Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
YENİ ÇIKANLAR (92)

33–48 / 92 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Feminist Ütopya Projesi Yazar: 35,00 

     

    Değişime olan inançsızlık dünyanın sonunun eli kulağında olduğuna inanılmasına, türlü türlü distopyaların kurgulanmasına zemin hazırlıyor. Kadınların çeşitli biçimlerde anbean maruz kaldığı şiddet birçoklarınca kanıksanıp olağanlaştırılırken, kadın özgürleşmesinin siyasi ifadesi olan ucu açık bir tasarı olarak feminizmin sesleri de çeşitli mecralarda tektipleştirilerek itibarsızlaştırılıyor. Fakat kadınlar direnip mücadele etmeye, başka bir dünyanın hayalini kurmaya devam ediyorlar. Alexandra Brodsky ve Rachel Kauder Nalebuff’ın bu doğrultuda editörlüğünü yaptığı Feminist Ütopya Projesi: Daha İyi Bir Gelecek İçin Elli Yedi Tahayyül’de işte bu türden hayaller boy veriyor ve yenilikçi görüşler, kesif karamsarlığa inat, bambaşka bir dünyaya giden yolun taşlarını sebatla ve neşeyle döşemeye girişiyor. Makalelerden denemelere, şiirlerden öykülere, çizimlerden söyleşilere uzanan biçimsel çeşitliliğiyle, istediğiniz kısımdan okumanıza olanak tanıyan yapısıyla, toplu halde âdeta bir takımyıldızı izlenimi veren fikirlerinin zenginliğiyle bu derleme kitap, okurlarını kendi feminist tahayyüllerini oluşturmaya da kışkırtıyor.

     

    Adına yaraşır biçimde feminist olan bir toplumda sanat, cinsellik, çalışma hayatı, eğitim, moda, dil, mutfak, spor, tıp, hukuk, sinema ve ilişkiler neye benzerdi? Feminist Ütopya Projesi statükoya kafa tutuyor, olumlayıcı vizyonları ortaya koyuyor ve bizi yepyeni bir geleceği hep birlikte, şimdi ve burada kurmaya davet ediyor.

     

    NE İSTİYORUZ? DAHA FAZLASINI.

     

    “Bu kitap, feminist muhayyile sayesinde nasıl daha feminist bir gerçekliğin sağlanabileceğine kafa yoranlar arasında elden ele gezecek.”

    LIBRARY JOURNAL

    Feminist Ütopya Projesi kendi ütopyasını hayata geçiriyor: En güncel feminist bakışlarda, insan deneyimi ile kurumsal siyaset ve kamusal hayat iç içe geçiyor. Bu çalışma hayal kurmanın ve eylemenin yeni yollarını gözler önüne seriyor.”

    –CHRIS KRAUS, I Love Dick’in yazarı

     

    “Bu kitabı elinize aldığınızda özgürleşmeyi tadabilir, ona dokunabilir, onunla konuşabilir, onu duyabilir, görebilir ve hissedebilirsiniz. Adalet istikametindeki yolculuğumuz ömür boyu sürecek. Bu kitaptaki tutkulu metinler işte bu yolu aydınlatıyor.”

    –JOANNE N. SMITH, Girls for Gender Equity yöneticisi

  • God of War: Resmi Roman Uyarlaması Yazar:

    RESMİ ROMAN UYARLAMASI

     

    Savaş Tanrısı’nın şimdiye kadarki en duygusal ve zorlu yolculuğunda siz de Kratos ve oğlu Atreus’a katılın…

     

    Olimpos Tanrıları’ndan aldığı intikamın üzerinden yıllar geçen Kratos, artık hayatına İskandinav tanrılarının ve canavarlarının diyarında devam ediyordu. Bu sert ve amansız topraklarda hayatta kalmak için savaşması gerekiyordu… ve oğluna da bunun nasıl yapılacağını öğretmesi. God of War’un şaşırtıcı yeniden anlatımı, serinin tatminkâr savaş sahnelerini, nefes kesici atmosferini ve güçlü kurgusunu bir üst seviyeye taşıyor.

