Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
TÜRKÇE EDEBİYAT (104)

33–48 / 147 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Büyülü Fener Yazar: Pınar Göçer 1,00 

    ”Hazinenin yerini bulmayı hiç düşünmediniz mi?” diye sordu kısık bir sesle Ozan. Hikâyenin büyüsüne kendisini oldukça kaptırmıştı anlaşılan. Aynı kısık tonda cevap verdi Fenerci Baba, “Bunu aklımdan bile geçirmedim, çünkü o hazine lânetli. Eğer böyle bir hazine varsa dahi Mavi Ada kimseyle paylaşmak istemiyor besbelli,” dedi. Yazar olan Mercan, üç çocuğundan ve karısından uzakta, Mavi Ada’da yaşamını sürdürmektedir . Bir gün yakalandığı hastalığa yenik düşen karısı hayatını kaybeder. Üç çocuğu babalarının yanına Mavi Ada’ya taşınmak zorunda kalırlar. Adadaki evleri deniz fenerinin karşısındadır. Çocuklar, Fenerci Baba ve bir kâhin olduğuna inanılan kör kızı Mavi’yle de tanışırlar. 1800’lü yıllarda hazine uğruna katledilen bir Rus Prensesi’ne ait batık gemi, adanın karşısında bulunmaktadır. Prenses’in hazinesi adada bir yerlerde gizlidir, vee lânetlidir. Mercan, Fenerci Baba ve çocuklar Mavi Ada’nın üzerinden bu lâneti kaldırabilecekler midir?

  • Çılgın Gibi Yazar: Suat Derviş 1,00 

    İthaki Yayınları, Suat Derviş’in tüm eserlerini okurlarla buluşturmaya devam ediyor.

    Bugünün okurlarını da etkileyecek bir aşk romanı olan Çılgın Gibi’de Suat Derviş’in bir başka unutulmaz kahramanı Celile sahne alıyor. Geçmişin farklı dünyasına değişmeyen duyguların eşlik ettiği Çılgın Gibi’nin, Türk romanının önemli örnekleri arasında kalıcı bir yer edineceğine inanıyoruz…

    Suat Derviş, bence önemli bir romancımız. Siyasî görüşleri dolayısıyla hem epey eziyet çekmiş, hem de unutturulmak istenmiş. İlk romanlarını çok genç yaşta kaleme almış. O zamanın büyük bir ustası, Ahmet Haşim, bu ilk eserleri özellikle salık vermiş; genç romancıyı bir ‘üslûpçu’ olarak esenlemiş. Edebiyat tarihimiz pek farkında değil.

    Birkaç kez basıldığı halde, edebiyatseverlerin üzerinde yeterince durmadıkları Çılgın Gibi, Suat Derviş imzalı çok güzel bir romandır. Acı bir aşk romanı. Aşkı Marksist açıdan tahlil eden bir roman; bence, edebiyatımızda kardeşi yok.
    -Selim İleri-

    Suat Derviş önce kahramanlarının yaşadığı iklimi ustalıkla tarif ediyor. Dönemin İstanbul’u, karaborsa ve savaş zenginlerinin hayatı, güç tutkusu, soyluluğun bir hayalet gibi hâlâ gücünü hissettirmesi vs… Sonra kahramanlarımızı tanıyoruz tüm hususiyetleriyle ve ardından başlayan yasak aşk hikâyesi. “Aşkın masumluğundan kopması, aldatmanın insanda yarattığı haz ve pişmanlık, mutluluğun her halükârda elde edilemeyişi”, hepsini de ince ince işliyor.
    -Ercan Kesal-

  • Dağlı Yazar: İlhami Sidar 1,00 

    Kürtlerle Türklerin Anadolu topraklarında ilk karşılaşmaları, Behram Hekim’le Erzen Melikesi Rudabe’nin masalsı aşkı… İlhami Sidar’dan uzun süre belleklerde kalacak bir roman.

    Artık evren sonsuz kaosun öğüttüğü bir bilinmeyen değildi.
    Dünya küçüktü.
    Küçücüktü.
    Bir kara parçası kadar…
    Erzen kadar küçüktü!
    Kalp oysa, ne kadar büyüktü!

