Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
TÜRKÇE EDEBİYAT (104)

17–32 / 147 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Ayyaş Buda Yazar: Göktuğ Canbaba 1,00 

    Tümden geliyor ve güme gidiyordu, tüm OBEB ve OKEK’lerinin toplamı belki de ona evrenin sırlarını açıklayabilirdi ama bunlar benim umurumda değildi.” Hayat, çukur ve tümseklerle dolu bir patika. Dünya, biçimsiz heykeller gibi dikildiğimiz bir yer. Ayyaş Buda, kozmik şakacıya karşı atılan bir kahkaha, mistik bir kılavuz. Göktuğ Canbaba, bilge ağaçların kollarında huzurlu bir uykuya ya da uçurumun kenarında ayaklarımızı gıdıklayan bir rüzgârla konuşmaya çağırıyor bizi. Bu kitaptaki öyküler, kutsal ve sıradan dünyalar arasında yalın ayak koşma rekoru kırıyor, yeraltında adım atmaya başlayıp gerçeküstü bir yolda ilerliyor Ayyaş Buda, sorularla dolu bir hayata karşı icra edilen serseri bir serenat. Cevaplarımız bir yol düşümü uzakta…

  • Balık Nefesi Yazar: 14,00 

    Balık Nefesi insan olmanın bütün pencerelerinden bakıp en çarpıcı ruh hallerine tanıklık etmemizi, kendimizle yüzleşmemizi sağlıyor. Eylemlerden çok duyguların odağında bir dil şöleniyle baş başa, sürükleyici dünyalar kuruyor. Nil Sakman, sekiz öyküde farklı insanlık durumlarından yola çıkarak kalabalığa karşı yalnızlığı seçiyor.

    Söylenmesi hiçbir şeyi değiştirmeyecek cümleleri içinde bir umut gibi büyütenler, kendini yollara vuranlar ve bütün bir edebiyat tarihinden beslenen karakterler yol arkadaşı oluyor. Aslolanın yol ve yolculuk, varılan yerin yeni yolculuklar için bir durak olduğuna inananların, bu düzenin kurallarına uyamayanların, kendi hayatlarının kahramanı olurken arkasında bıraktığı izlerle böbürlenmeden mütevazı bir dünya kuranların öyküleri.

    Rüzgârın uğultusu, yaprağın hışırtısı, ırmağın çağıltısı insan sesine karışırken umutla, tutkuyla, inançla özlediğimiz uyum sayfaların arasından çıkıp ete kemiğe bürünüyor.

    Nil Sakman, böyle de yaşayabilirdik, diyor. Böyle de yaşayabilirdik…

    “Ölümün alametifarikası sükûttur, diye geçiyor aklından. Ölümün bulunduğu her yerde sükût da hazır bulunur. Önce ölüm yaklaşır, alır alacağını; ardından, kısa ya da uzun bir an; ama mutlaka sükût gelir. Yerküre üzerinde ne var ne yok hepsi susar. Çıt çıkmaz. Eğer bir araf varsa zamanı çelen, işte burası orasıdır.”

  • Başka Gökyüzü Yazar: İlhami Sidar 1,00 

    İlhami Sidar bu kitabında kişisel trajedilerin toplumsal olanın içinde nasıl eridiğini gözler önüne seriyor. Başka Gökyüzü, bir öğretmenin uzak bir köy okulunda “öteki”yle tanışarak onu anlamasının ve sevmesinin hikâyesi. Yeni bir dünyanın var olabileceğine ve her şeyi değiştirebileceğine duyduğu inançla giriştiği mücadelenin umut dolu tasviri.

    İlhami Sidar kalemindeki ahengi korurken bütüncül bir dünya tahayyülünün aydınlık sabahlarını resmediyor.