     

    God of War 2’nin senaryo danışmanı olan J. M. Barlog’un God of War oyunlarının direktörü ve yazarı Cory Barlog’la işbirliği yaparak yazdığı roman, hem oyunun hayranları hem de fantastik edebiyat severler için eşsiz bir okuma vadediyor.

  • Gökteki Çakıl Taşı Yazar:

    1950’li yılların başında, daha sonra en şöhretli serileri Vakıf ve Robot’a öncülük edecek Gelecek Tarihi
    öykülerini yazdıktan hemen sonra Isaac Asimov ilk romanlarını kaleme aldı. Artık hem okurlara hem de
    yayıncılık dünyasına kendini kabul ettirmiş büyük ustanın neredeyse tüm külliyatına egemen olan Galaktik
    İmparatorluk evreninin ilk uzun kurguları da böylece ortaya çıktı. Nükleer felaketin Dünya’yı yerle bir
    etmesinden binlerce yıl sonrasını anlatan Galaktik İmparatorluk Serisi insanlığın, galaktik medeniyet ve ilk
    Galaktik İmparatorluk’un doğuşuna uzanan yolculuğunun başlangıcı.
    1949 yılında Joseph Schwartz, emekli, mutlu bir terziydi. Sonra bir anda kendini bambaşka bir zamanda buldu.
    Artık ilk Galaktik İmpartorluk’un en şaşaalı döneminde, Dünya’da çaresiz bir yabancıydı. Üstelik Dünya,
    galaksinin varoşu olarak görülüyordu, gökyüzünde bir çakıl taşıydı ve İmparatorluk’un 200 milyon gezegeni

    tarafından nefret edilen bir yerdi. Çünkü hiç kimse Dünya’nın, insanlığın doğduğu yer olduğuna inanmak
    istemiyordu. Joseph Schwartz, topraklarının çoğunun radyoaktiviteyle mahvolduğu, altmış yaşını aşan herkesin
    ötanazi yapmaya zorlandığı bu yoksul Dünya’da fena bir maceraya atılacaktı.
    Bir de şu sorun vardı tabii: Joseph Schwartz altmış iki yaşındaydı.

  • Gölgesiz Matiz Yazar:

    2018 Kayıp Rıhtım okur anketlerinde yılın en iyi yerli fantastik romanı seçilen Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil’in yazarı Bülent
    Ayyıldız bu defa bir öykü kitabıyla karşınızda.
    Perdedeki gölgeler aynı insan gibi ses çıkarıyordu. Hayalînin ustalığına verdiler. Aniden kocaman bir canavar belirdi perdede.
    İnsanlar bunu da gerçek mi değil mi ayırt edemediler; derken perde yırtıldı. Yanı başında Lami müstehzi sırıtmasıyla halka
    bakıyordu. Yırtılan bezin arkasından tepegözler, şahmaranlar, câzûlar, cinnîler, yılanlar, çıyanlar çıkmaya başladı. Halk ne
    olduğunu anlayamadı. Bu da neyin nesiydi. Tepegözler ağızlarından ateş saçmaya başlayınca bir vaveyla koptu. İnsanlar sağa sola
    kaçışmaya başladı. Acı bir seda kapladı meydanı. Ahali ne olduğunu anlamasa da can havliyle sağa sola kaçışıyordu. Kafalar
    kopmaya, işkembeler, bağırsaklar ortalığa saçılmaya başladı. Ortalık kan revan oldu. Lami kahkahalar atıyordu.
    Gölgesiz Matiz, ilk kitabı Durun Yanlış Anladınız ile dikkat çeken Bülent Ayyıldız’ın ikinci hikâye toplamı. İlk romanı Hiçbir Şey
    Göründüğü Gibi Değil ile farklı üslupları harmanlayarak şahsiyetli bir kurgu oluşturulabileceğini gösteren yazar, bu kitabında
    kendisini takip eden okuyuculara; farklı dönemlerin, coğrafyaların, dillerin, karakterlerin seçkin bir koleksiyonunu sunuyor.
    Günümüz kurgusu hakkında fikir edinmek ve onun zenginliğine tanık olmak isteyen okuyucuları kitabın arka kapağını kenara
    bırakıp vakit kaybetmeden kitabı okumaya çağırıyorum.

