Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
TÜRKÇE EDEBİYAT (104)

129–144 / 147 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Tılsım-ı Kudret Yazar: Göktuğ Canbaba 1,00 

    Göktuğ Canbaba, sonsuz kudretin peşindeki bir Osmanlı şehzadesinin, tarihi sırların izini süren sıradışı bir maceracının ve öte diyarlara fısıldayan bir muska üstadının öyküsünü Tılsım-ı Kudret’te bir araya getiriyor. Mezopotamya’da doğan bir efsane İstanbul’daki bir antika dükkânının duvarları arasına süzülüyor. Büyülü muskalarla açılan kapıların ardında, dehşeti yanlarında getiren davetsiz misafirler beliriyor.

    Tılsım-ı Kudret, sırlarla dolu tarihi bir yolculuğa davetiye çıkaran, fantastik boyutlarıyla tüylerinizi ürpertecek bir macera romanı!

    ”Kötü düşünceler ve hin kurtlar, kara zeminin ardından gelip yeri titreterek ilerleyen kâbus evlerinin mimarları Şehzade’nin aklına girmiş. Heyhat! Bu ne kara bir gün!”

  • Türkiye’nin Ruhunu Aramak – Bir Kemal Tahir Kitabı Yazar: Kolektif 1,00 

    Her tür iktidar odağının uzağında durup, memleket meseleleri üzerine can alıcı düşünceler telaffuz eden entellektüellere…

    “Kemal Tahir deyince bir alana hapsolmak yanlış. Ancak her alana dair kalem oynatmak Kemal Tahir’i anlamanın yolunu açar. Tarih, sosyoloji, felsefe, iktisat, edebiyat ve hattâ psikoloji -hani o Türk insanının şuuraltını anlamak gerek sözü- folklor ve bilumum sosyal bilim dalı konularına odaklanmakla Kemal Tahir’in anlaşılmasının yolu açılabilir. Kemal Tahir’i anlamamak çoğumuzun duçar olduğu belli bilim disiplinlerine hapsolmaktan kaynaklanıyor. Bu anlamda şu Sosyal Bilimleri Açın kitabının müellifleri hakikaten Kemal Tahir’in çağdaşları olarak görünüyor. Ancak böyle disiplinlerarası bir anlayış Kemal Tahir’e yakınlaşmayı sağlayabilir. Aslında bir adım daha atmak lazım. Akademisyen başka, düşünür başka. Ancak akademisyenin darlığı aşılarak özgün düşünceye varılabilir. Sezai Karakoç da böyle söylemiyor muydu? Ortama bakıldığı zaman mesele anlaşılır. Bu anlamda bu kitabın son yazısını bir müsvedde olarak telakki edip çok ama çok geliştirilmesi gerektiğini düşünmek gerek. Bu alanda daha kırk fırın ekmek yemek lazım.”

  • Ufkun Öte Yanı Yazar:

    Yazar olmak arzusunda genç bir adam hayranlık duyduğu büyük yazarın asistanı olur ve dostluğunu kazanır. Yazar Refika Karahisar asistanı Aren’le elyazmalarını paylaşırken yazma sırlarını ve edebiyatın arka bahçelerinde dönen dolapları da anlatır. Bunların yanında Aren’in ellerine büyük bir sırrı emanet eder. Bu sırrın peşindeyse çok fazla kişi vardır ve Aren aniden kendini yapayalnız bulur. Sırrı korumaya, hayalini kurduğu kitabını yazmaya ve etrafındaki esrarengiz olayları çözmeye çalışırken İstanbul’dan Kıbrıs’a, Edirne’den Yunanistan’a savrulur. Aynı denize kıyısı olan insanların birbirine hiç değmeyen hikâyeleriyle yüzleşir. Kitaplara konu olacak, yüzyıllarca anlatılacak büyük bir aşkın trajedisiyle karşılaştığı an kendisini de tahmin etmediği sürprizler beklemektedir.

