Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
YENİ ÇIKANLAR (92)

1–16 / 92 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Akademik Bir Yaşam İçin Anahtar Kelimeler Yazar:

    Üniversite: Bu adın kendisi bilgiyi, kültürü ve bu asli kurumun özündeki alabildiğine evrensel kapsama amacını akla getiriyor.
    Özgürce sorgulamanın ve özgür bir toplumun kaleleri, toplumsal dönüşümün ve ekonomik kalkınmanın motorları, ulvileştirici
    tefekkürün ve yaratımın dışa kapalı bahçeleri olan üniversiteler, geçmişin hikmetini ve geleceğin umudunu taşıyorlar. Ya da taşıyorlar
    mı acaba?
    Princeton Üniversitesi’nde İnsan Bilimlerinde Disiplinlerarası Doktora Programı altında verilen “Disiplinlerarasılık ve
    Disiplin Karşıtlığı” başlıklı derste bir grup doktora öğrencisi ve öğretim üyesi tarafından ortaklaşa yazılmış bu eleştirel sözlükçe,
    akademik yaşama özgü elli sekiz terimi hem egoları hem de vicdanları rahatsız edecek tarzda tanımlıyor. “Akademi”den “uğraş”a
    “kanon”dan “meslektaş değerlendirmesi”ne, “disiplin”den “metodoloji”ye kadar uzanan bu kitap, modern disipliner yaşamın insanı
    çoğu zaman aptallaştıran yapılarını irdeliyor, “bilgi üretimi”ne kölece adanmanın düşüncenin düşmanı olduğunu ileri sürüyor.
    Oyunbaz ve kara mizahi bir dili, tutkulu ve derin bir eleştirel bakışı olan bu kitap öğretim, araştırma, teori, pratik ve
    akademik eğitime dair zorlu soruları gündeme getiriyor. Sonundaysa, ABD’nin akademik siperlerinden, okunmasında fayda olan bir
    harekat raporu çıkıyor. Bizde de muhakkak tartışma doğuracak, kâh eleştirel kâh ironik bir müdahale.

  • Amatka Yazar:

     

    Dille şekillenen bir dünyada geçen, Margaret Atwood ve Ursula K. Le Guin geleneğinde bir çıkış romanı.

    Vanja, şehir hakkında bilgi toplamak için kış kolonisi Amatka’ya gönderilir. Amatka’ya adım atar atmaz bazı tuhaflıkları fark etmeye başlar: İnsanlar garip davranıyorlardır ve şehir sakinleri hükümet karşıtı düşüncelere karşı izlenmektedir.

     

    Amatka’da kısa bir süre kalmayı planlayan Vanja, ev arkadaşı Nina’ya aşık olunca ziyaretini uzatmaya karar verir. Burada, koloninin tehlike altında olduğunu ve hükümetin bunu halkından gizlediğini öğrendiğinde kendi araştırmasına başlayacak ve kendini büyük bir tehlikenin içinde bulacaktır.

     

    Amatka’nın distopik dünyasında insan dilinin gerçekliği değiştirme gücü vardır. Objeler, binalar ve geri kalan her şey sürekli isimlendirilip bu isimler tekrar edilmezse yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Baskıcı bir kolonide kısılı kalan Vanya’nın da lisanı kullanarak kendini özgür kılmayı arzulaması gerçekliği bile tehdit edecektir.

     

    Zeplin’in İsveçli yazarı Karin Tidbeck ilk romanı Amatka’yla 1984’ü andıran bir dünya yaratıp toplum kontrolü, değişim korkusu, dilin gücü ve devrimler üzerine sembollerle dolu politik bir masal anlatıyor.

     

    Amatka harika bir kısa hikâye yazarının daha da harika bir romancı olduğunu ortaya koyuyor.”