    -İsmail Pelit

  • Gücenmedim Dersem Yalan Olur Yazar:

    “Pazar günleri konser programını yönetmesi ve yaşça benden çok çok büyük olması dışında hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Şimdi olsa internete girer, sabah kahvaltıda kaç zeytin yediğinden; geçen sene tatilde giydiği lacivert mayosunu kaç liraya aldığına kadar her şeyi, iki dakikada öğrenebilirdim ama o zaman internet falan yok. Arama motoru olarak ansiklopedi kullandığımız yıllar. Biri hakkında bilgi sahibi olmamız gerektiğinde mahallede tahkikat yaptırmak dışında başka olanağımız da yok. İşte, Hikmet’i bu mümkünsüzlükler içerisinde; fakat kalbimin tüm imkânları ile seviyordum.”

     

    Altın günlerindeki kısırın gücüne, karne hediyesi bisiklete atlayıp evden kaçılabileceğine, radyonun içindeki küçük insanlara ve dünyanın, çekirdek yiyerek gidilebilen; mahallenin o en uzak köşesi kadar büyülü bir yer olduğuna inananlara; hâlâ inanlara…

     

    Ihlamur Günlükleri‘yle tanıştığımız Başak Buğday, gülmekten gözlerimizi yaşartırken içimizdeki o eski yaraya dokunuyor.

  • Günler Haritası – Bayan Peregrine’in Tuhaf Çocukları 4 Yazar:

    Günler Haritası’nda Bayan Peregrine’in vesayeti altındaki çocuklar Amerika’da yepyeni bir maceraya
    atılıyorlar.
    Tuhafların dünyasını yerle bir eden savaştan sonra döngüler ve tuhaf halk hayatlarını yeniden kurmaya
    çalışmaktadır. Jacob Portman da savaştaki rolünden sonra evine, Florida’ya dönmüştür. Hayatının normale
    döndüğünü sanan Jacob, arkadaşlarının sürpriz ziyaretiyle aslında tuhaflıkların peşini bırakmayacağını fark
    eder. Tam da istediği gibi.
    Dedesi hakkında daha önce hiç bilmediği yeni şeyler öğrenen Jacob, bir gölge avcısı olarak dedesinin
    izinden gitmeye ve Amerika’daki tuhaflara yardım etmeye karar verir. Yepyeni tuhaflıklara ev sahipliği yapan
    Amerika, tuhaflar için kanunsuz bir kıtadır. Jacob ve arkadaşları kendilerini eskisinden bile daha büyük bir
    tehlikenin içinde bulacaklardır.

  • Hayata Rağmen Edebiyat Yazar:

    Ali Lidar, Hayata Rağmen Edebiyat’la Kişisel Edebiyat Atlası’nın sınırlarını genişletiyor. Edebiyatın mihenk taşlarının yanında, unutulan yahut yeterince değer görmeyen edipleri de bilinmeyen yönleriyle anlatıyor.

    Ali Lidar’ın özgün bakış açısıyla, yaşamlarını ve eserlerini ustalıkla kaleme aldığı yirmi yazar, edebiyatın hayatla kesiştiği coğrafyada okurlarını bekliyor. Bizi hayata karşı ne savunabilir, edebiyattan başka?

    “Hayata Rağmen Edebiyat’ın yazarlarını seçerken yine tamamen sübjektif kriterler kullandım. Hiçbir kanonik kaygı gütmeden, sevdiğim, etkilendiğim, insanların okumasında yarar olabileceğini düşündüğüm yazarlara bir de benim penceremden bakılsın istedim. Bu yazarların hemen hemen hepsi üzerine binlerce sayfa yazılmıştır muhakkak. Amacım bu değerli birikime birkaç sayfa daha eklemek değil sadece, o yazarları neden sevdiğimi, onların eserlerinde ıskalanmış olabileceğini düşündüğüm neler gördüğümü anlatmak, paylaşmak istedim. Bu kitapta istisnasız bütün yazarlar sevdiğim ölüler arasından seçildi. Galiba ölüleri ve onların hatıralarını yaşayanlardan ve yaşarken paylaşılanlardan daha çok seviyor ve önemsiyorum…”

  • Hiçbiri Yazar: 25,00 

    Ayşegül Utku Günaydın’ın önsözü,

    Serdar Soydan’ın titizlikle hazırladığı kronolojik biyografisiyle

     

    Suat Derviş, gerçek sevginin önemini ve sevgisizliğin insan ve toplumu ne hale getirdiğini tüm gerçekliğiyle anlatıyor.