    “Çocukluğumuzun en heyecanlı zamanlarında bize hep ödünç şeyler giydirildi; ödünç dil, ödünç tarih, ödünç yaşam…”

  • Beceriksiz Yazar:

    Rüzgâr, sistemin dışladığı, modern hayatın yabancılaştırdığı, kendi kabuğuna çekilmiş biridir. İş dünyasının vahşi ortamından kaçmaya çalışırken birden karşısına çıkan bir teklifle kendisini büyülü, karanlık ve kaçışı olmayan bir planın içinde bulur. Gölgelerin özel bir anlam taşıdığı kâbuslarla dolu yaşamının sınırlarını aşıp bambaşka bir dünyanın kurallarına göre yaşamak zorundadır artık ama o hep arada kalan biri olacaktır. Yeraltı ile yerüstü arasındaki mücadelede, gizemli dünyaların ve akıl sır ermez varlıkların karşı karşıya geldiği bir savaşın ortasında kalan Rüzgâr, dünyanın kaderini değiştirecek bir rol üstlenecek ve bu uğurda birçok şeyi feda edecektir. Şeytan’ın bile tahtından edildiği büyük bir savaşta, Rüzgâr gibi sıradan birinin, bir “Gölge”nin, bir “Beceriksiz”in ne işi olabilir?

    Halit Emrah Dimici ilk romanı Beceriksiz’de, günümüzün renksiz ve tatsız dünyasından çıkardığı bir kahramanı, korkunç diyarlardan çağırdığı doğaüstü kahramanlarıyla yüzleştirerek her iki dünyayı sorgulayan bir bakış açısı sunuyor. Gizem ve gerilim unsurlarıyla süslü olan bu roman, okurları fantastik bir maceraya davet ediyor.

    “Ben her zaman bir gölgeydim. Üzerinde bir savaşın sürdüğü karanlık ve çorak topraklardan ibarettim.”

  • Bedirhan – Bir Cudi Söylencesi Yazar: İlhami Sidar 1,00 

    18. yüzyılın ikinci yarısı… Osmanlı’ya karşı Kürt halkıyla birlikte bağımsızlık mücadelesi veren Mir Bedirhan hainliğin belki de en acı yüzüyle karşılaşır. Yeğeni Yezdanşêr ona ve halkına ihanet edecek ve bir halkın yenilgisine neden olacaktır. Tarihin seyri ve Kürt halkının bağımsızlık mücadelesi bu ihanetle değişse de mücadele yıllarca sürecektir.

    “Ben Azizi Hanedanlığı’nın son hükümdarı Mir Bedirhan, iktidarımın ilk gününden mazlum halkımın mücadelesini vermeye ant içtim. Selahaddin’in soylu torunları, içinde bulunduğumuz koşullar hiçbirinizi yarınlar için umutsuzluğa düşürmesin! Evet, şu an hainler yüzünden kaçınılmaz bir yenilgiyle karşı karşıyayız; fakat gelinen nokta Kürt tarihinde bir dönüm noktasıdır… Ne tehcir, ne zulüm, ne ölüm, hiçbir güç bu halkı kendi topraklarından söküp atamaz.”

    İlhami Sidar’ın Kürt tarihinin en önemli aktörlerinden Mir Bedirhan’ı ve Kürt halkının yüzyıllardır süren mücadelesini anlattığı bu romanı, tarihin arka sayfalarına ışık tutuyor. Müslüman olan Ali ile Hristiyan olan Meryem’in aşkıyla, onca zulme ve işkenceye karşın halkını satmayanların olduğu kadar, kıskançlık ve ihanetle bağımsızlığı hiçe sayanların da hikâyesidir bu.