     

    İlk kitabı Gitme, Gül Yanakların Solar’la büyük bir çıkış yakalayan İrem Uzunhasanoğlu Ufkun Öte Yanı’nda heyecanını ve akıcılığını hiç kaybetmeyen bir solukta okunacak sürükleyici bir romanla yine karşımızda.

  • Umut Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    Siyad – Yüzyılın En İyi Türk Film

    “Halk, gelecek şeyin ne olduğunu, hatta umudun ne olduğunu da bilmiyor. Bizim halkımız devamlı bir bekleme içindedir. Benim anlattığım umut, aslında bu bekleyişin hikâyesidir. Aldatıcı bir umudu anlatmak istedim. Umut, bizim hayatımızın bir parçasıdır. Ayağı yere basan bir insan boş şeyleri hayal edip umutlanmaz. Toplum belli bir düzeye ulaştığı zaman insanlarda hayale dayanan umutlar kalkar. “Umut”, düzen bozukluğunun bir simgesidir.”

    -Yılmaz Güney-

    “Yılmaz Güney’in “Umut” filmindeki arabacı Cabbar’ı uzun bir süre unutamadım. Cırlak renklerle boyanmış kâğıttan kahramanların egemen olduğu sinemamızda, Cabbar, bir dolu yaşayan, nefes alan biriydi, bizden, Türk halkından… Günümüz sanatında başarının en emin yollarından biri, insanın bildiği, gördüğü, yaşadığı yerleri, yöreleri, olayları anlatması herhalde…”

    -Atilla Dorsay-

  • Yaklaşan Dip Yazar: Onat Bahadır 1,00 

    “Işık tümden kaybolur ve gövdem yosunların arasına karışırken orada başka bir şey fark ediyorum. En başından beri orada olduklarını biliyordun duygusu eşlik ediyor bu gördüğüme. Sağa sola dalgalanıp duran yeşil uzantıların arasından bana bakıyorlar. Ne dehşet ne de merak hissettiğim… Bildiğini hatırlamanın, ya da belki dipte olmanın, serinliği çöküyor üstüme.”

    Psikolojik gerilim ve korku edebiyatının Türkiye’deki sayılı yazarlarından biri olan Onat Bahadır, içinde yaşadıkları zamana ve mekâna yabancılaşmış insanların öykülerini anlatıyor Yaklaşan Dip’te.

    Bu dünyanın sakinleri, yalnız kalmanın ve kalabalığa karışmanın, canlı ve ölü olmanın, intikamın ve kabullenmenin ikilemleriyle dolu kahramanlar olarak karşımıza çıkıyor. Kimi göğe varıyor bu kahramanların, kimi dibe…

    Derinlerde yatan dehşetle hesaplaşmak için yapılabilecek tek şey var: Dalmak, daha da derine dalmak…

  • Yaşlı Rind’in Ölümü Yazar: Mehmed Uzun 1,00 

    Yaşlı Rindin Ölümü, Mehmed Uzun’un en kişisel romanı olarak değerlendirilebilir. Ülkesinden kaçan, sonrasında İsveç’e yerleşen ve yazmaya başlayan Serdar ile sınırdaki konaklama köyünde karşılaştığı, birçok dil öğrenip, birçok ülke gezen, sonunda hiç tanımadığı sınır köyüne yerleşen Yaşlı Rind’in hikayesi anlatılır. Usta bir kavalcı olan Yaşlı Rind’in hikayesinin etrafında göçmenlik, sürgünlük, kimlikler, aidiyetler ve ülke özlemi yeni ile eski kuşak arasında tartışılır. Müziğin ve şiirin eksik olmadığı romanda Serdar, Rind’in geçmişini aradıkça kendine de varır ve hayata dair güzergahını belirler.

    “Roman, çok başarılı biçimde, içten bir tutkuyu gözler önüne seriyor. Bunun yanı sıra sürgündeki Kürt aydınlarının yaşam ve mücadelelerine bir ışık tutuyor. Yalın ve canlı yazılmış olan roman otantikliği ve atmosferinin yoğunluğuyla kendisine bağlıyor.”

