Arayın
Sadece Kesin Sonuç
Search in title
Search in content
Search in comments
Search in excerpt
Filtre
Ürünler
YENİ ÇIKANLAR (92)

65–80 / 92 sonuç gösteriliyor

Sırala:
  • Mathilda Yazar:

    Frankenstein’ın yazarı Mary Shelley’nin, öldükten sonra ardında müsvedde halinde bıraktığı bütün romanları ve öyküleri arasında tamamlanmış yegâne eser olan Mathilda, ilk kez Türkçede.

    1819’da yazılmasına rağmen aksaklıklar sebebiyle yayımlanamayan ardından da unutulan bu gotik novella ilk kez 1959 yılında okur karşısına çıktı. Mary Shelley’nin tüm yazılarında olduğu gibi yine pek çok otobiyografik öğe barındıran eser, muhtemelen Shelley’nin kendi hayatından en çok esinlendiği eseri.

    Mathilda, yazarın annesi Mary Wollstonecraft, babası William Godwin ve eşi Percy Bysshe Shelley ile olan ilişkilerini anlamak için önemli bir belge niteliği taşıyor. Bir babanın kızına olan aşkı, toplumdan soyutlanma ve ölüm gibi anlatması zor konular hiçbir şekilde otobiyografik olmayan olaylar üzerine kurgulansa da, üç ana karakter açık bir şekilde Mary’nin kendisi, Godwin ve Percy Shelley olarak görülebilir ve kitap içerisindeki rolleri de kolaylıkla gerçeklere tekabül edecek şekilde yorumlanabilir.

    Bu kitapta Mathilda ile birlikte, kitabın ilk taslağı olan Hayaller Âlemi de okur karşısına çıkıyor.

  • Mezarlarınıza Tüküreceğim Yazar: 18,00 

    Otuz dokuz yıllık renkli ve verimli yaşamı boyunca romanlar, şiirler, şarkı sözleri yazan, trompetten ve cazdan vazgeçmeyen, oyunculuk, şarkıcılık, mucitlikten de geri kalmayan ve doğal bir oyunbozan olan Boris Vian’ın meslek hayatında Fransız Standartları Enstitüsü’nü seçmiş olması belki de sanat dünyasının en parlak ironilerinden biridir. Dönemin diğer bazı isimleri gibi doğaçlama yaşayıp eser veren Vian bugün asıl olarak yazar kimliğiyle ve antimilitarist bakış açısıyla tanınıyor.

     

    Vernon Sullivan müstearıyla kaleme alınan ve bir “beyaz zenci”nin intikam öyküsünü anlatan Mezarlarınıza Tüküreceğim, hakkında net bir yoruma varılması zor, açık uçlu yapıtlardan biri. Şiddet ve erotizm duvarını aşarak bir rehabilitasyon, bir katharsis yaşamak mümkün mü?  “Her şey”i görüp tanık olduğu için bir omuz silkme refleksi geliştirmiş olan günümüz insanı bu soruya ne yanıt verirse versin, kitaptan uyarlanan filmin galasında hayal kırıklığına kapılarak kalp krizinden ölen Vian’ın yapıtına sahip çıktığı ortada.

     

    Mezarlarınıza Tüküreceğim meşhur Amerikan pulp’ıyla Fransız sado-erotizminin hararetli bir birleşimi.” —The Guardian

     

    “Boris Vian eşi benzeri olmayan bir yazar.” —James SallIs

  • Müziği Boğan Gürültü: İdeolojinin Kıskacında “Musiki” Yazar:

    Osmanlı’nın son döneminden günümüze “Türk musikisi” tartışmalarının zengin bir materyale dayanan geniş bir panoraması ve yorumu.

    Tarihyazımında “uzun yüzyıl” kavramına aşinayız, ancak bu uzun yüzyılın daha da uzun olabileceğini, bitmek bilmeyebileceğini bugünkü tartışmalarımızdan hareketle daha iyi anlıyoruz.