    Aşk, hem de hiç beklenmedik bir anda gelip kapısını çalıvermişti Behram’ın; Rudabe’yi tanımadan önceki hayatı birden ona bomboşmuş gibi görünmeye, onun o göz kamaştırıcı hayali bütün muhayyilesini doldurmaya başlamıştı, bir hayali taşıyordu kendinde hep, bir hayale âşık olmuştu sanki, o hayalin peşinden öylece sürüklenip gidiyordu.

  • Darius Methos Yazar: Gülcemal 1,00 

    Birazdan vakit gelecek. Bir üst kata çıkacağım. Sonra bir üst kata daha. Bir üst kata daha. Sonra o tek odalı kulede. Dar merdivenden süzülerek çıktığım kulede. Gece göğüne bir kez daha bakacağım. Ay kızarmış olacak, ucundan bir kan damlası düşecek kadar kızarmış. Uzanıp tutacağım. Ellerimi uzatacağım ve ay benimdir. Yalayacağım ayı. O damla dudaklarımı kızartacak. Ve ben geceye hazır olacağım. Ben Darius Methos. Geceler benim değil midir?

    Gülcemal’in renkli dili ve üslubuyla kimi zaman gotik bir havaya bürünen, ama daima içimizden birilerini anlatan Darius Methos, gecelerin niçin gündüzlerden daha güzel olduğunu merak edenleri çağırıyor…

  • Derini Yüzeceğim Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    – Merhaba Mister Hammer, diye büsbütün sırıttı, nasıl, iyi dinlendiniz mi?

    – Eh… Şöyle böyle. Beni arayan soran?

    Con’un yüzü hayretle asıldı:
    – Siz gazete filan okumadınız galiba?

    – Bir haftadan beri gazete gördüğüm yok. Ne olmuş?
    Kemal Tahir’in kaleminden, ünlü dedektif Mayk Hammer’ın maceraları…

    Düşün ve edebiyat dünyamızın dev ismi Kemal Tahir’in, F. M. İkinci takma adıyla yazdığı özgün Mayk Hammer maceraları yıllar sonra yeniden yayımlanıyor.

    Aslından daha iyi olmakla “itham” edilen bu romanları mutlaka okuyun…

  • Devlet Ana Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    ‘Devlet Ana’, Osmanlı kurulmadan önceki Anadolu’nun görünümünü üve Anadolu insanının özlemlerini anlatırken, onların güçlü, güvenli, adaletli bir devlete duyduğu ihtiyacı da açığa çıkarmaktadır. Kemal Tahir’iin en önemli romanı olarak gösterilen ‘Devlet Ana’, onun düşünce yapısını da en iyi yansıtan eserlerinden biri sayılmaktadır.
    “Kemal Tahir, tarihi ve toplumu hakkındaki orijinal ve sağlam görüşlerinden hareket ettiği için hem ‘mahalli ağızları’, hem Türkçe’nin küçümsenmiş ve unutulmuş nesir dilini hem de yeni imkanlarını kaynaştırarak ve aşarak kullanabilirmiştir. Eserlerindeki eşsiz dil ve üslup güzelliğinin kaynağı bu davranıştadır. Daha önceki romanlarında da görülen bu özellik ‘Devlet Ana’da en yüce noktasına erişmiştir. Türkçe’nin unutulmuş olan dehası bütün boyutları, zenginliği ve haslığıyla ilk olarak Kemal Tahir’in eserlerinde kendini göstermektedir.”
    – Selahattin Hilav-

  • Devlet Ana – 50. Yıl Özel Edisyonu Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    İlk olarak 1967 yılında yayımlanan ve 1968 Türk Dil Kurumu Roman Ödülü’nü kazanan Devlet Ana, Kemal Tahir’in romancılığının zirve noktası olarak kabul edilmektedir. Sözlü ve yazılı kaynaklardan aldığı unsurlara kendi mührünü vurarak bütün bir edebiyat kariyeri boyunca aradığı dil ve üsluba bu romanda ulaşan Kemal Tahir, Osmanlı Devleti’nin ve Anadolu’nun tarihine ilişkin birçok çarpıcı düşünceyi de Devlet Ana’nın dokusuna ustaca yedirmiştir.

    Devlet Ana: Türkçe edebiyatta bir dönüm noktası!

  • Disko Topu Yazar: Ayça Güçlüten 1,00 

    “Boşluğa doğru yol alacak hikâyem çok kısa zamanda unutulup gidecektir.

    Unutulmamak hayata ait değil zaten.