    Tarihten bugüne miras kalandır Bedirhan / Bir Cudi Söylencesi…

  • Behire’nin Talipleri Yazar: Suat Derviş 1,00 

    İlk olarak 1923’te yayımlanan Behire’nin Talipleri, Suat Derviş’in erken dönemine ait öykülerden oluşuyor. Mehmet Rauf’un o yıllarda gelecek vaat eden bir isim olarak selamladığı Derviş, gerek kitaba ismini veren öyküde, gerekse “İstanbul Hanımları Niçin Dedikoduya Sebep Olurlar?” öyküsünde, dönemin toplumsal dokusunu oluşturan farklı bireylerin dünyalarına, evlilik kurumuna, sosyal yaşantıda ekonomik gücün koyduğu sınırlara dair güçlü gözlemlerde bulunuyor ve bunları yer yer dozunda bir mizah eşliğinde sunuyor. Behire’nin Talipleri, gözlerini henüz tam anlamıyla sokağa çevirmemiş olan bir Suat Derviş’le tanıştırıyor bizleri..

  • Benim Güzel Ölülerim Yazar: Özlem Ertan 1,00 

    İlk romanı Âşık Kadınlar Denizhanesi ile okurların beğenisini kazanan Özlem Ertan, yeni kitabı Benim Güzel Ölülerim’de fantastik motiflerle tarihsel temaları yan yana getiriyor. Şiddetin hüküm sürdüğü dünyamızda hâlâ bir ümitten söz edilebilir mi? Peki ya “ölüler âlemi”? Yoksa orası da sonsuz bir karanlıktan mı ibaret? Bir yazar, “ölüler âlemi”nden kalkıp gelen kahramanına ümit aşılayabilir mi?

    Benim Güzel Ölülerim, yalın ve etkili anlatımıyla okurları iki dünya arasında heyecanlı bir yolculuğa çıkarıyor…

    “Ne durumda olduğunuza dikkat edin. Hepiniz son nefesinizi verdiğiniz andaki gibisiniz. Yara bere içinde, iki büklüm. Belli ki hiçbiriniz huzur bulamamışsınız. Belki de nefretinizi öldüremediğiniz için böyle yaralısınız. Bunu hiç düşündünüz mü?”

  • Bilinmeyen Yazar: Yılmaz Şener 1,00 

    “Çoğu zaman söylenenler anlatılmak istenen şeylerin sadece gölgesidir. Dil yorulunca devreye suskunluklar girer. İşte bu yüzden, sustuklarımız söylediklerimizin gövdesidir.”

    Sıradan bir hayatın içinde sessiz adımlarla ilerleyen Yalçın’ın karşısına, her yedi yılda bir, kendine Avcı diyen gizemli bir adam çıkar. Her seferinde hayatının çok zor bir döneminde Yalçın’ın karşısına çıkan Avcı’nın son gelişindeki sebep, diğerlerinden çok farklıdır. Ve böylece Yalçın ile Avcı; geçmiş ve geleceğin, düş ile gerçeğin iç içe geçtiği bir yolculuğa çıkarlar.

    Bu yolculuğun sonunda Yalçın’ı iki şey beklemektedir; ya her şeyi olduğu gibi kabul edecektir, ya da deli gibi görünecek olmasına rağmen her şeyi inkâr edecektir.

    Zekice kurgulanan ve mizahtan ödün vermeyen bir üslupla yazılan Bilinmeyen, çok katmanlı bir hikâye sunuyor.

  • Bir Yeniçeri Masalı Yazar: Hamit Çağlar Özdağ 1,00 

    Adreana… Alegra… Yok yok, biz ona Yosma Hatun diyelim, cümle âlem gibi…

    16. yüzyılın sonlarında doğar Yosma, Hırvat toprağında. Hasbehas yeniçeridir, Osmanlıdır. Simsiyahtır saçı, kapkaradır gözü. Teni akça pakça, dili pabuç kadar. Fikri neyse zikri de odur. Ve bilinmeli ki gönlünde bir Şehzâde Daryal yatar, bir de intikam…

    Geçmişten gelen bir hesabı vardır Yosma’nın. Irzına geçmişler, anasını öldürmüşler. Dört gözle beklemektedir sefer haberini. Ve gün gelir, ferman işitilir, sefer vaktidir! Viyana yollarına düşülecek, cenk edilecektir. Büyük müjdedir bu Yosma Hatun nazarında! Ama cengin dehşetli yanıyla, bu tahsilatın karanlık tarafıyla nasıl yüzleşecektir?