    Güneş Ayas, Müziği Boğan Gürültü adlı çalışmasıyla, Osmanlı toplumunda geniş bir sosyal zemine yayılan ve çoğu zaman birleştirici bir vazife gören, hatta farklı dinlere mensup insanların birlikte icra ettiği “musiki”nin, özellikle Cumhuriyet’le birlikte ideolojik bir söylemin parçası haline geldiğini, yeniden tanımlama girişimleri arasında Doğu-Batı-Türklük üçgeninde kimliğini yitirdiğini, suların nispeten durulmasının ümit edildiği yıllarda ise Zeki Müren gibi ikonik bir ismin kariyerinin de gösterdiği gibi yüksek kültür-popüler kültür tartışmalarının ortasında kaldığını ayrıntılarıyla gözler önüne seriyor.

    “Şehrin kültür hayatının ayrılmaz bir parçası olan Osmanlı müziği, Osmanlı şehir toplumunu yatay ve dikey olarak birleştiren bir üst kültür diliyken, nasıl oldu da önce bir problem haline geldi, sonra da adım adım merkezdeki yerini kaybetti? Osmanlı-Türk müziği… çoğu zaman müziğin kendisiyle hiç ilgisi olmayan siyasal gündemlere hizmet eden bir ideolojik tartışma konusu haline geldi. Öyle dönemler oldu ki, bu müzik, icracıları ve dinleyicileriyle değil, savunucuları ve düşmanlarıyla anılır oldu… İdeolojinin kıskacında müziğin sesi duyulmaz oldu.”

  • Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü Yazar:

    Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, Poe’nun yazdığı en büyük eserdir.” –Jorge Luis Borges

     

    Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü, genç ve maceraperest Arthur Gordon Pym’in arkadaşı Augustus’la kaçak olarak bindiği Grampus isimli gemiyle güney denizlerine yaptığı yolculuğu anlatır. Gemide çıkan isyandan sonra Arthur ve arkadaşları hayatta kalmak için yamyamlık, açlık ve kötü hava koşullarına karşı mücadele eder.

     

    Edgar Allan Poe’nun yayımlanmış tek romanı ve en dikkat çeken eserlerinden olan Nantucketlı Arthur Gordon Pym’in Öyküsü,  Herman Melville’in Moby Dick, H.P. Lovecraft’ın Delililiğin Dağlarında kitaplarına esin kaynağı olmuş, Jules Verne ise romanın devamını Buzlar Sfenksi adıyla kaleme almıştır.

     

    Güvertede korkunç cinayetler işlenirken kamarandan dışarı çıkmaya cesaret edebilecek misin?

  • Öksüz Brooklyn Yazar:

    National Book Critics Circle En İyi Roman Ödülü
    Gold Dagger En İyi Suç Romanı Ödülü
    Polisiyeden Western’e, bilimkurgudan büyüme öyküsüne kadar birçok farklı tür arasında belki de hiçbir yazarın yapmadığı kadar çok
    geçiş yaparak “yüksek edebiyat” ile popüler kültürü iç içe geçiren ve pek çok prestijli ödülün sahibi olan Jonathan Lethem, kendi
    jenerasyonunun en sıradışı yazarlarından. Kariyerinde dönüm noktası olan Öksüz Brooklyn ise edebiyat tarihinin en alışılmadık
    başkahramanlarından birini okurlara sunan, benzersiz bir suç romanı.
    Tourette sendromlu “özel dedektif” Lionel Essrog, hastalığının sebep olduğu dürtüler, takıntılar ve sinir krizleri arasında ona hayatta
    en yakın olan kişinin ölümünü çözmek için Brooklyn’in altını üstüne getirmeye kararlıdır. İpuçlarının peşine düştüğü, çıkmaz
    sokaklarla ve belalı karakterlerle dolu bu yolculukta en büyük yardımcısı ise kararlılığı ve obsesif kompulsif bozukluğu olacaktır.
    Oyunbaz dili, unutulmaz karakterleri ve özgün konusuyla benzerlerinden ayrılan Öksüz Brooklyn, hem klasik dedektif romanlarına bir
    saygı gösterisi hem de yakın dönem postmodern edebiyatta kilometre taşı.
    “Bir dedektiflik hikâyesi okumak bile yeterince ilginçken Lethem’ın Tourette sendromlu bir karakterin de sırlarını açığa çıkarmasına
    şahit olmak çok daha eğlenceli.” –Time
    “Tekinsiz bir hayal gücünün ve her okumada okuru etkileyen kurguların yazarı.” –Colson Whitehead

  • Orsinya Öyküleri Yazar:

    Amerikan Ulusal Kitap Ödülü Finalisti

     

    Ursula K. Le Guin, bilimkurgu ve fantazi edebiyatına damga vurmuş en büyük yazarlardan. Kitapları ve fikirleriyle hem okurlara hem de yazarlara ilham veren Le Guin, yalnızca türün değil tüm yirminci yüzyılın en önemli edebiyatçılarından.

