fazla konuşturma… Ben susayım, sen ağla… Gusül abdesti alabileceğim kadar gözyaşı biriktir benim için… Sonra beraberce çayıma siyanür karıştıralım. Önce göm beni, sonra anla…”

    Çocukluğa, büyümeye, Beşiktaş’a, bayramlık ayakkabılara, içinden oyuncak çıkan yumurtalara, coğrafi uzaklıklara, bakmak için ölünen gözlere bakamaya, âşık olmaya ve olamamaya; bazen Deep Purple’a, bazen Ferdi Tayfur’a, bazen Salinger’a, bazen Oğuz Atay’a; anneye, babaya, kardeşe, sevgiliye, insana; kısacası hayata dair tesirli bir bakış açısı…

    Yanı başımızdaki insanların trajedilerine bir sigara içimi süresince üzülüp sonra unuttuğumuz bir dünyada Ali Lidar, yazdıklarıyla donmuş insanlığımıza ateşle yaklaşıyor.