     

    1923 yılında Kütüphane-i Sudi Neşriyatı tarafından basılan Hiçbiri, insani ilişkilerin, yalnızlığın, hayal kırıklıklarının ortaya çıkardığı ruh hallerini derinlemesine tahlil ederek karakterlerini kuruyor. Ablası Hamiyet Derviş’le olan ilişkilerinden de beslenen romanda Suat Derviş, yer yer kendini bir roman karakterine dönüştürmekten çekinmiyor.

     

    “Derviş, karakterleri üzerinden kadının gerçek anlamda yaşamaması ve hayatın içine girememesi sorunlarını dile getirmiştir.”­ – AYŞEGÜL UTKU GÜNAYDIN

  • Hissiz Kumpanya Yazar:

    Yakın geleceğe atılan keskin bir bakış, bildiğimiz dünyada bilmediğimiz numaralar, elektronik cüzdanlara
    aktarılan kôinler, şokatar tabancalarla edilen intiharlar, geçmişi yakalayan kasklar, videoportlar, monokopterler,
    şirket cennetleri, mikrocehennemler, YeniYaşamcılar, baş imamlar ve halifeler…
    Bilimkurguyla distopyanın kesiştiği noktada, bazen günümüzde bazen biraz uzakta, daha acımasız, daha
    mekanik, daha karanlık bir dünya: Hissiz Kumpanya.
    Volkan Yalçın, yerli bilimkurguda yapılmayanı yapıyor ve iddialı öykülerle sahneye çıkıyor.
    “Ben doğduğumda bir şeylerle savaşıyorduk, öldüğümde de bir şeylerle savaşıyorduk. Nefesim, şaibeli müsabakanın
    sürpriz ve düşsel finalini görmeye yetmedi. Bu çekişmede bir şeyleri tutuyordum, bir şeylere inanıyordum.
    Ben öldüğümde Mars’taki ilk cinayet çoktan işlenmişti.
    Ben öldüğümde öğretmenler mütemadiyen yalan söylüyordu.
    Ben öldüğümde keyifler kapsama alanı dışındaydı.
    Ben öldüğümde halife hâlâ hayattaydı, bağlı bulunduğu yaşam destek ünitesinden emirler vermeye devam ediyordu.”

  • İhtiyarlara Yer Yok Yazar: 25,00 

    Modern Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan, sıklıkla Herman Melville ve William Faulkner gibi ustalarla kıyaslanan Cormac McCarthy kariyeri boyunca Güney gotiği, Western ve postapokaliptik türlerde verdiği birbirinden başarılı eserlerle Pulitzer, National Book, National Book Critics Circle ve MacArthur Fellowship gibi ödüllerin sahibi oldu. 2007 yılında Coen Kardeşler tarafından sinemaya uyarlanan İhtiyarlara Yer Yok ise “En İyi Film” başta olmak üzere dört dalda Oscar kazandı.

    Rio Grande yakınlarında avlanan Llewlyn Moss, bir şeylerin ters gittiği belli olan bir çatışma bölgesine rast gelir. Çatışmadan geriye kalanlar arasında cesetler ve kilolarca eroinin yanı sıra bir çanta dolusu para da vardır. Moss’un kader çizgisi vereceği karar üzerine burada çatallanacak ve deyim yerindeyse bir ölüm meleği peşine takılacaktır.

    Kutsal kitaplar kadar kadim, günlük olaylar kadar dehşet verici konulara eğilen İhtiyarlara Yer Yok, kader, adalet, ahlak ve açgözlülük üzerine yazılmış modern bir klasik.

     

    “McCarthy kelimeleri öylesine güzel kullanıyor ki sıradan bir iyi-kötü çatışmasını birinci sınıf bir edebiyat eserine dönüştürüyor.” —AnnIe Proulx

     

    “Amerikan Yüceliğinin pragmatik bir geleneği varsa, Cormac McCarthy’nin kurguları bunun zirvesidir.”