     

    Orsinya… ortaçağ kalelerinin, surlarla çevrili şehirlerin ve kadim tanrıların mesken tuttuğu dağlara uzanan tren raylarının diyarı. Hayatın sert, düşlerin kırılgan ve bilinmedik güçlerin parçalamaya çalıştığı halkın akıl bütünlüğünü yitirmeme uğraşı verdikleri bir ülke burası.

     

    Le Guin’in kendi için yarattığı bir Doğu Avrupa ülkesi olan Orsinya’da geçen ve yaklaşık sekiz yüz yıllık bir tarihten kesitler sunan Orsinya Öyküleri, yazarın kelime işçiliğinin ve karakter yaratımının başarısını gözler önüne sermekle kalmayıp modern edebiyattaki en sıradışı başkaldırı, devrim, şiddet ve aşk öykülerini de bir araya getiriyor.

  • Parçalanma Yazar:

    TIME’ın seçtiği “1923-2005 Yılları Arasında Yayımlanan En İyi İngilizce 100 Roman”dan biri.
    Afrika edebiyatının en büyük ismi Chinua Achebe gerçekçi tarzda yazdığı ve çoğunlukla Batı’nın Afrika’yı kolonileştirmesi üzerine
    kaleme aldığı romanlarıyla her ne kadar yerel bir hikâye anlatsa da yarattığı karakterler ve kurgularıyla evrensel meselelere değinmeyi
    başaran nadir yazarlardan. 2007’de dünya edebiyatına yaptığı katkılardan dolayı Man Booker Uluslarası Ödülü’nü kazanan
    Achebe’nin ilk romanı Parçalanma ise hem yazarın hem de bir kıtanın başyapıtı.
    Okonkwo kendi döneminde yaşayan en büyük güreşçi ve savaşçıdır. Ünü bir yangın gibi tüm Batı Afrika’ya yayılmıştır. Fakat bir gün
    istemeden bir kabile üyesini öldürür ve o andan itibaren her şey parçalanmaya başlar. İşlediği bu suçtan dolayı gittiği sürgünden yıllar
    sonra geri döndüğünde, köyünde misyonerleri ve sömürge idarecilerini bulur. Artık kontrolünü tümden yitirdiği hayatı, hızla yok
    oluşa sürüklenir.
    Parçalanma, klasik bir kahramanlık anlatısı olmakla birlikte klişelerden uzak, son derece özgün bir roman. Modern edebiyatın belki
    de en büyük trajedisi.
    “Büyüleyici bir yazar. Yirminci yüzyılın en iyilerinden.” –Margaret Atwood
    “Achebe’nin eserleri olmadan Afrika edebiyatını düşünmek olanaksız.” –Toni Morrison
    “Achebe insanı sarsıyor… Sert üslubunu, sıradan insanlara duyduğu gerçekçi ve kararında bir şefkatle hafifletiyor.” –Anthony Burgess

  • Psikanaliz ve Göç Yazar:

    İstanbul Psikanaliz Eğitim, Araştırma ve Geliştirme Derneği (Psike İstanbul) tarafından Boğaziçi Üniversitesi’nde geçen sene düzenlenen 11. Psikanalitik Bakışlar Sempozyumu’nda sunulmuş tebliğlerin derlendiği bu kitap, küreselleşmenin ve savaşların beraberinde getirdiği etkiler sonucunda hepimiz için günden güne daha yakıcı bir gerçeklik haline gelen göç meselesine psikanalizin hassas merceğinden nasıl bakılabileceğine dair çeşitli örnekler sunuyor. Her biri alanlarının uzmanı olan kişilerce kaleme alınmış yazılardan oluşan bu derlemede, göçün ruhsallık üzerinde doğurduğu sonuçlar sadece bireysel veya toplumsal bir düzlemde ele alınmıyor. Aynı zamanda, psikanalizin kendisine yönelik etkileri de göz önünde bulunduran düşünümsel bir çerçevede irdeleniyor. Psikanaliz ve Göç’ün, çalışmalarını psikanaliz ekseninde yürütenler ve göç üzerine düşünen herkes için faydalı bir kaynak olmasını umuyoruz.