    -Jeff Vandermeer

     

    “Bu kitabı kesinlikle almalısınız.” -Ann Leckie

  • Andromeda Nebulası Yazar:

    “Ivan Yefremov, modern bilimkurgunun nasıl yazılması gerektiğini gösterip Sovyet bilimkurgusunun altın
    çağını başlattı.” –Boris Strugatski
    Aynı zamanda bir biliminsanı olan Ivan Yefremov, Sovyet Rusya’da bilimkurgu edebiyatının öncülerinden biri.
    Başta Strugatski Kardeşler olmak üzere birçok Sovyet yazara ilham veren ve onlara yol gösteren belki de en
    önemli yazar.
    Andromeda Nebulası da sosyal içeriği ve Yefremov’un sahip olduğu bilimsel bakış açısıyla ilk modern Sovyet
    bilimkurgusu olarak kabul ediliyor.
    Kimsenin aç kalmadığı, fakirliğin yok olduğu, sınıf ayrımının ortadan kalktığı, insanların potansiyellerinin
    zirvelerine ulaşmak için tüm imkânlara sahip oldukları klasik bir komünist ütopya anlatısı Andromeda
    Nebulası. Zamanın bilimsel gelişmelerini sonuna kadar kullanmakla kalmayıp geleceğin toplumları hakkında
    çağdaşı bilimkurguların ötesinde şeyler söylemeyi de beceren, bunu yaparken macera dolu bir hikâye anlatmayı
    ihmal etmeyen bir kitap.

  • Aşikârlık Dehşeti: Sahte Kesinlikler Yazar:

    Almanya’nın önde gelen felsefecilerinden Marcus Steinweg’in bir eseri ilk defa Türkçenin diyarına adım atıyor. Aşikârlık Dehşeti:
    Sahte Kesinlikler’de Steinweg, sıradan başlıklar altında aşktan naifliğe, piyasadan dine, can sıkıntısından ırkçılığa varıncaya kadar
    gündelik hayatımızın çeşitli veçheleriyle ilgili aforizmalar, değiniler ve yorumlarla sarsıcı düşünceler geliştiriyor. Üslubu ve tarzıyla
    felsefeyi akademinin koridorlarından çıkarıp onu asli görevine, kendimiz için düşünme ödevine çağıran bir çalışma Aşikârlık Dehşeti.
    Roland Barthes’ın “yazdıran metinler” dediği türde, yani olup bitmemiş, okurun muhayyilesine açık, onun da yazma sürecine aktif
    biçimde katılmasını bekleyen, huzursuz edici ve talepkâr bir metin. “Ne de olsa felsefeciler dünyaya güven duymayı bırakarak
    yerleşirler dünyaya. Herhangi bir aşikârlıktan yoksun bir gerçeklikte yaşarlar. Düşünmek bu aşikârlık yokluğuyla başa çıkmak
    demektir. Kendini en açıkça gözler önüne serdiği yer, tutarlılık vaadinin uçsuz bucaksız olduğu noktalardır. ‘Felsefe nedir?’ sorusuna
    verilecek bir ilk cevap şu olabilir: Felsefe bir yaşam tarzı olarak tutarsızlık deneyimidir.”
    “Steinweg: Ne de uygun bir isim! Hem “taşlı yol”, yani sağlam ve dirençli (locus lapidibus stratus) anlamına, hem de tek tek taşlarla
    (strada lastricata), kesik kesik nirengi noktalarıyla döşeli bir yol anlamına geliyor. Ekmek kırıntılarının bıraktığı iz onun dönüp
    yolunu bulmasını sağlıyor. Kitaba istediğiniz yerden başlayabilirsiniz ve nerede olmanız gerekiyorsa daima oraya varacaksınız.”
    –Jean-Luc Nancy
    “Felsefe ve sanat, disiplinlerin en hafif ve en karmaşık olanları. Günümüzdeki felsefeciler arasında Marcus Steinweg bana kalırsa en
    sanatsal olanı.”

    –Rosemarie Trockel (Alman sanatçı ve akademisyen)

  • Ayağına Taş Değmesin Yazar:

    Yollar…
    Revan olduğumuz, ortasında kaldığımız, kendimizi unuttuğumuz, menzili şaşırdığımız, kaybolduğumuz yollar.
    Bazen seyyah bazen yolcu olduğumuz, sürüldüğümüz, kırıldığımız, acıyla, huzurla, kederle, hasretle, neşeyle
    çıktığımız yollar.
    Birol Tezcan üçüncü öykü kitabıyla bizi bir yolculuğa davet ediyor. Ayağına Taş Değmesin bir yol kitabı. Fakat
    sıradan bir yol kitabı değil. Yolun değiştirdiklerinin, yoldan çıkanların, yolu bulamayanların, yola dönüşenlerin
    öyküleri var bu sayfalarda.
    Birbirimizi daha yakından tanıyalım.
    Yol açık, hadi yola çıkalım.
    “Sustu. Bana baktı. Dinlediğime kanaat getirdi belki. Belki de ben öyle sandım. Sustu. Pencereden dışarı baktı.
    O bakınca ben de baktım. Dağlar geçti uzaktan. Ağaçlar geçti yakından. Sanki anlaşmışız gibi, sanki
    mizansenmiş gibi, aynı anda birbirimize baktık. Ben sustum. Bir yudum daha aldı içkisinden. Bana baktı. Beni
    görmeden baktı. İçime baktı. Ya da benden öte bir şeye baktı. Benden öte bir yere baktı. Ben yokmuşum gibi
    anlattı. Bana anlattı. Benden öte anlattı. Uzun bir ağıt gibi anlattı.”

  • Bir Bedenin Gerçeği Yazar:

    Guardian Yılın En İyi Kitabı
    Lambda Edebiyat Ödülü Kazananı
    Chautauqua Ödülü Kazananı
    “Bir Bedenin Gerçeği, tek kelimeyle çarpıcı.”
    –Paula Hawkins, Trendeki Kız ve Karanlık Sular’ın yazarı
    “Muhteşem. Hem sürükleyici hem de sinir bozucu.”
    –Celeste Ng, New York Times çoksatanı Küçük Yangınlar’ın yazarı
    Korkunç bir suç. Gizlenen aile sırları. Bedenlere saklanan gerçekler. Avukatlar. Katiller. Hapishaneler. Alkolik ebeveynler.
    Yüzleşmemiz gereken travmalar. Affetmenin gücü… ve sarsıcı bir gerçek hikâye.
    Yıl: 1992. Bir çocuk kayboldu: Jeremy Guillory. Annesi mahalledeki komşulardan birinin kapısını tıklattı. Kapıyı açan gözlüklü,
    zayıf, saçları dağınık bir adam: Ricky Langley. Anne, Ricky’ye oğlunu görüp görmediğini sordu. Ricky görmediğini söyledi. Yalan
    söyledi.
    Sessiz ormandaki gönüllüler… Bir çocuğu, masum bir çocuğu arıyorlar. Jeremy, Ricky’nin kaldığı evde, odasındaki dolabın içinde,
    battaniyelere sarılmış duruyor. Ağzına kirli bir çorap sıkıştırılmış. Jeremy nefes almıyor. Katili Ricky ise arama çalışmalarına yardım
    ediyor.
    Alexandria Marzano-Lesnevich idam karşıtıydı. Ancak hukuk stajı sırasında Ricky’nin fotoğrafı ve davasıyla karşılaşınca içinde
    uyanan hislere kendi bile şaşıracaktı. Alexandria, Ricky’nin işlediği suçu araştırmaya başladı. Bu adam, Alexandria’nın da
    geçmişindeki bir düşmanı, izlerini hâlâ taşıdığı travmayı hatırlatacaktı.
    Bir cinayeti, kurbanı ve katili araştırırken, kendi geçmişini de anlamaya çalışan Alexandria Marzano-Lesnevich, Bir Bedenin
    Gerçeği’nde bir suçun sırlarını aydınlatarak aynı zamanda kişisel tarihimizi nasıl yazdığımızı da gösteriyor. Yazımı on yıl süren bu
    ezber bozan kitap, hukukun düşündüğümüzden daha da kişisel bir mevzu olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

    “Hayatın sahici karmaşalarını benimseyen, nadir kitaplardan.”
    –Mark Haddon, Süper İyi Günler’in yazarı
    “Dolu dolu, tedirgin edici, gözü kara ve büyüleyici bir kitap.”
    –Tom Perotta, Kalanlar’ın yazarı
    “Olağanüstü bir kitap. Çok katmanlı, zorlayıcı ama kesinlikle okunması gereken bir eser.”
    –S.J. Watson, Uyuyana Kadar’ın yazarı

  • Bir Noel Şarkısı Yazar:

    “Dünya üzerinde kahkaha ve güler yüzlülük kadar karşı konulmaz derecede bulaşıcı olan bir şey yoktur.”

    Charles Dickens’ın ünlü eserlerinden, insana dair sıcak ve ürkütücü bir Noel hikâyesi olan Bir Noel Şarkısı, Ebenezer Scrooge’un sıradışı hikâyesini anlatır.