  • Yazarı Bilinmeyen Roman Yazar: Yılmaz Şener 1,00 

    “Babam öyle biriydi. Sanki doğmamış, Kasım ayında yağmıştı. Topuklarında kurak topraklar gibi çatlaklar vardı. Her mevsim değişen bir insandı, o yüzden kışı hiç sevmezdim. Babamın ölmesini beklerdim hep. Çünkü onu biraz olsun sevmek için özlemem gerekli diye düşünürdüm.”

    Yaşadıklarını kendine kanıtlamak için yazan, geçmişinde açılan kuyuya düşmekten kurtulamayan bir adamın evden sokağa taşıp sokaktan eve sığınması anlatılıyor Yazarı Bilinmeyen Roman’da.

    Zihindeki sökükleri tekrar ve tekrar yamalayanların, küçük mutluluklardan doğan trajedilerin, hırsın, birbirine yaslanan düşman evlerin, tekerrürden ibaret hayatların çemberinde dönüp duran insanların ustalıkla kurgulanmış hikâyesi.

    Yılmaz Şener, oyunun içine herkesi katıp çocukluk kuyusuna atılan taşların çetelesini tutarken trajedilerin kanıksanmasına eleştirel bir bakış getiriyor.

  • Yedek Sevgili Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    1947- 48’de Karikatür Dergisi’nde tefrika edilen Yedek Sevgili ile, Kemal Tahir’in yazma serüvenine eşlik etmeyi sürdürüyoruz. Cafer ve İhsan isimli iki arkadaşın başından geçen hızlı ve eğlenceli bir çapkınlık macerasıyla başlayan bu küçük roman, Altunizade’de bebek koleksiyonu ile yaşayan Direktör Namık Bey ile edebiyat ve tarih meraklısı Efendibaba gibi ilginç tiplerin de ortaya çıktığı, daha ciddi, zamanın daha yavaş aktığı dünyalara doğru evrilerek, Kemal Tahir’in “cidd ü mizah” geleneğinden kopmadığını gözler önüne seriyor.

  • Yedikuleli Mansur Yazar: Mehmet Berk Yaltırık 1,00 

    “Mansur içinde bulunduğu durumun tuhaflığına şaşmaktaydı. Öncesinde Osman Ağa’nın gümüş karşısında duman tüten koluna ve o ayı mı kurt mu belirsiz ürkünç mahlûkun leşine şahit olmuştu. Peşinde dolaştıkları ihtiyar bir meyhaneci anladığı kadarıyla uzun seneler büyücülükle, sihirle uğraşmıştı. Şimdi ise yeraltında gezinir hortlakların, ecinnilerin başıyla, onların kabadayısıyla karşılaşmak üzere yola çıkmışlardı. An geliyor gerçek bir dünyanın hakiki dertleriyle hemhal olup dayılara ve zorbalara denk geliyor, sonra bir anda masallardan çıkma tuhaf bir düşler âlemine gark oluyordu. Yaşadığı acayipliklerin ömrünü nereye sürükleyeceğine şaşırmaktaydı…” Galata Kulesi’nin akbabayı andıran gölgesi. Bıçak parıltıları, şarap kokuları, sarhoşların koynunda yattığı eğri büğrü sokaklar, bükülen kaytan bıyıklar, kadı neferlerinin ayak patırtıları, külhani topuk vurmalar, başlayan ve biten efsaneler, zorbaların kanunu, kanunun falakası… Sultan Süleyman Han’ın saltanatının son senelerinde, zorbazların ipinin ucunu çoktan kaçırmış Kara Şaban Ağa, zorbazlığa namzet Mansur, simyaya tövbeli meyhaneci Panayot, insan kaçkını ve daim karanlıkta yürüyen Ayı Osman Ağa, zorbazların rüzgârında savrulan Roza ve bir nice tılsımlı, efsunlu, ürpertili mekân ve mavra… Yedikuleli Mansur kısmen korkulu, ziyadesiyle fantastik ve tarihi bir sergüzeşt…