    “Aslında her büyük taşınma, çevrede birbirine yoğun olarak geçmiş hem insanla ilgili olan hem de olmayan bileşenleri değiştirir. Bir yerden ayrılırken sadece arkadaşlarımız ve akrabalarımızla değil, bildik olan çevreyle de bağlarımızı kaybederiz. Aynı süreç yeni bir yere geldiğimizde de böyle işler: Sadece farklı insanlarla tanışmayız, tanıdık olmayan yerlerle, iklimle ve mimariyle de karşılaşırız. İnsandaki ve insan-dışı çevredeki değişimler göç ve sürgün söz konusu olduğunda her zaman birlikte bulunurlar.” SALMAN AKHTAR

     

    KATKIDA BULUNANLAR

    Nesli Keskinöz Bilen / Salman Akhtar / Sverre Varvin / Pınar Limnili Özeren / Ümit Eren Yurtsever / Yavuz Erten / Bella Habip / Melis Tanık Sivri / Nayla de Coster / Yeşim Korkut / Gökhan Oral / Saskia von Overbeck Ottino / Deniz Yükseker / Sibel Mercan / Nuray Türksoy / Sevil Kural

  • Sandman 5 – Sen Oyunu Yazar:

    Tüm zamanların hem en popüler, hem de eleştirmenlerce en çok beğenilen grafik romanlarından biri olan SANDMAN, çizgi roman dünyasında olgun ve lirik fantazinin dönüm noktası oldu. Mecranın en aranan sanatçılarının resimlendirdiği seri, modern ve antik mitolojilerin çağdaş kurgularla, tarihi dramalarla ve efsanelerle beraber dokunduğu zengin bir karışım.

    SANDMAN serisinin beşinci cildi SEN OYUNU’nda çocukluğun muhayyel manzaraları sahne alır. Düşlem’in unutulmuş bir köşesinde uyanık dünyayı koruyan duvarda bir çatlak oluşur ve bu çatlaktan bir grup New Yorklu genç hem ürkütücü derecede tanıdık hem de rahatsız edici derecede kötücül bir diyara doğru geçiş yaparlar.

    Samuel R. Delany’nin sunumuyla

     

  • Sendrom Yazar:

    Hugo Ödüllü yazar John Scalzi’nin yakın gelecekte geçen bilimkurgu – gizem türündeki Sendrom Serisi’nin ilk kitabı Sendrom’la
    heyecan başlıyor.
    Bilinmeyen bir virüs tüm dünyada yayılmaya başlamıştır. Virüsü kapanların çoğu bu durumdan etkilenmezken, şanssız beş milyon
    insanda “Sendrom” ortaya çıkar. Hastalar tamamen bilinçli ve kendinde olsalar da hiçbir şekilde hareket edemezler. Her çeşit insanı
    etkileyen bu hastalık tüm dünyayı değiştirir.
    Yirmi beş yıl sonra, “Haden sendromu” adı verilen hastalığın şekillendirdiği dünyada çaylak FBI ajanı Chris Shane, deneyimli bir
    ajan olan Leslie Vann ile ortak olur. İkili, Watergate Hotel’de işlenen ve Haden sendromuyla bağlantılı gibi duran bir cinayete
    atanırlar ve tek şüpheli de bir “entegreci” yani bedenini sendromlu birine bir süreliğine ödünç veren biridir. Bu yüzden asıl şüphelinin
    kim olduğunu bulmak oldukça zorlaşır.
    Shane ve Vann cinayetin gizemlerini ortaya sermeye başladıkça suçun çok daha büyük bir şeyle alakası olduğu açığa çıkar. Bir
    cinayet vakası olarak başlayan soruşturma, ikiliyi büyük şirketlerin salonlarından sendromluların Agora denen sanal ortamlarına ve
    sürprizlerle dolu yeni bir toplumun derinliklerine götürür. Orada karşılaşacaklarıysa akla hayale sığmayacak kadar büyüktür.
    “Zekice yazılmış, düşündürücü, eğlenceli ve ayrıca sağlam aksiyon barındıran bir roman.” —Patrick Rothfuss
    “John Scalzi, yazdıklarını bambaşka bir seviyeye taşıyor. Sendrom, bugüne kadar yazdığı en iyi kitap.” —Cory Doctorow