    Yıllar önce hayatını kaybeden iş ortağı Marley’nin hayaleti, huysuz, cimri ve Noel ruhundan yoksun Scrooge’un evine gelir ve ona üç hayalet tarafından ziyaret edileceğini söyler. Bunlar, Geçmişin, Şimdinin ve Geleceğin hayaletleridir. Scrooge, bu üç hayaletle birlikte hayatını sonsuza dek değiştirecek bir yolculuğa çıkacaktır.

    Gelmiş geçmiş en ünlü Noel hikâyesi olan Bir Noel Şarkısı, soğuk kış gecelerinde içinizi ısıtacak bir eser.

  • Biz – Cep Boy Yazar:

     

    Aldoux Huxley, Ayn Rand, George Orwell, Kurt Vonnegut, Ursula K. Le Guin için açık esin kaynağı olan BİZ, ilk kez özgün dilden çevirisiyle okurların karşısında.

    Herkesin numaralarla adlandırıldığı ve her an dinlenip gözetlendiği bir ülkede, Tek Devlet’in komşu gezegenlere yayılmak için yaptırdığı uzay gemisinin çalışmalarına katılan bir mühendis günlük tutmaktadır. Herkesin devlete yararlı ve iyi olmasının övgüsüyle başlayan günlük, yavaş yavaş mühendisin devletin başındaki İyilikçi’nin matematiksel, kusursuz düzeninin sorgulanmasına dönüşür.

    “Devlet kendini ve hedeflerini yaşatıyor, ama ölmeyi gönüllü olarak elbette kabul etmiyor o yüzden yeni şimşekler, fırtınalar, kasırgalar başlayacak. Böyledir bu yasa, sonsuza dek fırtına gibi bir ‘d’ ile taçlanan o yumuşak ‘evrim’ böyledir. Fırtınanın güçlü nefesi bu sayfalarda duracak.”
    Yevgeni Zamyatin

    “Zamyatin belli bir ülkeyi değil sanayi uygarlığının hedeflerini değerlendiriyor. Bu kitabın konusu aslında Makine’dir, yani insanın şişesinden düşüncesizce çıkardığı ve tekrar şişesine sokamadığı o cin.”
    George Orwell

    “Otomatik Piyano’yu yazarken olay örgüsünü gururla Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sından ödünç aldım, o da zaten gururla Yevgeni Zamyatin’in BİZ’inden ödünç almıştı.”
    Kurt Vonnegut

    “Yazılmış en iyi bilimkurgu kitabı. İyi, zeki ve güçlü bir kitap; duygusal açıdan sarsıcı ve teknik açıdan, bilimkurgunun metafor menzilini kullanma tarzıyla, o zamandan bu yana yazılmış birçok kitaptan çok daha ilerde.”
    Ursula K. Le Guin

    Ölmeden Önce Özgün Dilden Çevirisiyle Okumanız Gereken 1001 Kitap’tan biri.

  • Blizzard Türkiye Sayı: 1 Yazar:

    Futbol kültürünün en sıradışı dergisi artık Türkçede! The Blizzard Türkiye hem özgün hem de İngiltere’de şimdiye dek yayımlanmış 30 sayıdan seçilerden yazılardan oluşan bir derlemeyle okurlarla buluşuyor.

     

    The Blizzard 2010 yılının başında, Sunderland’in Bolton’u 4-0 mağlup ettiği maçın gecesinde, Green Terrace’taki Fiztgeralds Pub’ında dünyaya geldi.

     

    Bir süredir ana akım medyanın kısıtlamalarından rahatsızlık duyuyordum ve dünyanın dört bir yanındaki basın merkezlerinde ve barlarda konuştuğum birçok meslektaşımın da benimle aynı hisleri paylaştığını fark etmiştim. Hepimiz gazetecilikte bir şeylerin noksan olduğunu, detaylı yazı ve mülakatların, tarihsel ve analitik makalelerin yazılı basında daha fazla yer bulmaları gerektiğini düşünüyorduk. Binlerce kelimelik yazılardan oluşan bir yayın organı tahayyül edilebilir miydi? Ne dergi ne de kitap; ikisinin ortasında bir şey?