    Buyurun bir yeniçerinin masalına… Pürdikkat yapışın bu cesur hatunun kelamına…

  • Biz Böyle Delikanlılar Değildik Tefrika 2. Cilt Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1937-49 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı.

    “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır… Belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı.”

  • Biz Böyle Delikanlılar Değildik! Tefrika Romanlar Cilt 1 1947-1951 Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    Edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in 1947-51 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde tefrika edilen romanları ilk defa bu kitapta toplandı.

    Oğuz Atay’ın deyimiyle: “Bütün sanatlar gibi roman sanatı da bir gelenek üzerine kurulur. Bu gelenek yalnız roman geleneği değildir; toplumun kültür geleneğini yaratan bütün davranışların tarihidir. Sanıyorum Kemal Tahir Türk tarihine eğilirken, zengin kültür
    geleneğimizden esaslı bir biçimde yararlanmanın gereğini duyan ilk romancımızdır… Belki de bunu gerçek anlamıyla kavrayan tek romancımızdı.”

    “Biz Böyle Delikanlılar Değildik”, Kemal Tahir’in serüvenine eşlik etmek isteyen herkesin başvuracağı romanların ilk cildidir.

  • Boşlukta Uyanmak Yazar:

    Buraya nereden, nasıl ve ne şekilde getirildikleri bilinmeyen; katillerin, şizofrenlerin, masumların, sadistlerin ve
    dünya çapında aranan suçluların yaşadığı, geçmiş kavramının olmadığı bir akıl hastanesi. Buradan kurtulmanın
    tek bir yolu var: Kaçmak! Hastanenin çevresini saran kalın duvarları aşıp, boşlukta yok olmak! Mikail ise buna
    cesaret edebilecek tek kişi. Fakat duvarların arkasında ne var?
    Burak Parmaksız Boşlukta Uyanmak adlı romanı ile okuru bu kez içinden çıkılması olanaksız bir çukurun içine
    sürüklüyor.
    “Tecavüze uğrayan insanlar, tecavüz eden insanlar. İşkence ederek arındığını sanan insanlar ve işkence
    görerek arınan insanlar. Dünya üzerinde geçirecekleri süre dolana kadar aralıksız uyuyanlar. Uyumadığını
    sanarak dört duvar arasında koşturanlar. Hiç kıpırdamadan durarak hayatı ıskalamayı başaracağına
    inananlar… Ve inançları uğruna ölümü dahi göze alanlar. Hepsi bir adım önümdeydiler.”

  • Boynu Bükük Öldüler Yazar: Yılmaz Güney 1,00 

    1972 Orhan Kemal Roman Ödülü

    “Boynu Bükük Öldüler, Nevşehir Cezaevi’nde, siyasiler koğuşunun en dip köşesinde, rutubetli bir duvara komşu bir ranzada,

    geceli gündüzlü on altı aylık bir çalışmanın ürünüdür. Ranzamdan hiç indirmediğim küçük bir masam vardı. Yatma zamanı gelince, ayak ucuma çeker, ayaklarımı altına sokar, uyurdum. Çoğunlukla, anlattığım insanları görürdüm düşlerimde, onlarla yaşardım.”

    -Yılmaz Güney-

    “Yılmaz Güney, çok iyi tanıdığı köy gerçekliğini ve köylüleri olduğu gibi anlatıyor; ama elbette bir roman yapısı içinde, elbette yakından tanıdığı, yaşadığı insan ve toplum gerçeklerini seçerek, düzenleyerek… Yılmaz Güney inandırıcı olmayı biliyor.”