    Ama… Hiç umulmadık insanların da yazılı tarihleri olur bir yerlerde.”

    Bu dünyayla aynı dili konuşmayan, aynı pencerelerden bakmayan ve aynı kapılardan geçmeyen, çoğunluğun ezberi dışında kalan yönleriyle, alışılmışın dışında görme biçimleriyle bilinçdışındaki asıl dünyasına körü körüne bağlı bir kadın. Topluma göre ise belki de sadece “öteki”.

    “Ben bir hiçtim. Ben her şeydim. Ne olursam olayım, vardım.

    Ben de biri idim.

    Tokalaşmak istemediğiniz biri.

    Çevrenizi dikkatle taradığınızda bile gözlerinizin görmeyi atladığı biri.

    Rağmen biri.”

    Çıkmaz sokakların ve mutlu sonla bitmeyen masalların da kahramanları olur. Efendilerle, çiçeklerle, patronlarla, komşularla, dikenlerle, devlerle, Nene’yle, ağaçlarla, susamlı akide şekerleriyle, cücelerle, yoldaşlarla, kardeşlerle dolu bir hayatın içinde o hep kendine ait tek parçanın peşinde: Küçük’ün.

    Dünya dönüyor. Disko topu dönüyor. Döndükçe bir şeyler değişiyor. Birileri gidiyor, birileri dönüyor…

  • Disparöni ya da Yaşama Korkusu Yazar: Nihan Kaya 1,00 

    Disparöni ya da Yaşama Korkusu birbirini çok uzun zamandır tanıyan Feraye ve Cem’in iç içe geçmiş hayatlarını anlatıyor. Modern bir Eugenie Grandet olan Feraye, Don Juan olan Cem. Herkesin sahte olduğu bir dünyadan kendini sakınarak kendine sadık kalmaya çabalayan Feraye; aynı sahte dünyaya başka bir yöntemle, şov yıldızı olarak ve bu dünyayla onun tam içinden alay ederek başkaldıran Cem. Disparöni ya da Yaşama Korkusu, Feraye ve Cem’in hem ayrı ayrı dünyayla, hem de birbirleriyle kurdukları ilişkideki birleşme sancısı. Biri ne beklediğini bilmeden hep bekliyor; diğeri ne aradığını bilmeden hep arıyor. Biri düşünüyor; diğeri yapıyor.

    Dis zorluk belirten ön ek, para ile, unia birleşme anlamına geliyor.

    Nihan Kaya, Feraye ve Cem’in bu dünyayla birleşmeye çalıştıkça canlarının yanmasını anlatırken yine insan psikolojisinin dehlizlerine dalıp başarıyla çıkıyor.

    O kadar uzun zamandır bekliyorum ki artık beklemenin kendisine dönüşmüş gibiyim. Beklemek bütün vaktimi alıyor; bütün ömrümü, hayatımı kaplıyor. Artık bekçi gibi, Godot’yu bekler gibi, Mehdi’yi bekler gibi, beklemenin kendisini bekler gibi bekliyorum. Hayatım kesik elektriğin gelmesini bekleyen tam teçhizatlı bir elektrikli makine gibi. Beklediğim gerçekleşince görünür olacak mahiyeti.

    O kadar uzun zamandır arıyorum ki artık ne aradığımı bile hatırlamıyorum.Net olarak zihnime kazınmış tek şey, arıyor olduğum. Her yerde, her şeyde, durmadan arıyorum. O kadar kaptırmışım ki kendimi aramaya, aradığımı bulduğumda onu aynı zamanda yitirmiş mi olacağım diye korkuyorum bir yandan.”

  • Duvar Yazar:

    Bir ülkenin tarihi ayrı ayrı herkesin tarihi olur.

     

    Soner Sert Duvar’da görmezden gelinen insanların geçmişleri, bugünleri ve gelecekleriyle bir ülkenin karanlıkta kalan gündelik hayat tarihini anlatıyor.

     

    Çevresel koşulların ve sistem baskısının tam odağına yerleşip, kalın duvarların altında ezilmeden yaşamaya ve kendi olarak kalmaya çalışan bireylerin umuduna, öfkesine ve hüznüne odaklanan Soner Sert, hayatın karşısında savunmasız kaldığının farkında olmayan karakterleri resmediyor. Gerçeklikle bağını koparmadan, güne ve güncele dair “bizden olanların” anlatıldığı öykülerde, hayatın ve sanatın göstergelerine sığınan anlatımıyla Duvar, acısı derinde olanın yüzeyde anlatılamayacağını ve anlaşılamayacağını göstererek en derine indiriyor okuru.