     

    8 yıl ve yaklaşık 2,5 milyon kelime sonra hâlen bu inancı taşıyoruz. The Blizzard Türkiye’nin ilk iki sayısında günümüze dek yayımladığımız en etkileyici makalelerden yaptığımız seçkiyi bulabilirsiniz.”

     

    Jonathan Wilson

  • Boşlukta Uyanmak Yazar:

    Buraya nereden, nasıl ve ne şekilde getirildikleri bilinmeyen; katillerin, şizofrenlerin, masumların, sadistlerin ve
    dünya çapında aranan suçluların yaşadığı, geçmiş kavramının olmadığı bir akıl hastanesi. Buradan kurtulmanın
    tek bir yolu var: Kaçmak! Hastanenin çevresini saran kalın duvarları aşıp, boşlukta yok olmak! Mikail ise buna
    cesaret edebilecek tek kişi. Fakat duvarların arkasında ne var?
    Burak Parmaksız Boşlukta Uyanmak adlı romanı ile okuru bu kez içinden çıkılması olanaksız bir çukurun içine
    sürüklüyor.
    “Tecavüze uğrayan insanlar, tecavüz eden insanlar. İşkence ederek arındığını sanan insanlar ve işkence
    görerek arınan insanlar. Dünya üzerinde geçirecekleri süre dolana kadar aralıksız uyuyanlar. Uyumadığını
    sanarak dört duvar arasında koşturanlar. Hiç kıpırdamadan durarak hayatı ıskalamayı başaracağına
    inananlar… Ve inançları uğruna ölümü dahi göze alanlar. Hepsi bir adım önümdeydiler.”

  • Bu Ölümsüz Yazar:

    “Zelazny, beni ve yazdıklarımı en çok etkileyen yazar.” –Neil Gaiman

     

    “Eşsiz bir hikâyeci. Türümüzün hiç görmediği kadar renkli, egzotik ve unutulmaz dünyaların yaratıcısı.” –George R. R. Martin

     

    “Zelazny, on parmağında on marifet olan nadir yazarlardan.” –Samuel R. Delany

     

    Hugo En İyi Roman Ödülü

     

    “BURADA, BU GEZEGENDEKİ HAYATIN SON GÜNLERİNDE, YAŞAMLA EFSANENİN KESİŞMEKTE OLDUKLARINI GÖREMİYOR MUSUN?”

     

    Roger Zelazny, farklı mitolojileri bilimkurgu romanlarına uyarlamasıyla pek çok yazarın yalnızca hayal edebildiği bir şeyi alışkanlık haline getirmiş eşsiz bir yazar. Yunan mitolojisiyle harmanlanan Bu Ölümsüz ise hem Zelazny’nin ilk romanı olması hem de Hugo En İyi Roman Ödülü’nü Dune gibi bir başyapıtla paylaşması sebebiyle bilimkurgudaki kilometre taşlarından biri.

     

    Nükleer savaş Dünya’yı neredeyse yerle bir etmiş, yalnızca dört milyon insan ve bundan çok daha fazla sayıda mutasyona uğramış canlı türü geride kalmıştır. Evrenin en güçlü uzaylı ırklarından biri olan Vegalılar için bu harabe gezegen artık turistik bir bölgeden farksızdır.

     

    Nüfuzlu bir Vegalıyı, Dünya’da gezdirme görevi verildiğinde tüm bilinmezliklerin düğüm noktasındaki Conrad Nomikos bu buyruğu gönülsüzce kabul eder. Bu yolculukta Conrad’ın ve Dünya’nın kaderi yeniden şekillenecektir zira ne Conrad sadece bir insandır ne de bu yolculuk yalnızca turistik bir gezidir.

     

    Ölümün pençesinde olan Dünya’yı bir ölümlü kurtarabilir mi? Yok olmak, esarete düşmekten daha mı iyidir?

  • Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır Yazar: 28,00 

     

    Menekşe Toprak’ın önsözü,

    Serdar Soydan’ın titizlikle hazırladığı kronolojik biyografisiyle

     

    Bir dokuma fabrikasında sömürülen, bütün hakları gasp edilmiş bir avuç insanın hayatının anlatıldığı roman toplumcu gerçekçi çizgide yayımlanan ilk kitaplardan.