    —Harold Bloom

  • İkna Yazar:

    “İkna, Jane Austen’ın gölgede kalmış başyapıtı.” —Harold Bloom
    Jane Austen’ın ölümünden önce yayımladığı son roman olan İkna’nın odağında İngiliz edebiyat tarihinin en
    önemli kadın karakterlerinden Anne Elliot var. Ailesinin baskısıyla Kaptan Frederick Wentworth’le olan
    nişanını atan Anne bu kararından büyük pişmanlık duymaktadır. Yıllar sonra Wentworth geri döndüğünde
    Anne’in duyguları tekrar gün yüzüne çıkacaktır.
    Jane Austen’ın belki de en olgun romanı olan İkna, aynı zamanda yazarın en otobiyografik romanlarından biri.

  • İmparatorluğun Çöküşü Yazar: 32,00 

    Hugo En İyi Roman Ödülü Adayı

     

    Yaşlı Adamın Savaşı ve Kırmızı Üniformalılar kitaplarının ödüllü yazarı John Scalzi’den soluk soluğa, yepyeni bir uzay macerası!

    Akım keşfedilene kadar ışık hızından daha hızlı yolculuk etmek, fizik kurallarına göre mümkün değildi. Akım’dan sonra ise insanlık onu kullanarak birbirlerine milyonlarca ışık yılı uzaklıktaki farklı yıldız sistemlerine yerleşmeye başladı ve artık bin yıllık olan imparatorlukları Bağlılık’ı kurdu. İmparatorluğun ayakta kalabilmesi için de bağlantıyı sağlayan Akım nehirleri şarttı; bu sayede hem birbirlerine ihtiyaç duyuyor hem sistemlerarası savaş engelleniyor hem de imparatorun tek güç sahibi olarak kalması sağlanıyordu.

     

    Akım nehirlerinin sebebi tam olarak anlaşılamamış yok olma süreci başladığında ise İmparatorluk ve bütün sistemleri risk altına girdi. Bu durumu fark eden bir Akım fizikçisi, bir uzay gemisi kaptanı ve Bağlılık İmparatoriçesi, çöküşünün eşiğinde olan imparatorluğu, daha da önemlisi soyutlanacak olan sistemlerdeki insanları kurtarmak için ellerinden geleni yapacaklardı.

     

    Taht Oyunları ve Dune hayranları bu müstehcen, acımasız ve zekâ dolu romana bayılacaklar.” –Booklist

     

    “Scalzi, kendi tarzı olan güldürürken düşündüren bilimkurgu aksiyonunu yazmakta karşı konulamayacak kadar iyi olmaya devam ediyor.” –Kirkus Reviews

     

    “İnanılmaz eğlenceli bir roman. Bitti diye çok üzüldüm.” –Roxane Gay

     

    İmparatorluğun Çöküşü muazzam bir bilimkurgu macerası.” –Will Wheaton

     

    “John Scalzi çağımızın en çok eğlendiren bilimkurgu yazarı.” –Joe Hill

  • İntihar Kulübü Yazar:

    “Stevenson, okura göstermek istediği resmi tam olarak ortaya koyacak kelimeleri özenle seçiyor.”
    —HAROLD BLOOM
    Robert Louis Stevenson, Dr. Jekyll ve Bay Hyde, Define Adası gibi klasik romanların yanı sıra öyküleriyle de
    tanınmaktadır.
    Stevenson, İntihar Kulübü’nde de bizi Bohemya Prensi Florizel ve eşlikçisi Albay Geraldine ile tanıştırıyor.
    İkili sahte kimliklerle Londra sokaklarında maceralara atılmayı, tuhaf insanlarla dostluk etmeyi, sıradan halkın
    arasına karışmayı sever. Bir gün İntihar Kulübü ismindeki gizemli bir örgütün varlığını öğrendiklerinde
    meraklarına yenilirler. İnsanların hayatlarını kaybetmelerini sağlayan bu gizli örgüte sızan ikilinin, zamana
    karşı bir yarışta İntihar Kulübü’nü ve gizemli Başkan’ı durdurmaktan başka bir seçeneği kalmayacaktır.
    Dedektif öyküleri’nin gelişiminde önemli bir adım olan İntihar Kulübü’nü her Sherlock Holmes hayranının
    okuması gerek.