    –Fethi Naci-

  • Bozkırdaki Çekirdek Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    Türk eğitim tarihinin en orijinal girişimlerinden biri olan Köy Enstitüleri, üzerinde konuşulması ve yazılması tabu sayılan konulardan biridir bir bakıma. Kemal Tahir, “Bozkırdaki Çekirdek”te, diğer romanlarında da yaptığı gibi bu tabuyu yıkmaya çalışarak Türk toplumunun Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanırken bazı devrimleri yukarıdan aşağıya uygulamak
    zorunda kalışını gözden geçirir.

    Nisan 1965’te Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen “Bozkırdaki Çekirdek”, dünya eğitim tarihinde de reform olarak değerlendirilen Köy Enstitüleri’ni anlamamıza da yardım edecek bir Kemal Tahir klasiği…

  • Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır Yazar: 28,00 

     

    Menekşe Toprak’ın önsözü,

    Serdar Soydan’ın titizlikle hazırladığı kronolojik biyografisiyle

     

    Bir dokuma fabrikasında sömürülen, bütün hakları gasp edilmiş bir avuç insanın hayatının anlatıldığı roman toplumcu gerçekçi çizgide yayımlanan ilk kitaplardan.

     

    Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, Tan gazetesinde 1937 yılında tefrika edilmeye başlandığında toplumcu gerçekçi roman popüler bir tür değildi. Hatta köy ve taşranın dışına çıkıp şehir hayatını, kenar mahalleleri, fabrikaları anlatan roman yok denecek kadar azdı. Suat Derviş’i çalıştığı gazete muhabir olarak Sovyetlere gönderdiğinde romanı yarım bir şekilde, taslaklarıyla Kemal Tahir’e bırakmış, son kısmını Kemal Tahir tamamlamıştır. Tren yolculuğu sırasında iki kalın defter yazıp yolladıysa da gazete tefrikanın yeterince ilgi görmediğini söyleyerek Kemal Tahir’in sonu yazmasını istemiştir.

    Bu koşullar altında yazılan ve okurla buluşan roman seksen bir sene sonra ilk kez Suat Derviş adıyla kitaplaşıyor. Dünden bugüne koşullarda ve sömürülen bir avuç insanın hayatında bir şey değişmediğini gözler önüne seren Derviş, zamanı aşan öngörüsü ve tahlilleriyle büyük bir yazar olduğunu gösteriyor.

     

    “Derviş, 1930’ların yoksulluğunu, İstanbul’un işçi mahallesi olan Edirnekapı civarını öyle sahici anlatır, öyle çarpıcı resmeder ki yer yer Emile Zola’nın Germinal romanındaki maden işçilerini, bazen de John Steinbeck’in bu romandan iki yıl sonra yayımlanan Gazap Üzümleri’ndeki mevsimlik işçileri görür gibi olursunuz.” –MENEKŞE TOPRAK

  • Buğu Yazar: Nihan Kaya 1,00 

    Başka bir yüzyıldanmış gibi konuşan, zarafet timsali bir İstanbul beyefendisi, Yasef. “Ömrümde becerebildiğim tek şey, bir kadını sevmekti,” diyor. Çocukluğundan beri sevdiği kadın, Nur, Filistin savaşının ortasına doğmuş, sevdiği herkesi bu savaşta kaybetmiş, köklü bir ailenin tek oğlu olan Yasef gibi sevgi, ihtimam, eğitim göremeden büyümüş, yabani huylu bir aktivist. Değer verdikleri her şey, birbirine ters.

    Roman ve Gerçek başlıklı bölümlerle ilerleyen Buğu, kurgu ilerledikçe romanın gerçeğe, gerçeğin romana, Bakırköy Akıl Hastanesi’ndeki hastaların doktora, doktorların hastalara dönüştüğü, gerçekliğe, psikiyatri bilimine, roman tekniğine dair yerleşik inançlarımızı sorgulayan, anti-psikiyatrik bir anti-roman.

    Karadan ayrılmak için denize çıkmak gerekir; ama denizde olduğumuzun tadına varabilmek için de denizden karaya bakmak esastır.

        Öldüğümüz için mi hayata bakıp duruyoruz yoksa?

    Yaşasak ölüme bakardık.