  • Yedikuleli Mansur Yazar: Mehmet Berk Yaltırık 1,00 

    “Mansur içinde bulunduğu durumun tuhaflığına şaşmaktaydı. Öncesinde Osman Ağa’nın gümüş karşısında duman tüten koluna ve o ayı mı kurt mu belirsiz ürkünç mahlûkun leşine şahit olmuştu. Peşinde dolaştıkları ihtiyar bir meyhaneci anladığı kadarıyla uzun seneler büyücülükle, sihirle uğraşmıştı. Şimdi ise yeraltında gezinir hortlakların, ecinnilerin başıyla, onların kabadayısıyla karşılaşmak üzere yola çıkmışlardı. An geliyor gerçek bir dünyanın hakiki dertleriyle hemhal olup dayılara ve zorbalara denk geliyor, sonra bir anda masallardan çıkma tuhaf bir düşler âlemine gark oluyordu. Yaşadığı acayipliklerin ömrünü nereye sürükleyeceğine şaşırmaktaydı…” Galata Kulesi’nin akbabayı andıran gölgesi. Bıçak parıltıları, şarap kokuları, sarhoşların koynunda yattığı eğri büğrü sokaklar, bükülen kaytan bıyıklar, kadı neferlerinin ayak patırtıları, külhani topuk vurmalar, başlayan ve biten efsaneler, zorbaların kanunu, kanunun falakası… Sultan Süleyman Han’ın saltanatının son senelerinde, zorbazların ipinin ucunu çoktan kaçırmış Kara Şaban Ağa, zorbazlığa namzet Mansur, simyaya tövbeli meyhaneci Panayot, insan kaçkını ve daim karanlıkta yürüyen Ayı Osman Ağa, zorbazların rüzgârında savrulan Roza ve bir nice tılsımlı, efsunlu, ürpertili mekân ve mavra… Yedikuleli Mansur kısmen korkulu, ziyadesiyle fantastik ve tarihi bir sergüzeşt…

  • 5 üzerinden 5.00 oy aldı
    Yeryüzü Müzesi Yazar: Bilimkurgu Kulübü 1,00 

    “Bilimkurgu Kulübü’nün, Türkiyeli yazarların bilimkurgu öykülerinden oluşan bir antoloji hazırlıyor olmasına çok sevindim. Bu zor zamanlarda tüm yazarlar, yaratıcılık ilkesine bağlı yaşayan diğer yazarlardan ve bu yazarlara, finansal beklentilerin zincirlerinden kurtulmaları konusunda destek veren yayınevlerinden güç alırlar. Her birimiz, dünyanın dört bir yanında, büyük bir karanlıkta yolumuzu bulmaya çalışıyoruz diyebilirim. Böyle eserler en ihtiyaç duyduğumuz vakitlerde yakılan, etrafımızdakileri ve gitmemiz gereken yolu aydınlatan lambalardır. Bu lambaların yakıtı da hayal gücüdür. Türkiyeli okurlarım, dostlarım ve yoldaş yazarlar, bu ışığın yanmasına vesile olduğunuz için size teşekkürü borç bilirim.”

    Ursula K. Le Guin

  • Yitik Bir Aşkın Gölgesinde Yazar: Mehmed Uzun 1,00 

    Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey’in hikayesidir anlatılan.

    Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar. Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk…

  • Yitik Bir Aşkın Gölgesinde Yazar: Mehmed Uzun 1,00 

    Ülkesinden sürgün edildikten sonra hep onun özlemiyle yaşayan, dönüş umudunu hep içinde taşıyan, sonrasında sevgilisi ile ülkesi arasında seçim yapması gerektiğinde ülkesi için savaşmayı seçen, her iki seçiminde de yenilen Kürt aydını Memduh Selim Bey’in hikayesidir anlatılan.