     

    Bu Roman Olan Şeylerin Romanıdır, Tan gazetesinde 1937 yılında tefrika edilmeye başlandığında toplumcu gerçekçi roman popüler bir tür değildi. Hatta köy ve taşranın dışına çıkıp şehir hayatını, kenar mahalleleri, fabrikaları anlatan roman yok denecek kadar azdı. Suat Derviş’i çalıştığı gazete muhabir olarak Sovyetlere gönderdiğinde romanı yarım bir şekilde, taslaklarıyla Kemal Tahir’e bırakmış, son kısmını Kemal Tahir tamamlamıştır. Tren yolculuğu sırasında iki kalın defter yazıp yolladıysa da gazete tefrikanın yeterince ilgi görmediğini söyleyerek Kemal Tahir’in sonu yazmasını istemiştir.

    Bu koşullar altında yazılan ve okurla buluşan roman seksen bir sene sonra ilk kez Suat Derviş adıyla kitaplaşıyor. Dünden bugüne koşullarda ve sömürülen bir avuç insanın hayatında bir şey değişmediğini gözler önüne seren Derviş, zamanı aşan öngörüsü ve tahlilleriyle büyük bir yazar olduğunu gösteriyor.

     

    “Derviş, 1930’ların yoksulluğunu, İstanbul’un işçi mahallesi olan Edirnekapı civarını öyle sahici anlatır, öyle çarpıcı resmeder ki yer yer Emile Zola’nın Germinal romanındaki maden işçilerini, bazen de John Steinbeck’in bu romandan iki yıl sonra yayımlanan Gazap Üzümleri’ndeki mevsimlik işçileri görür gibi olursunuz.” –MENEKŞE TOPRAK

  • Carol Gömülmeden Yazar:

    KAFES KİTABININ ÇOKSATAN YAZARI JOSH MALERMAN’DAN UYUYAN GÜZEL MASALI İLE VAHŞİ BATI
    ÖYKÜLERİNİ USTACA HARMANLAYAN GERİLİM DOLU BİR ROMAN: CAROL GÖMÜLMEDEN
    Carol Evers’ın karanlık bir sırrı vardı. Bazen komaya giriyor ve komaya girdiğinde bir ölüden farksız oluyordu. Nabzı ve kalbi
    duruyor, nefes aldığı belli olmasa da bilinci asla kapanmıyordu. Ancak doktorlar bile onun öldüğünü düşünüyordu.
    Bu sırrı bilen iki kişiden biri olan ve ondan kurtulup servetine konmak isteyen kocası, Carol komaya girdiğinde onu diri diri mezara
    gömmek için yaptığı planı hayata geçirmeye koyulur. Komadaki Carol çevresinde olan her şeyi duyup hissederken, Harrows adlı
    kasabada cenaze hazırlıkları başlar.
    Bu sırrı bilen diğer kişi, Carol’ın eski sevgilisi, meşhur kanun kaçağı James Moxie ise haberi aldığında Carol gömülmeden Harrows’a
    yetişmek için yola çıkar. Tehlike ve gizemle dolu Yol’da yolculuk ederken eski düşmanlarla, ürkütücü varlıklarla ve peşindeki kiralık
    katillerle başa çıkmak zorundadır.
    “Fevkalade zekice yazılmış bir roman. Çoktan kaybedilmiş bir hayatı kurtarmak için yapılan tehlikeli bir yolculuğu ve ölümün bazen
    sadece başlangıç olduğunu anlatan bir eser.” –J. D. Barker, Çoksatan Dördüncü Maymun ‘un yazarı
    “Carol Gömülmeden, hepimizin içinde var olan tuhaf Batı’da cereyan eden bir Poe öyküsü, roman sadece yeri yerinden oynatmakla
    kalmıyor, yeri deliyor da. Bir tabutun sığacağı kadar.” –Stephen Graham Jones, Melezler’in yazarı

  • Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret Yazar: 15,00 

    Yirminci yüzyılda hem edebiyata hem de felsefeye büyük katkılar sağlayan, başta Cesur Yeni Dünya, Algının Kapıları ve Ada olmak üzere yazdığı elli kadar kitapla yalnızca çağını değil çağdaşlarını da derinden etkileyen, döneminin en önemli entelektüellerden İngiliz yazar Aldous Huxley, yedi kez de Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterildi. Başyapıtı Cesur Yeni Dünya’nın güncelliğini sorgulayan ve panoramasını çıkaran Cesur Yeni Dünyayı Ziyaret, Huxley’nin kaynak eserinin bir sağlaması niteliğinde.