  • Sinema: Tarih-Kuram-Eleştiri Yazar:

    Sinema: Tarih-Kuram-Eleştiri, yedinci sanatın doğuşundan günümüze kadarki yolculuğunu önemli kuramcıların yazıları eşliğinde
    masaya yatırıyor.
    Kitabın “Kuram ve Tarih” başlığını taşıyan ilk yarısı, sinema tarihine, kuram ve ideoloji bağlantısına, görsel biçime ve alımlama
    çalışmalarına yer veriyor. Eleştirel yaklaşımlara ayrılan ikinci kısımdaysa psikanalitik ve feminist eleştiriler ile tür eleştirisi yer alıyor.
    Seçil Büker ve Y. Gürhan Topçu’nun hazırladığı eser, sinemayı anlama yolunda değerli bir kaynak.
    Güney Birtek’in sunumuyla.

  • Spider-Man: Düşmanca Devralma Yazar:

    REKORLAR KIRAN OYUNUN RESMİ ÖN HİKÂYESİ!
    Peter Parker karmakarışık bir ilişki ağının içerisindeydi. En ileri teknolojileri barındıran bir laboratuvarda çalışıp dünyayı
    değiştirmeye çalışan genç bir biliminsanıydı. Yine de ikinci işi olan suçla mücadelenin getirdiği sorumluluklarla baş
    etmekte zorlanıyordu…
    Wilson Fisk, namıdiğer Kingpin, New York’a dönmüş ve kendisini halk arasında fedakâr bir girişimci ve hayırsever biri
    olarak gösterme çalışmalarına başlamıştı. Örümcek-Adam bunun böyle olmadığını bilse de gerçekleşmesi halinde “bir
    daha geri dönüşü olmayan” o kötü niyetli plana dair gerçekleri açığa çıkaramazdı.
    Örümcek-Adam’ın kostümü ve özellikleriyle sokakları altüst etmeye başlayan yeni tehdit karşısında Ağ Kafa, yaşanan
    kötü olayların sorumlusu olmadığını gösterip masum olduğunu kanıtlayabilecek miydi? Zaman daralıyor ve insanların
    hayatı tehlikedeyken Örümcek-Adam, bu eli kanlı Örümcek’in cani saldırını durdurabilecek miydi? Örümcek-Adam
    düşmanlarına ve korkularına boyun mu eğecekti yoksa ayağa kalkıp eskisinden de güçlü olduğunu mu gösterecekti?

  • Suret – Psikokültürel Analiz Yazar:

    Suret Psikokültürel Analiz, “Sapkınlık” teması etrafındaki doyurucu yazılarla okurların karşısına çıkıyor.

    Portman Kliniği’nde uzun süre çalışan Ülkü Gürışık ile yapılan söyleşi de oldukça merak uyandırıcı nitelikte.

    Sapkınlığın tanımına ve hangi görünümler altında karşımıza çıktığına yoğunlaşan yazılardan bazıları şöyle:

     

    Cinsiyetlenme ve Fantezinin Mantığı: Ceren Korulsan

     

    Sapkınlık nedir? “Gayet iyi biliyorum ama yine de…”: Özgür Öğütcen

     

    Sapkınlıklar ve Neoliberalizm: Ceylin Özcan

     

    Sapkınlıklara Giriş: Özge Soysal

     

    Yeryüzü Mutsuzluğu: Hakan Kızıltan

     

    Başlangıçta Sapkınlık Vardı(r): Hakan Kızıltan – M. Bilgin Saydam

     

    Ülkü Gürışık ile Söyleşi: Sapkınlık ve Klinik Görünümleri

     

    Piyanist’in İçsel Müziği: Özden Terbaş

     

    Şey; Bana Hem En Mahrem Hem De Yabancı Olan: Sevinç Beyza Toktay

     

    Sapkın İlişkilenmeler, Toplumsal Yadsıma ve Duvar Üzerine: İlker Özyıldırım – Barış Özgen Şensoy

  • Süreyya’nın Saatleri Yazar:

    “Ailem, evim, kentim, yurdum, Allah’ım yok benim. Ben Süreyya’yım. Gökten de değil, başka bir yerden de. Bir
    başıma Süreyya’yım. Sü-rey-ya. Kendimi kendim var ettim. Ailemi, evimi, kentimi, yurdumu ve Allah’ımı ben
    yarattım. Günahsa günah, ayıpsa ayıp… Şimdi de bir güzel yıkacağım, bozacağım, vardan yok edeceğim
    hepsini.”