     

    Parasızlıktan utanan babalar, çocukları için canını vermeye hazır anneler, varını yoğunu annesine feda eden evlatlar… Duvarı hem acıtan hem koruyan taraflarıyla ele alan Soner Sert zaman zaman önümüze dikilen, zaman zaman da dışarıdaki kötülüklerden koruyan duvarları anlatarak şiddetin en yakıcı ve keskin halinin yanı sıra eskide kalmış, unutulmaya yüz tutmuş fedakârlıklar ve adayışlarla da örülen iki ayrı “Duvar” inşa ediyor.

  • Ecel Saati Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    – Haydi gel, dedim… Bu çıkmazdan nasıl kurtulacağını sana söyleyeceğim.
    – Sahi mi? Sağ ol Mayk… Sana güvenmekle hata etmedim. Seni hatırlamamın sebebi bu! Seni aylardan beri düşünüyorum. Keşke Savcı’ya telefon edeceğime sana başvursaydım.
    – Daha iyi olurdu. Neyse… Haydi gel! -Savcı’ya döndüm: Biz arka odalardan birisinde biraz istirahat etsek…
    – Olur. Peki! Lakin bu heriften bir santim bile ayrılmayacaksın Mayk, sana teslim.
    Kemal Tahir’in kaleminden, ünlü dedektif Mayk Hammer’ın maceraları…
    Düşün ve edebiyat dünyamızın dev ismi Kemal Tahir’in, F. M. İkinci takma adıyla
    yazdığı özgün Mayk Hammer maceraları yıllar sonra yeniden yayımlanıyor.
    Aslından daha iyi olmakla “itham” edilen bu romanları mutlaka okuyun…

  • Elden Bittim Yazar:

    “Bir beşikti aşk

    Ama uzun süre sallamadı beni.

    Bir güzel uyuttu sallamadan.

    Geldi geçti yanımdan

    Salına salına.

    Neden sonra açıldı gözüm, uykum, sesim.

    Açıldı kâğıtlar.

    Ve elden bittim.”

     

    Birol Namoğlu şiirleri Fatih Uysal’ın fotoğraflarıyla farklı bir boyut kazanıyor. İçimizden akan, akarken bir şeyleri yıkan, dağıtan bazen de iyileştiren mısralar dilimize pelesenk olmaya aday; tıpkı şarkılar gibi…

  • Esir Şehrin İnsanları Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    “Esir Şehir Üçlemesi” edebiyatımızın güçlü ve klasikleşmiş ismi Kemal Tahir’in başyapıtlarındandır. Her büyük ve klasik yapıt gibi, bir ya da birden çok problematiği mükemmel bir biçimde işleyen bu nehir roman dizisinin ilk kitabı olan “Esir Şehrin İnsanları”nda Kemal Tahir, Mütareke Dönemi Osmanlı aydınının ve İstanbul’unun destansı direnişinin ve mücadelesinin benzersiz bir fotoğrafını çekmektedir.

    Kurtuluş Savaşı öncesinin anlatıldığı pekçok roman yazılmıştır kuşkusuz, ama hiçbiri bu denli edebi ve ölümsüz olamamıştır.

    “Türkiye’yi, Türkleri sahiden tanımak isteyen yerli yabancı herkes Kemal Tahir’i okumak,
    anlamak zorundadır.”

  • Esir Şehrin Mahpusu Yazar: Kemal Tahir 1,00 

    Esir Şehir Üçlemesi’nin ikinci cildi ‘Esir Şehrin
    Mahpusu’nda, Kâmil Bey hapistedir; kendisiyle, ailesiyle
    ve ait olduğu Osmanlı aristokrasisiyle derin bir
    hesaplaşmaya girişir. Çürümüş, işbirlikçi aileler,
    Anadolu’da gitgide güçlenen Kuvayı Milliye direnişi ve
    hapiste, korkunç bir dram içinde, yapayalnız, kendisini
    Kurtuluş Mücadelesi’yle yeniden yaratmaya karar veren
    Kâmil Bey…

    “Romancının, romanını yazacağı toplumu, o toplumun
    insanlarını ‘tarihsel gelişimi içerisinde inceleyip,
    meydana vuracağı özelliklerden, bugünün ve geleceğin
    zorluklarının çarelerine sağlam dayanaklar bulmak’
    zorunda olduğunu; bunun için hazır kaynaklar yoksa, bu
    roman dışı incelemelerin de romancı tarafından yapılması
    gerektiğini, bunsuz bir roman yazılamayacağını, romancı
    olunamayacağını da ilk vurgulayan Kemal Tahir olmuştur.”