    Cesur Yeni Dünya’dan yaklaşık otuz sene sonra yayımlanan eser, romandaki kehanetlerin ne ölçüde gerçekleştiğini mercek altına alıyor. Romanı yazarkenki öngörülerinin izini süren Huxley, dünyanın, tasavvur ettiği distopyaya çok daha büyük bir hızla dönüştüğü sonucuna varıyor.

    Nüfus artışından uyuşturucu kullanımına kadar pek çok konuda fikirlerini belirten Huxley, bu kitabıyla birlikte Cesur Yeni Dünya’yı yeniden ele alırken bir diğer romanı Ada için de köprüler kuruyor.

     

    “Huxley’nin uzak bir geleceğe dair satirik öngörülerinin bu kadar kısa sürede gerçeğe dönüştüğünü keşfetmek dehşet verici.”

    -New York TImes

    “Çağımızın belirsizliğinde bize kim olduğumuzu gösteren şeylerden biri de Huxley’nin dehasıdır.”

    -Margaret Atwood

  • Cthulhu’nun Çağrısı Yazar:

    Lovecraft’ın neden korku edebiyatının ustası olarak anılması gerektiğini gösteren; yabancılığın, dehşetin, tekinsizliğin anlatıldığı toplam yedi öykü var bu kitapta.

    Korku ancak gördüğümüzde bilebildiğimiz bir şey midir? Yoksa bilmediğimizi gördüğümüz şey midir? Belli ki Lovecraft bunu sorguluyordu bu öyküleri yazdığı sırada. Hep korkularımızdan ve bilmediklerimizden bahsetmeye çalıştı. Çalıştı diyoruz, çünkü asla tam olarak bahsedilemeyeceğini biliyordu. Tıpkı bu öykülerde olduğu gibi, dehşeti tarif etmek mümkün değildi. Tarif eden ya mezarlığa düştü ya da akıl hastanesine; ya müzisyen oldu ya da ressam; ya aynaya baktığında başkasını gördü ya da denizin dibinde buldu kendisini.

    Bu kitap bir dehşet davetiyesi, bir delilik güzellemesi.

    Bu, Lovecraft’ın çağrısı…

     

    “Lovecraft’ın eserleri modern korku edebiyatında bir dönüm noktası.” -Clive Barker

     

    “Lovecraft’ın üslubu ve hayal gücü büyüleyici.” -Alan Moore

     

    “Stephen King’den Colin Wilson’a, Umberto Eco’dan John Carpenter’a kadar çok farklı insanları etkileyen nadir yazarlardan. Olağanüstü.” –Neil Gaiman

     

    Dost Körpe’nin yenilenmiş çevirisiyle…

  • Deliliğin Dağlarında Yazar:

    “Anlatmam gereken gerçeklerden kaçınılmaz olarak kuşku duyulacak; yine de eğer mantıksız ve inanılmaz gözüken şeyleri çıkaracak olsaydım, geriye hiçbir şey kalmazdı.”

     

    Lovecraft’ın neden çağımızın en büyük korku yazarlarından biri olduğunu gösteren ve ona hak ettiği şöhretini kazandıran en hacimli eseri Deliliğin Dağlarında, bir kaçış, yabancılaşma ve yüzleşme öyküsünün yanı sıra tuhaf kurgu türünün de başyapıtı.

     

    Miskatonic Üniversitesi’nden bir ekip araştırma için Antartika’ya gider. Yaptıkları sondajlarda jeolojik bulgulardan çok daha fazlasına rastlarlar. Çağlardır ölü olan bu kıta, insanın gezegen üzerinde ilk yürüyüşünden yıllar yıllar önce yaşayan varlıkların görkemli izlerini korumaktadır derinliklerinde. Ancak onları asıl tehlikeye sürükleyen, “Yüce Eskiler”in dehşet verici şehrini keşfetmeleridir.

     

    “Doğaüstü korkunun en iyi romanlarından biri.” -Stephen King

     

    “Amerikan edebiyatındaki en iyi kısa romanlardan biri.” -Michael Chabon

     

    Deliliğin Dağlarında tam manasıyla bir mücevher.” -Guillermo Del Toro