    Ülke özlemi içinde büyürken, aşkın ateşiyle yanar. Ömrünün son demine kadar yalnızlık ve yoksullukla boğuşur, çaresizlik içinde ölür. Büyük umutlar, hayaller ve hayal kırıklıkları, trajediler ve adım adım yok oluşa uzanan destansı bir yolculuk…

  • Yıldızları Seyreden Kadın: Suat Derviş Edebiyatı Yazar: Kolektif 1,00 

    “Suat Derviş 1920’lerden 1970’lere kadar durmadan yazmış; öyküler, romanlar, gazete yazıları, röportajlar ve edebiyat eleştirileri bırakmış ardında. Siyasi görüşleri ve bireysel duruşuyla da özgür ve özgün bir kadın Suat Derviş. Bu denli üretken bir yazarın ve cesur bir kadının hafızalardan tamamen silinmiş olduğu düşünülemez elbette…”

    Günseli Sönmez Işık tarafından yayına hazırlanan Yıldızları Seyreden Kadın – Suat Derviş Edebiyatı İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi’nin düzenlediği 3. Kadın Yazarlar Sempozyumu’nda yapılan sunumlardan bir seçki. Türk edebiyatında hak ettiği yere kavuşamamış bir ismin edebi dünyasını bütün yönleriyle ele alan çalışma, hem Suat Derviş’in yapıtlarını severek takip eden okurlar hem de araştırmacılar için bir başvuru kitabı niteliğinde.

  • Yol Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    1982 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye’yi kazanan Yol, senaryo yazımından çekimlerine kadar dünya sinemasında benzeri olmayan bir fenomen niteliğinde. Bu kitapta, senaryo metninin yanı sıra filmin yurtdışında uyandırdığı tepkileri ve Yılmaz Güney’le Yol projesi üzerine yapılan röportajları da bulacaksınız.

    “Yol’u ne denli zor koşullar altında gerçekleştirdik, biliniyor. Buradan çıkartılacak ders şudur. En zor, en inanılmaz koşullar altında bile, başarıya giden yollar bulunabilir. Bu, sadece sanat alanında değil, hayatın her alanında mümkündür. Yeter ki, doğru ve sağlam bir siyaset izleyebilelim, kolektif çalışmanın sorumluluk ve görevlerini iyi kavrayalım ve gereken sabrı gösterelim…”

    Yılmaz Güney

    “… Quartier Latin’de popüler bir sinemanın önünde 45 dakikalık bir kuyruk. Salon tıklım tıklım, dikkatli, heyecanlı. Film bittikten sonra önce büyük bir sükûnet, sonra alkışlar. Yılmaz Güney’in Yol’u hakkında çok şey söylendi, çok şey yazıldı. Fakat filmin nasıl karşılandığı da kendi başına bir olay niteliğinde…”

    Tahar ben Jelloun

  • Yolun Başı Yazar: Ali Lidar 1,00 

    “Araziler dolusu susuzluktun kuşlarla paylaştığım
    Atlar kusuyordu böğrüme ben mavi deyip duruyordum
    İyiydik perişanlığa rağmen olabildiğince mağrurduk
    Niye kışkırttın tabiatı ırmakları baştan çıkarttın
    Gel anlat şimdi kölelikten kurtulmanın asaletini!

    Omurlarım ağrıyor bak düşün omur ağrısı ne demek
    Omurların ağrıması bu yükü taşıyamıyorum demek
    Kedilerine trip yap artık derdini ev arkadaşlarına anlat
    Uğurlarken beni sakın dönme diyordun ya geri
    Unuttuğun bir şey vardı geçmişti dönmeler mevsimi!”

    Ali Lidar zamanı geriye sarıp geçmişe bir selam çakıyor. Unuttuklarımızı hatırlatıyor, özlediklerimizi, yaşlı evimizin avlusunu, eski sevgilinin kokusunu…

    Gökyüzündeki melek yere inerken annemiz çay demliyor.

    Çocukluğumuz, kaybettiklerimiz, dertlerimiz yanı başımızda. Hayatımız pamuk ipliğine bağlı olsa da yolun başındayız, Yolun Başı’nda…