    -Mehmet H. Doğan-

  • Esneyen Adam Yazar:

    Feryal Tilmaç, Esneyen Adam’da insanların içindekini dışarı dökme yöntemlerini odağına alıyor. Nasıl var olduğumuzu, varlığımızı nasıl başkalarına gösterdiğimizi ve bunu yaparken nelerden fedakârlık ettiğimizi kendine has üslubuyla gösteriyor. Sanat ve hayatın değirmeninde öğütülen insanın un ufak olması, zerrelerinin göğe yükselmesi ve dağılması ama her şeye rağmen bütün olan, direnip yüzyıllar öteye aktarılan bilinci vurgulanıyor. Sanat ve hayat zıddı olmayan iki kavram olarak her insanda ve her çağda farklı derecelerle kendilerini bir gösterip bir kaybolurken, Feryal Tilmaç geleceğe notlar alıyor. Bizi de şahit tutuyor: İnsan vardı, hayat vardı, sanat vardı ve hiçbiri vazgeçmeyecek olmaktan. Aynılaştığımız yerlerden nasıl farklılıkların oluştuğunu ve bunların ne kadar yaratıcı aynı zamanda yıkıcı olabileceği anlatılıyor Esneyen Adam’da.

    Ödüllü yazar Feryal Tilmaç’ın üçüncü öykü kitabı diliyle, anlatımıyla, seçtiği konularla ustalık günlerinin başladığını haber veriyor.

    “Okuduklarının dümen suyunda sağa sola savruluyorsun. Yine de bir onlardan eminsin. Durursan büsbütün kaybolursun. Okuyarak hiç olmazsa başkalarının cümlelerinde var oluyorsun. Çözümü sararmış sayfalardaki kelimelerde arıyorsun; kâğıdın kokusunda belki de, kim bilir?”

  • Evvel Zaman Yazar: Ercan Kesal 1,00 

    Peri Gazozu’nun yazarı Ercan Kesal’dan: Evvel Zaman!

    Elinizdeki kitap bir sanat yapıtının hikâyesidir, hatta hikâyenin hikâyesi! Doktor, senarist, oyuncu ve yazar Ercan Kesal, Evvel Zaman’da, yaratıcılığın kökenlerine doğru uzanan çetrefil bir yolculuğa çıkarıyor bizi. Bütün içsel ve dışsal etkileriyle yaşanmış bir olaydan bir sanat eserine doğru uzanan esrarlı bir yolculuğa… İyi okumalar!

    Ahmet Öz

    “Sinema, gerçekliği zaman boyutunda sabitlemiştir ve sinemayla birlikte insan, ilk kez zamanı durdurma, yeniden yaratma ve isterse ona geri dönme olanağına kavuşmuştur. Zamanın gerçekliğini bir film şeridi üzerinde dondurabilen sinemanın gücünün kaynağı, ‘zamanı, bizi her gün hatta her saat saran gerçekliğin maddesine çözülmez ve hakiki bağlarla bağlamasıdır’ (Tarkovski). İnsanın vicdanı da zamana bağlıdır ve yalnız onunla var olur. Bellek ise vicdan demektir ve unutmak vicdansızlık… Sinema unutmayı reddeden bir sanattır ve bu yüzden çok kıymetlidir.

    “Elinizdeki kitap, bir film güncesidir. Bir Zamanlar Anadolu’da filminin hikâyesini konuşmaya başladığımız günden setin sona erdiği güne kadar tüm yaşadıklarımı, gözlemlerimi ve duygularımı yazdığım notlardan oluşmaktadır. Filmin senaristlerinden biri olarak, bir film senaryosunun nasıl başlayıp değişerek evrildiğini ve yönetmen için nasıl bir kılavuz haline dönüştüğünü de göstermeye çalıştığım özgün bir yol hikâyesidir.”

    Sunuş’tan, Ercan Kesal