  • İskandinav Mitolojisi Yazar:

    “BAŞLANGIÇTAN ÖNCE HİÇBİR ŞEY YOKTU: NE TOPRAK VARDI NE GÖKKUBBE, NE YILDIZLAR VARDI NE DE GÖKYÜZÜ̈. ŞEKİLSİZ VE ŞEMALSİZ, SİSTEN BİR ÂLEM İLE DURMADAN YANAN ATEŞTEN BİR ÂLEMDİ VAR OLAN.”

     

    Neil Gaiman, eserlerinde fantastik diyarlar yaratırken kadim mitolojilerden her zaman ilham alan bir yazar olmuştur. Şimdi ise dikkatini bu diyarların kaynağına yöneltiyor ve destansı kuzey masallarını kendine has üslubuyla anlatıyor.

     

    İskandinav Mitolojisi’nde yazar mühim İskandinav tanrılarını tasavvur ederken mitlerin aslına sadık kalıyor: Odin, Yüceler Yücesi, bilge, cüretkâr ve kurnaz. Thor, Odin’in oğlu, muazzam kudretine rağmen tanrıların en bilgesi olduğu söylenemez. Ve Loki, Odin’in kan kardeşi, oyunbaz ve önünde kimsenin duramadığı bir düzenbaz.

     

    Gaiman, eski çağa bu ait hikâyeleri tıpkı bir romancı gibi ele alıyor; hikâyeler efsanevi dokuz âlemin yaratılışından başlıyor ve tanrıların, cücelerin, devlerin maceralarıyla devam ediyor. Thor’un çekicinin nasıl çalındığından, içenlere şairane ilhamlar veren bal şarabının kaynağının ne olduğuna kadar pek çok mit Gaiman’ın nüktedan cümleleriyle yeniden hayat buluyor. En nihayetinde her şey tanrıların alacakaranlığında doruğa çıkıyor: Ragnarök’te…

     

    “Gaiman’ın her zamanki gibi yalın ve su gibi akan kelimeleri ortaçağ metinlerinin dramatik gücünü yansıtmayı başarıyor. Hikâyeleri anlatma tarzı yediden yetmişe herkese uygun ve bu hem yerinde hem de akıllıca bir hamle.” –Ursula K. Le Guin

     

    İskandinav Mitolojisi’nde Gaiman eski mitleri öyle canlı anlatmış ki okurken yatak odam Valhalla’ya dönüşecek sanmaya başladım. Cüceler, devler ve yaratıklar da dahil tüm İskandinav panteonunu bir film ya da roman gibi işliyor. Ne yalan söyleyeyim, kendime göğüs zırhı sipariş etmeme şu kadar kaldı. Takdiminde Gaiman’ın da dediği gibi, bu öyküler dünyayı yaratan ateş ve buzdan başlayıp dünyayı sona erdiren ateş ve buza giden yolculuğu anlatıyor.” –Lidia Yuknavitch

     

    “Bu kitap sayesinde, çocukken severek okuduğum mitler yeni nesle, baştan keşfedilmek üzere anlatılacak. Ne de olsa, tekrar anlatılamayan öyküler unutulmaya mahkumdur ve her neslin bu mitleri yeniden keşfetmesi ve anlaması gerekir.” –Joanne Harris

  • İskandinav Mitolojisi – Ciltli Yazar:

    “BAŞLANGIÇTAN ÖNCE HİÇBİR ŞEY YOKTU: NE TOPRAK VARDI NE GÖKKUBBE, NE YILDIZLAR VARDI NE DE GÖKYÜZÜ. ŞEKİLSİZ VE ŞEMALSİZ, SİSTEN BİR ÂLEM İLE DURMADAN YANAN ATEŞTEN BİR ÂLEMDİ VAR OLAN.”

     

    Neil Gaiman, eserlerinde fantastik diyarlar yaratırken kadim mitolojilerden her zaman ilham alan bir yazar olmuştur. Şimdi ise dikkatini bu diyarların kaynağına yöneltiyor ve destansı kuzey masallarını kendine has üslubuyla anlatıyor.