    Geçmişle hesaplaşmanın ancak geleceği kurmakla mümkün olduğu dünyada, şimdiki zaman ne işe yarar?  İlk
    kitabı Aile Fotoğrafı ile adını duyuran Kerem Görkem, yeni romanında sıradan bir karakterin üzerinden
    gündelik hayatı anlatıyor. Kapıcı Süreyya, sıradan olduğu kadar sıradışı da: Çöp alıp aidat toplarken
    gözlemcilik yapıyor, kent ve kentlilik üzerine düşünüyor.

    Süreyya’nın Saatleri, İstanbul’u ararken kendiyle karşılaşan yalnız bir adamın hikâyesi…

  • Tanrıların Tohumu Yazar:

    “Eğer Wells olmasaydı, çağdaş bilimkurgu da olmazdı.” –Kingsley Amis
    “Geleceğin, insanların hayal ettiği gibi parlak olmayacağını öngören Wells’i okumak, yaptığım en iyi keşiflerden biriydi.” –George Orwell
    H. G. Wells, bilimkurgunun atası, türe adını altın harflerle yazdırmış en büyük yazarlardan. Zaman Makinesi, Görünmez Adam, Doktor Moreau’nun
    Adası ve Dünyalar Savaşı gibi eserleri ve düşünceleriyle âdeta zamanın ötesinden gelen bir yazar olan Wells, Tanrıların Tohumu’nda ters giden
    bilimsel gelişmelerin, kırılgan bir ırk olan insanlığı nasıl yıkıma sürükleyeceğini anlatıyor.
    Sevimsiz oldukları söylenebilecek iki biliminsanı Profesör Redwood ve Bay Bensington gözden uzakta çalışmalarını sürdürüyorlardı. Bu sırada
    keşfettikleri Herakleophorbia, namı diğer Devtohumu ile insan evrimindeki en büyük gelişmenin altına imza attılar. Bu tohum sayesinde daha zeki,
    daha güçlü süper insanlar geliştirilebilecekti.
    Ancak göz ardı ettikleri bir şey vardı: Bilim, insanlığa boyun eğmeyecekti. Bu icat sayesinde insanlar ve hayvanlar kontrolün ötesinde büyüyecek, bu
    besini tüketen devler ile normal toplum arasına sınırlar çekilecek ve bu farklılığın getirdiği kaos, insanlığı yavaş yavaş ele geçirecekti.
    Wells’in 1904 yılında, yani genetiği değiştirilmiş besinlerin tüketilmeye başlamasından uzun yıllar önce yazdığı Tanrıların Tohumu, bilimkurgunun
    günümüz biliminin dahi kafa yorduğu konulara değinen gizli hazinelerinden biri.

  • Tüm Sistemler Çöktü Yazar:

    Hugo, Nebula ve Locus En İyi Kısa Roman Ödülü Kazananı
    Kalpsiz bir ölüm makinesi olarak tam bir başarısızlık abidesiydim.

    Uzay araştırmalarının kurumsallaştığı bir gelecekte, araştırmalarda kullanılacak tüm malzemelerin Şirket’ten
    kiralanması gerekmektedir. Buna, araştırma yapacağınız gezegene gitmek için kullandığınız uzay gemisinden,
    sizi koruması için gönderilen GüvBirim androidi de dahil.
    Uzak bir gezegende, yüzey testi yapan bir grup biliminsanına da kendine “Katilbot” diyen ve kendi idari
    modülünü hacklediği için bilinç kazanmış bir GüvBirim androidi kiralanmıştır. İnsanlardan çekinen ve
    dikkatleri üzerine çekmek istemeyen Katilbot’un tek yapmak istediği görevini başarıyla yerine getirip insanların
    onu rahat bırakmasıdır.
    Ancak komşu bir araştırma ekibinden haber alınamadığında gerçeği ortaya çıkarmak Katilbot’a kalacaktır.
    Katilbot Günlükleri, Tüm Sistemler Çöktü ile başlıyor…
    “Bu kitabı ne kadar övsem az. Hem güldürdü hem de kalbimi kırdı.”
    –Patrick Rothfuss
    “Katilbot’a bayılıyorum.”
    –Ann Leckie