     

    İskandinav Mitolojisi’nde yazar mühim İskandinav tanrılarını tasavvur ederken mitlerin aslına sadık kalıyor: Odin, Yüceler Yücesi, bilge, cüretkâr ve kurnaz. Thor, Odin’in oğlu, muazzam kudretine rağmen tanrıların en bilgesi olduğu söylenemez. Ve Loki, Odin’in kan kardeşi, oyunbaz ve önünde kimsenin duramadığı bir düzenbaz.

     

    Gaiman, eski çağa ait bu hikâyeleri tıpkı bir romancı gibi ele alıyor; hikâyeler efsanevi dokuz âlemin yaratılışından başlıyor ve tanrıların, cücelerin, devlerin maceralarıyla devam ediyor. Thor’un çekicinin nasıl çalındığından, içenlere şairane ilhamlar veren bal şarabının kaynağının ne olduğuna kadar pek çok mit Gaiman’ın nüktedan cümleleriyle yeniden hayat buluyor. En nihayetinde her şey tanrıların alacakaranlığında doruğa çıkıyor: Ragnarök’te…

     

    “Gaiman’ın her zamanki gibi yalın ve su gibi akan kelimeleri ortaçağ metinlerinin dramatik gücünü yansıtmayı başarıyor. Hikâyeleri anlatma tarzı yediden yetmişe herkese uygun ve bu hem yerinde hem de akıllıca bir hamle.” –Ursula K. Le Guin

     

    İskandinav Mitolojisi’nde Gaiman eski mitleri öyle canlı anlatmış ki okurken yatak odam Valhalla’ya dönüşecek sanmaya başladım. Cüceler, devler ve yaratıklar da dahil tüm İskandinav panteonunu bir film ya da roman gibi işliyor. Ne yalan söyleyeyim, kendime göğüs zırhı sipariş etmeme şu kadar kaldı. Takdiminde Gaiman’ın da dediği gibi, bu öyküler dünyayı yaratan ateş ve buzdan başlayıp dünyayı sona erdiren ateş ve buza giden yolculuğu anlatıyor.” –Lidia Yuknavitch

     

    “Bu kitap sayesinde, çocukken severek okuduğum mitler yeni nesle, baştan keşfedilmek üzere anlatılacak. Ne de olsa, tekrar anlatılamayan öyküler unutulmaya mahkumdur ve her neslin bu mitleri yeniden keşfetmesi ve anlaması gerekir.” –Joanne Harris

  • İstanbul’un Bir Gecesi Yazar: 28,00 

     

    Çimen Günay Erkol’un önsözü,

    Serdar Soydan’ın titizlikle hazırladığı kronolojik biyografisiyle

     

    Suat Derviş, her bir karakterin trajediye dönmüş hayatını çarpıcı ve apaçık bir dille anlatıyor.

     

    İstanbul’un Bir Gecesi sıradan bir gecenin farklı sınıftan insanlarca nasıl yaşandığını, bir yanda tek sefer giyeceği bir elbiseye servet ödeyen kaymak tabakadan bir kadınla, diğer yanda oğluna kan parası bulmak için bedenini satan veremli bir anneyi anlatıyor. Sadelikten ve akıcılıktan vazgeçmeyen Derviş “edebiyat yapmadan” edebiyat yapıyor.

     

    1939 yılında Haber gazetesinde tefrika edildiğinde ses getiren metin bugünkü sosyal ve ekonomik uçurumların da çok uzağına düşmüyor. Suat Derviş’in ‘30’lardan itibaren ürettiği toplumcu gerçekçi metinler eleştirmenler tarafından yıllar içinde görmezden gelinmiş olsa da bütün canlılığı ve gerçekçiliğiyle seneler sonra bile anlamını ve önemini koruyor.

     

    “Henüz sınıflar arasındaki makasın son derecelerine kadar açılmadığı 1930’larda Suat Derviş, İstanbul’un Bir Gecesi ile, Adalet Ağaoğlu’nun Bir Düğün Gecesi romanıyla 1970’lerde yaptığının bir benzerini yapar. Yazar, bir düğün etrafında Türkiye’nin çarpık kapitalistleşmesinin gündelik tarihini sunar.” –ÇİMEN GÜNAY ERKOL